Trump, Veliaht Prensi Neden Koruyor?

Washington Post yazarı gazeteci Cemal Kaşıkçı’nın öldürülmesinin ardından yerli yabancı medya çok sayıda haber ve analiz yayınladı. ABD Başkanı Trump’ın damadı Kushner’in Veliaht Prens Muhammed bin Salman ile olan yakın hukuku tartışmaları başka bir boyuta taşıdı. İbn Haldun Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Müdürü Al Jazeera Türk’ün eski yönetim kurulu başkanı Doç. Dr. Burhan Köroğlu ile Habertürk’ten Kübra Par’ın sorularını cevapladı.

Köroğlu, Kaşıkçı’nın cinayetinin perde gerisinde Suudi Arabistan’ın cihatçı örgütlerle ilişkisinin yattığını, ABD Başkanı Trump’ın Veliaht Prens’le yola devam edeceğini iddia etti. “Suudi Arabistan’ın son dönemlerde yaptığı şeyler de akla uygun değil.” diyen Köroğlu, şunları söyledi: “Bu bağlamda baktığımda kendi konsolosluğunda kendi vatandaşına böyle bir şey yapmasını çok da anlamsız görmüyorum. Muhammed bin Selman’ın şahsiyetiyle ilgili de çok sayıda şaibe var.”

Nasıl bir şahsiyet?

Öncelikle gizemli bir şahsiyet, öyle çıkıp da ortalıkta dolaşan biri değil. Güvenlik korkusu had safhada. Dolayısıyla, Kaşıkçı gibi birinin ona bireysel anlamda bir tehdit oluşturması söz konusu değil. Kaşıkçı sadece çok etkili bir gazeteciydi. Washington Post gibi bir gazetede eleştiri yazıları yazması Muhammed bin Selman’ı elbette rahatsız ediyordu. Türki bin Faysal, Suudi Arabistan’ın en önemli figürlerinden biri, bir dönem istihbarat şefliği yaptı. Dolayısıyla, aslında Suudi derin devletini en yakından bilenlerden biriydi. Bu tür insanların neyi ne kadar bildikleri bilinmez. Devlette çalışan birçok insanın bildiği sırlar vardır. Fakat günü geldiğinde bu sırları ortaya dökecek insan azdır. Türki bin Faysal, geçen günkü bir röportajında, ‘cihatçı’ örgütler ile Suudi Arabistan’ın ilişkileri kendisine sorulduğunda bunları reddetti “Böyle bir ilişkimiz yok” dedi. Ama yarın bir gün, Türki bin Faysal’ danışmanlık yapmış olan Kaşıkçı çıkıp bu ilişkinin aslında ne boyutlarda olduğu konusunda, Washington Post’a bir yazı yazsaydı, bin Selman’ın bunu temizlemesi kolay olmazdı. Dolayısıyla, veliahtın çevresinde, bu tür endişelerle bir şekilde Kaşıkçı’nın susturulması fikri oluşmuş olabilir.

Kaşıkçı-CIA bağlantısı…

Cemal Kaşıkçı’nın CIA için de çalışıyor olabileceğine yönelik iddialar da ortaya atıldı. Siz buna ihtimal veriyor musunuz?

Buna hiç ihtimal vermiyorum, çünkü Ortadoğu’da bunlar sık sık konuşulur. Kaşıkçı, Suud vatandaşlığından vazgeçmiş birisi değil. Belli endişeleri olsa da konsolosluğa kendi ayağıyla gidecek kadar ülkesine güvenen bir insandı. Aslında işin trajik tarafı da bu. Bir hafta öncesinde müracaat ediyor, kendisini konsoloslukta karşılıyorlar, ilgileniyorlar. Ardından, “Evrakların tamamlanması bir haftayı bulur, tekrar gel” diyorlar. Bu arada da o mevcut plan yapılıyor, Suudi Arabistan’dan 15 kişilik ekip geliyor. Aslında bu timin suikast timi olduğundan tam emin değilim. Çünkü daha önce birkaç operasyon yapılmıştı ve belli insanlar alınıp Suudi Arabistan’a götürülüp hapse konmuşlardı. Bunu da muhtemelen bu bağlamda düşünmüş olabilirler. Çünkü bu kadar kalabalık bir timin özel uçakla gelmesi akıllara bu soruyu getiriyor. Sadece bir suikast düzenlemek isteseniz bir insanı otel odasında da rahatlıkla öldürebilirsiniz.

Peki, gelen ekipte bir adli tıpçının da olmasını nasıl açıklıyorsunuz?

Tabii bu tür operasyonlarda bütün ihtimaller düşünülür. Öldürülmek durumunda kalınırsa delillerin yok edilmesi gerekir. Eğer kendi rızasıyla, itiraz etmeden onlarla beraber gitseydi, o kapıdan birlikte çıkıp bir uçağa biner ve normal yolcu gibi gidebilirlerdi. Fakat görünen o ki Kaşıkçı direnmiş, buna karşılık olarak da kendisine işkence edilmiş ve sonra da öldürülmüş. Sırf öldürmek için gelinmiş olsaydı, gerçekten bu kadar kalabalığa gerek yoktu. İkincisi, kaçırma çok daha akla makul geliyor, çünkü bu, bin Selman için de hem diğer muhaliflere korku salmak hem de “Türkiye gibi güvenliğin had safhada olduğu bir ülkeden bir muhalifimi kaçırıp yargılayabiliyorum” diyebilmek açısından daha büyük bir prestij olabilirdi.

İnsani boyutu bir tarafa bırakılırsa, bu olay, Suudi Arabistan’ın ABD ile ilişkilerini ve bölgedeki konumunu nasıl etkileyecek?

Suudi Arabistan son birkaç yılda ABD güdümüne çok daha fazla girmiş bir ülke. Suudi Arabistan topraklarında büyük Amerikan üsleri var. Şunu da bilmek lazım, bundan birkaç yıl önce Amerika’da bir yargılama yapıldı ve 11 Eylül olaylarındaki rolünden dolayı Suudi Arabistan’ın cezalandırılmasına dair bir karar çıktı. Trump bu olayı çözdü, bunun yolu da belliydi; Suudi Arabistan, Amerika ile 110 milyar dolar civarı silah alım anlaşması yaptı. Sonrasında da özellikle İran politikası konusunda tam anlamıyla ABD çizgisine geçti. Eskiden bir denge politikası vardı. İran’la ilişkiler her ne kadar kötü olsa da en azından karşılıklı saldırmazlık söz konusuydu. Katar’a zaten Körfez İşbirliği Teşkilatı dolayısıyla bir devlet gibi davranıyorlardı. Bu son krizden sonra birçok Katarlı ülkeden sınır dışı edildi, hapse atıldı. Suudi Arabistan bu son süreçte Türkiye’yi de karşısına aldı. Tabii bu yeni bir şey değil; Arap Bahar’ına kadar giden bir boyutu var. Ama son süreçte Suudi Arabistan, doğrudan PYD’ye aktarılan silahların parasını ödeyen bir ülke konumuna kadar gitti. Dolayısıyla, bu son iki üç yıllık süreç oldukça trajik. Ayrıca katı bir İslam devleti havası vardı. Şimdi artık ılımlı İslam’a geçeceklerini söylüyorlar ama bu ılımlı İslam projesinin de ABD kaynaklı olduğunu biliyoruz. Ilımlı İslam çerçevesinde az önce bahsettiğim gibi, turizm yatırımları, oteller gibi geleneksel olarak Suudi Arabistan halkının çok tasvip etmediği konuları da gündeme getirmeye başladılar. Dolayısıyla artık sabiteler yok. Bu projelerin hepsinin arkasında aslında Kushner ve İsrail var.

İsrail-Filistin meselesi bu tablonun neresinde?

Trump, hem Evanjelistlerin hem de Yahudi lobisinin desteğini almak amacıyla ciddi anlamda İsrail yanlısı bir politika izlemeye başladı. Daha öncesinde de Amerika’nın geleneksel politikası böyleydi ama o politikada yine ufak tefek dengeler vardı. Oysa şimdi Kudüs’ü, aslında bütün uluslararası teamülleri karşılarına alarak, Birleşmiş Milletler kararlarını hiçe sayarak, İsrail devletinin başkenti yaptılar. Buna normalde Arap dünyasının çok şiddetli tepki vermesi gerekirdi, ki birçoğu verdi. Ama Suudi Arabistan’ın tepkisi çok zayıf kaldı. Zaten Suudi Arabistan’ın Filistin yönetimine çok ciddi baskılar uyguladığını biliyoruz; hem yaptığı maddi yardımları önemli ölçüde kesti hem de bu kararı kabul etmelerine yönelik onlara baskı uyguladı. Katar’ı da aslında bundan dolayı biraz sıkıştırıyorlar, çünkü Katar hâlâ Filistin meselesinde hassasiyetini devam ettiren, İhvan-ı Müslimin hareketini terör örgütü ilan etmeyen, onlara kendi topraklarında yer veren bir ülke. O yüzden Katar’ı da cezalandırdılar. Suudi Arabistan medyasına ve resmi açıklamalara baktığımızda, “Filistin meselesi başımızın belası oldu. Bizim için aslında bu önemli bir mesele değil. Biz istikrara bakalım ve İsrail’le ilişkileri geliştirelim” çabasında olduklarını görüyoruz. Birtakım gizli görüşmeler yaptıklarını biliyoruz. Dolayısıyla, bu da Suudi Arabistan’ın sabitelerinden birinin daha ortadan kalktığını gösteriyor.

Kral Selman, yaşlı ve tecrübeli bir insan ama kontrol bir şekilde Muhammed bin Selman’ın elinde. Öyle olunca bu dengesizlikler ortaya çıkıyor. Burada ittifakın başını çeken Birleşik Arap Emirlikleri. Orada da veliaht Muhammed bin Zayid başı oynuyor. Suudi Arabistan’da Muhammed bin Selman ve Mısır’da da darbeci Sisi. Bu dönem, İsrail’in en rahat olduğu dönem. Tabii Suriye’deki savaş da bu noktada önemli rol oynuyor. Suudi Arabistan, şu anda önemli anlamda gücünü Yemen’le savaşa verdi. Dolayısıyla İsrail’in Gazze’de yaptığı katliamlara veya Batı Şeria’ya uyguladığı baskılara tepki verecek Arap ülkesi neredeyse kalmadı.

“Trump Dünya Kamuoyunu İkna Edebilirse Bin Selman İle Yola Devam Edecek”

Muhammed bin Selman’ın bu işin içinde olduğu ve Cemal Kaşıkçı’yı bizzat onun öldürttüğü ortaya çıkarsa ne olur? Kaşıkçı cinayeti Muhammed bin Selman’ı dize getirme vesilesi haline getirilebilir mi? Muhammed bin Selman gücünü yitirir mi? Gücünü yitirirse bütün bu dengeler nasıl değişir?

Amerika’da Trump üzerinde hem Senato’dan hem medyadan çok ciddi bir baskı var. Tabii seçimler de önemli bir baskı unsuru. Trump yapabilirse, bu olayla ilgili nihai kararı seçimler sonrasına kadar ertelemeye çalışacak. Alacağı karar doğrudan Muhammed bin Selman’ı bitirmek olmayacaktır diye düşünüyorum. Çünkü ciddi ittifaklar yapılmış ve üzerinde birçok konuda anlaşılmış. Ama Suud ailesinden başka bir emiri parlatıp öne çıkarabilir ve Muhammed bin Selman’ı tasfiye edebilirler.

Bu ihtimal güçlü mü?

Bu ihtimal var. Çünkü bin Selman kendi ailesinden çok önemli insanları hapsetti. Onları bir otelde tutup, her birisinden gücüne göre 10 milyar dolar, 20 milyar dolar gibi paralar aldı. Çok düşman kazandı. Ailede herhalde onu seven kalmamıştır.

Peki, Kaşıkçı’nın öldürülmesinin ardında Muhammed bin Selman’ı sevmeyen kraliyet ailesi ile Trump’ı zor durumda bırakmak isteyen ABD derin devletinin dahil olduğu bir operasyon olabilir mi?

Bu tür komplo teorileri düşünülebilir ama elimizde bazı deliller var. Doğrudan Muhammed bin Selman’ın yakın korumaları bu işin içinde. Eğer böyle bir komplo olsaydı, aslında bu da Muhammed bin Selman için yeni bir fırsat olurdu. Tam tersine, şu anda inkâr sürecindeler. Önce içeride olduğunu inkâr ettiler. Bu anlamda aslında Türk güvenlik güçlerinin de önemli bir şey yaptığını düşünüyorum. Doğrudan ellerindeki bilgileri başta paylaşmadılar, Suudi Arabistan’ın hata yapmasını beklediler ve onlar da bu hataları yaptılar. Muhammed bin Selman’ın hep babasına sorarak yaptığı şeyler vardı. Bu operasyonu babasına sormadan yaptığı konuşuluyor. Dolayısıyla, bütün deliller bir şekilde ortaya koyulursa ABD Muhammed bin Selman’ı tasfiye edebilir. Trump bence faturayı artıracak ve eğer dünya kamuoyunu ikna edebilirse bin Selman ile yola devam edecek. İkna edemezse de başka birini öne çıkarmaya çalışacak. Amerika’nın Suudi Arabistan’ı bırakması söz konusu olmaz. Ne Suudi Arabistan’ın ne de Birleşik Arap Emirlikleri’nin bu saatten sonra Rusya veya Çin tarafına geçmesini ihtimal dahilinde görmüyorum. Bölgede böyle bir değişikliğin olması için ancak Arap Baharı gibi büyük bir halk hareketinin ortaya çıkması gerekir.

“15 Kişiden Biri Şüpheli Bir Trafik Kazasında Öldü, Diğerlerini De Öldürebilirler”

Sizce bu cinayet tam anlamıyla aydınlatılabilecek mi?

“Muhammed bin Selman’ın bunlarla bir alakası yok, onları cezalandıracak” deniyor. Türkiye’ye gelen 15 kişiden biri şüpheli bir trafik kazasında öldü. Diğer kişiler de çok rahat yargılanıp idam edilebilirler.

“Bu olay Muhammed bin Selman’ın gücünün sonunu getirebilir” diyorsunuz. Ama o da boş durmuyor, son günlerde ciddi anlamda tehditler savuruyor: “Petrolün varil fiyatını 200 dolara kadar çıkarırım” diyor. Rusya ile yakınlaşmaktan söz ediyor. Hatta ve hatta İran’la yakınlaşmaktan söz ediyor. Bin Selman’ın Çin ve Rusya ile yakınlaşma ihtimali gerçekten var mı? ABD bu tehditler karşısında geri adım atar mı?

Sanmıyorum. Suudi Arabistan geçmiş dönemde bütün yumurtalarını aynı sepete koydu. Bu saatten sonra bu tür atraksiyonlar yapması çok zor.

Petrol fiyatlarını artırabilir mi?

Onu da yapamaz. Hatta konjonktürde petrol üretimini artırmasına dair Amerika’dan bir baskı vardı. Belki bunu yapmayabilir. Fakat bin Selman’ın bu işin içinde olduğuna dair maddi deliller kesinleşirse, ABD doğrudan Birleşmiş Milletler üzerinden bir ceza kesebilir veya içeride bir saray darbesi yapılabilir. Çünkü bin Selman’a yönelik daha önce ufak tefek teşebbüsler de oldu. Kral Faysal da petrol fiyatlarını artırmıştı, sonrasında kendi yeğenine öldürttüler. Bu bölgede CIA’in hâlâ çok etkin gücü var. Hatta daha önce bin Selman’ın diğer emirlere yaptığı operasyonu gerçekleştiren de yine Amerikalı meşhur güvenlik şirketlerinden Blackwater’dı.

Yani ABD’den uzaklaşmaları ihtimali yok diyorsunuz…

Daha yakın zamanda Kral Selman’ın bir Rusya gezisi olmuştu. Çin zaten bölgede var. Ama Suriye konusunda ABD tarafında yer aldılar. Türkiye’nin kızacağını bile bile PYD’yi desteklediler. Geçen haftaki Pompei ziyaretinde de bir 100 milyon dolar daha aktardılar.

“Trump kamuoyunu ikna edebilirse Muhammed bin Selman ile yola devam etmeyi deneyecektir” dediniz. Ama bir de Türkiye’nin elindeki bilgiler ve Türkiye’nin alacağı pozisyon var. Kral Selman’ın Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı arayıp, uzun bir telefon görüşmesi yaptığı ve “Düşmanlarımıza karşı ortak hareket edelim” diyerek ricada bulunduğu kulislere yansıdı. Türkiye’nin alacağı tavır bütün bu dengeleri ve Türkiye’ye karşı da oluşturulan ittifakları nasıl etkiler?

Türkiye aslında uzun yıllardır bölgenin bir istikrar ve demokrasi bölgesi olmasını istiyor. Arap Baharı’nı desteklemesinin arkasında yatan neden de buydu. Türkiye; demokrasiye, insan haklarına saygılı, fikir özgürlüğünü ortaya çıkaran, ekonomik gelişmeyi birçok alana yayan, halkının refahını öne çıkaran bir model haline gelmek istiyor. Türkiye Amerika’nın bölgeye bu şekilde müdahalesine karşı çıkacaktır. Diğer taraftan da Suudi Arabistan’a “Kendini düzelt, bölgede pozitif rol oyna. Maddi imkânlarını bölgeyi parçalama yolunda değil, Afrika’daki, Ortadoğu’daki halkların refahına yönelik kullan” şeklinde tavsiyede bulunacaktır.

Türkiye Kaşıkçı olayında dikkatli bir diplomatik yol izliyor. Hatta Cumhurbaşkanı danışmanlarından İlnur Çevik “Türkiye bu olayı kullanıp dünyayı Suudilerin başına yıkmak yerine yine Kraliyet ailesine dostluğunu gösterip olayı fazla deşelemeden, aksine iyi niyetle adımlar atarak Kral Selman’a yardımcı oluyor” diye yazdı. Suudi-Türkiye ilişkileri bundan sonra nasıl bir seyir alır?

Türkiye’nin bu bölge ülkeleriyle ilişkisi sadece rejimlerle ilgili değildir. Türkiye kendini bu bölgenin vazgeçilmez bir parçası, çok önemli bir aktörü olarak görüyor. Dolayısıyla, bölgedeki her türlü olumlu gelişmeyi destekleyecektir. Eğer Suudi Arabistan’daki rejim bu olaydan ders çıkarıp, Türkiye ile ilişkilerini düzeltme yönünde yeni bir yaklaşıma geçerse Türkiye bunu destekler.

Böyle bir ihtimal görüyor musunuz, yoksa tam aksine Türkiye’ye karşı daha da düşmanca bir tavır mı takınırlar?

Bu, Suudi Arabistan’ın tercihi. Aslında aklıselim ile bakıldığı zaman, Suudi Arabistan’ın Türkiye gibi bir ülkenin dostluğuna çok ihtiyacı olduğu görülür. Şu ana kadarki politikaları kendilerine zarar verdi. Trump’ın adeta aşağılayan konuşmaları aslında Suudi Arabistan halkının kalbinde derin yara açtı. ABD’nin kendilerini tamamıyla maddi anlamda yararlanılacak bir ülke konumunda görmesi, bir taraftan da sopa göstermesi aşağılayan bir yaklaşım. Kaşıkçı’nın yazılarında vurguladığı şeylerden biri buydu. Türkiye ise bölgeyle ilişkilerini eskiden beri zikrettiği “kazan-kazan ilişkileri” boyutunda tutmaya çalıştı. Bir de bu ülkelerle hem kültürel hem dini yakınlıklarımız var. Dolayısıyla Suudi Arabistan rejiminin bu akıl dışı yaklaşımdan çıkıp daha makul düşünmeye başlamasıyla ilişkilerin biraz daha normale dönebileceğini düşünüyorum. Aslında bu türbülans bölge için çok zararlı oldu. Bölgenin ihtiyacı olan şey öncelikle bölge ülkelerinin kendi ortak çıkarlarına odaklanmasıdır. Batı’nın emperyalist hesaplarını görmeleri ve kendi halklarının refahı ve mutluluğu için işbirliği yapmaları gerekir.

Cevap Yazın