Yörünge Dergisi

"Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası"

Pazartesi, Ağustos 3, 2020

Kültürel İktidarla İlgili Asıl Problem Ne?

ALİ K. METİN

Kemalist hegemonya, -bilindiği üzere- bütün şeditliğine rağmen toplumu sindirmeye güç yetiremedi. Toplumun zihinsel, kültürel kodlarını dönüştürmeye yönelik kültür politikaları istenilen başarıyı vermedi. Şüphesiz ki tamamen başarısızlıkla sonuçlandı diyemeyiz, ancak bürokratik ve entelektüel elitizm genel dokuyu değiştirecek kültürel nüfuzu gerçekleştiremedi.

Dünyadaki değişim rüzgarları Türkiye’nin kaderini değiştirmekte gecikmedi. 1946’da çok partili döneme geçiş Kemalist hegemonyanın kırılmasındaki en önemli dönüm noktasıydı. Halkın ikna edilmesi ve rızası siyasette bundan böyle bir zorunluluk haline geldi. Bürokratik, elitist hegemonyanın yerini millet iradesi aldı. Kemalizmin jakoben politikaları karşısında sessizliğini bozmayan ama kızgınlığını korumaya devam eden halk çoğunluğu, siyasetin artık etkin öznesi haline gelmiş, CHP’ye iktidar kapılarını hemen hemen tümüyle kapamıştı.

Bununla beraber, Kemalist ve/veya batıcı modernleşmenin taşıyıcılığını yapan aydın kesimin kültürel hegemonyası kolay kolay kırılamadı. En nihayet, çalkantı ve kırılmalarla geçen muhtelif dönemlerin ardından halk çoğunluğu siyasi iktidarını muhkem bir şekilde kurdu ve muhafaza etmeyi başardı. Elitist kadroların, başka bir açıdan beyaz Türklerin kültürel hegemonyası artık büyük ölçüde etkisini kaybetti. Hegemonik yapı ve dil kırıldı, ancak söz konusu hegemonyanın karşı tarafında duran yerli ve/ya muhafazakar unsurlar kendi entelektüel hegemonyalarını inşa etmeyi gerçek anlamda başaramadılar. Muhafazakar kültürün artan egemenliğiyle orantılı bir entelektüel hamle ve yükseliş bu süreçte kaydedilemedi. Dahası kültürel alanda jakoben/otoriter uygulamaların artık anlam ve uygun zemini de kalmadığından dolayı siyasal iktidar marifetiyle yeni bir kültürel hegemonyanın kurulması iyiden iyiye imkansız hale geldi.

Yaşadığımız dünyada hegemonyanın algoritması artık değişmiştir. Jakoben ve elitist yöntemler rasyonel olma özelliğini bütünüyle kaybettiler.

Diğer taraftan, Kemalist-elitist hegemonya, başından beri aslında var olan Batı hegemonyasının taşıyıcı bir unsurundan ibaretti. Bu sebeple Kemalist hegemonyanın kırılması siyasi açıdan bugün önemli bir başarı olmakla beraber, kültürel açıdan yeterli değildir. Kültürel hegemonyanın aşılması ancak Batı’nın kültürel hegemonyasını kırmakla mümkün olacaktır.

Dolayısıyla kültürel hegemonya meselesi üzerinden bugün asıl meseleye gelmiş olduk. Muhafazakar popülizmin dönüştürücü gücü nedir ne değildir, zaman içinde göreceğiz. Dönüştürmekten ziyade Batı hegemonyasının etkisi altında bizatihi kendi dönüşümünü yaşaması kuvvetli bir ihtimal olarak önümüzde duruyor. Yerli ve muhafazakar tanımlaması içinde yer alan entelektüel kadrolar, retoriksel reddiyelerin dışında bugün Batının zihinsel, kültürel hegemonyasını teyit etmekten öteye gidemiyor. Reddediyor, direniyor ama yerine kendi kültür paradigmamızı inşa edemiyoruz. Kültürün hayatın bütünüyle ilgili bir vakıa olduğunu hepten unutuyor gibiyiz.

Bugüne kadar olduğu gibi Batı kültürünü yerli, muhafazakar motiflerle soslamaktan öteye geçebileceğimiz şüpheli. Bunun için elzem nitelikteki entelektüel hamleyi mayalayacak olan kavrayış gücü ve zaviyesini bir türlü tedarik edemeyişimiz, yaşadığımız açmazla ilgili en temel problem olarak tespit edilebilir.

Daha Fazla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir