Yörünge Dergisi

"Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası"

Cumartesi, Haziran 6, 2020

10 Kasım’da Sorulması Gereken Sual

10 Kasım’da Sorulması Gereken Sual

İslamcılar Atatürk’le Barışıp İnönü’den Şikayetçiler mi?

Malum, memlekette içinde İslamcı kökenlilerin de bulunduğu muhafazakar- mütedeyyin karakterli bir iktidar var. İslamcılar bu iktidar döneminde çok partili siyasi hayatımızda daha önce hiç olmadığı kadar etkin pozisyondalar. Mamafih bu pozisyon radikal söylemlilere bile “Devlet” gerçeğiyle yüzleşme imkânı da verdi.

İyi mi oldu, kötü mü oldu tartışması bir yana devlet erkinin soğuk yüzüyle karşılaşıp çeşitli imkanlarından nemalanmak seküler rejim karşıtlığını izale edip uzlaşma cihetinin ortaya çıkmasına vesile olmuş gibi. Gelişmeyi sadce “uzlaşma” olarak nitelendirmek yeterli olmayabilir. Gerçekçi niteleme “değişim” olsa gerek.

Gazeteci-yazar Akif Beki’nin karar gazetesindeki köşe yazısı bu konuya temas ediyor gibi:

Atatürk’ü şükranla İnönü’yü şikayetle anmak

BBC Türkçe, dün İnönü’yle yaptığı tarihi röportajdan bir kesit paylaştı Twitter hesabında.

Fakat tam da 10 Kasım arifesinde, Türkiye arşivinden bunu çekip ortaya çıkarmaları enteresan.

Belki de Atatürk’le siyaseten barışıp İnönü’yle kavgaya hala devam edilmesi motive etti seçimlerini.

1964’te atlattığı suikast girişiminin ilk saatlerinde, sıcağı sıcağına konuşmuşlar.

Klipte Başbakan İnönü’ye, canına kasteden saldırganın muhalefetteki Adalet Partisi’yle bağlantılı çıktığı söylentileri soruluyor.

İnönü, tereddütsüz reddediyor bu aceleci komploları. Böyle bir tahminde bulunmanın doğru olmadığını söylüyor.

Hatta aksine, AP’lilerin samimiyetle geçmiş olsun dileklerini ilettiklerini belirtiyor.

Siyasi muhaliflerini suçlamaya ya da sorumlu tutmaya yeltenmediği gibi, zan altında bırakacak en ufak bir imadan dahi kaçınıyor, kapatıyor o kapıyı.

Halbuki seçimler yaklaşırken ciddi bir suikast atlatmış ve AP önde görünüyor, favori…

Fırsatçılık yapabilir, AP’ye yıkarak muhalefeti kriminalize edebilir, siyaseten yararlanmaya kalkabilirdi.

Ortadan kaldırılmasının muhalefete yarayacağı paranoyasını kaşıyabilirdi.

Kaşımıyor, siyasi rakiplerini hedefe koyup düşmanlaştırmıyor, terör suçlusu göstermiyor.

29 Ekim Cumhuriyet Bayramı’nda yazmıştım. Karşı devrim korkusunu körüklemeyi de reddetmiş, irtica yaygaralarına da yüz vermemişti.

Abdi İpekçi söyleşisinde, “Bazen insana, acaba irtica hortluyor mu diye bir vehim geliyor ama yersiz, Cumhuriyet bütün değerleriyle millete mal olmuştur” diyerek ‘gerici ayaklanma’ öcüsünün ipini çeken oydu.

Siyasete alet etmeye, yıpratma silahı gibi elinde tutup irtica tehlikesini sağ iktidarlara karşı kullanmaya tevessül etmemişti.

Fakat hayatteyken irtica karşıtlığının istismarına geçit vermemesi bile, vefatından sonra İnönü karşıtlığı üstüne siyaset bina edilmesine mani olmadı.

***

Çok partili bir rejim devralıp tek parti saltanatına döndürmemiş, Cumhuriyet’i geriye değil ileriye, tek parti hakimiyetinden çok partili demokrasiye taşımış ve Milli Şef olarak girip seçimleri kaybettiğinde de iktidarı bırakmayı bilmişti.

‘Gerici kalkışma tehlikesi var, irtica tehdidi sürüyor, ben gidersem ayakta kalamaz yıkılır kurduğumuz Cumhuriyet’ gibi mazeretlere sığınıp baştan gitmemezlik yapmamıştı.

Atatürk’ün silah arkadaşı, Cumhuriyet’i birlikte kurduğu bir Milli Mücadele komutanı, bir İstiklal kahramanı ve ikinci cumhurbaşkanı olmakla kalmadı yani…

Atatürk’ün Cumhuriyet ve asrileşme ideallerinin tamamlayıcı adımlarını döneminde atan, muasır medeniyetler hedefine bir adım daha yaklaştıran liderdi İnönü.

Ayrıca Atatürk gibi o da, kişisel kaderini milletin mukadderatıyla, Cumhuriyet’in ömrüyle bir tutmadı. ‘Ben varsam var, benden sonrası tufan’ demedi…

Atatürk’ü bugün ‘rahmet, minnet, şükran, hayır ve saygıyla’ anmamıza vesile olan Cumhuriyet’in bütün fazilet ve kazanımlarında hisse sahibidir.

Atatürk düşmanlığının beslendiği iftira, çarpıtma, dolduruş ve önyargıları tüm eleştiri ve rezervlerini koruyarak yıkabilen anlayış, İnönü düşmanlığına da pekala izin vermeyebilir.

Hatası sevabıyla değerlendirilen bir ortak değer, bir tarihsel kişilik mertebesine konup gündelik siyasi çatışma ve hesaplaşmaların üstüne çıkarılabilir o da.

Memnuniyetlerini Atatürk’e, şikayetlerini İnönü’ye mal eden tutarsız istismarcıların elinden Atatürk’e yaslanıp İnönü’yü kötüleme fırsatını, bütün çekincelerine rağmen alsa alsa Cumhurbaşkanı Erdoğan alabilir. Aynı kanaatteyim.

Daha Fazla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir