Yörünge Dergisi

"Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası"

Perşembe, Haziran 4, 2020

İstanbul Zirvesi’nin Kodları

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın girişimiyle gerçekleşen İstanbul Zirvesinde, Suriye’de ‘silahsız çözüm’ konusunda uzlaşıldı. Erdoğan, Putin, Merkel ve Macron tarihi Vahdettin Köşkü’ndeki zirvede sadece Suriye konusunu görüşürken özellikle ABD ve İran’a gayri resmi mesajlar da yolladılar: Dünya ABD’den ibaret değildir! İran’ın Suriye’deki rolünden rahatsızız.

Hakan Hocagil

Dış politika çok ilginç gelişmelerin, çok farklı birlikteliklerin/ayrışmaların, çok hızlı devinimlerin yaşandığı bir alan… Aynı zamanda sembolizmin ‘zirve’ yaptığı bir alan…

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, misafirleri Putin, Macron ve Merkel’i yanına alarak bahçesinden İstanbul Boğazını izlediği ve poz verdiği köşke adını vermiş olan Padişah Vahdettin, Avrupa’nın ‘hasta adam’ olarak nitelediği Devleti Aliye’yi en zayıf olduğu dönemde ‘yönetmiş’ bir padişahtı. Erdoğan’ın Suriye Zirvesi için Avrupa’nın/Batının İngiltere’den sonraki en mütekebbir devletlerini ‘hasta adam’ın bir köşkünde çok farklı bir statüde buluşturmasının da şüphesiz sembolik bir anlamı bulunuyor. Avrupalı liderler Erdoğan’ın belirlediği kapsam, Erdoğan’ın öngördüğü çerçeve ve büyük oranda Erdoğan’ın istediği mesajlar etrafında konuşup görüşüp bir metin etrafında uzlaştılar.

Suriye krizinin ‘silahsız çözüm’üne ve kalıcı istikrara giden yol haritasının temelleri İstanbul’da, Vahdettin Köşkünde atıldı. Liderler, sivillere yönelik yeni trajedilere yol açacak adımların engellenmesi konusunda ortak duruş sergiledi. Geçmiş zirvelerden farklı olarak liderler, kalıcı ve sürdürülebilir ateşkesin sağlanabilmesi için anayasa komisyonu kurulması konusunda mutabakata vardılar.

ABD’siz (hatta ABD’ye rağmen!), İran’sız dörtlü zirvede ana gündem, İdlib’deki ateşkesin sağlamlaştırılması ve Suriye krizine siyasi çözüm çabaları oldu. 17 Eylül’deki Soçi mutabakatının ardından İdlib’deki durum başta olmak üzere, sahadaki genel gelişmeler ve siyasi çözüm sürecinin ele alındığı zirvenin ardından düzenlenen ortak basın toplantısında konuşan Cumhurbaşkanı Erdoğan, sorunun yalnızca askeri yöntemlerle çözülemeyeceğinin altını çizdi. “Akan kanın bir an önce durdurulması öncelik hedef. Sınırda terör örgütlerinin palazlanmasına izin verilemez” dedi.

Bundan sonra atılacak adımlar, Suriye’deki nispeten stabil durumun devamını sağlayacak ve ülkenin geleceğini belirleyebilecek mi, bunu zaman gösterecek…

İran’sız zirve ne anlama gelir?

7 Eylül’deki Tahran Zirvesi’ne (Ruhani, Erdoğan, Putin zirevsi) büyük umutlar bağlayan çevreler, taraflar arasındaki sorunlar bulunduğu ortaya çıkınca içten içe bir hayal kırıklığı yaşamıştı. Tahran Zirvesinden sonra Suriye sorununun -özellikle de Esad’ın geleceği konusunun- Avrupalı aktörleri sürece dahil ederek tartışılması fikri ortaya atıldı; Türkiye’nin girişimiyle gerçekleşen İstanbul Zirvesi, bu ihtiyacın karşılanmasına matuftu.

Zira Tahran Zirvesi’nde Esad rejiminin İdlib’e yapmayı planladığı operasyon gündeme gelmiş ama Erdoğan’ın sivil kayıpların önlenmesine yönelik çağrıları, Putin ve Ruhani tarafından pek kale alınmamıştı. Erdoğan zirveden sonra da Türkiye’nin insani bir trajedinin yaşanmasına izin vermeyeceği konusundaki duruşunu her fırsatta hatırlatmıştı. 17 Eylül’deki Soçi Zirvesinde Putin Türkiye’nin taleplerini kabul etmiş ve İran’a da kabul ettirmişti. Şüphesiz bu durum, Rusya’nın Türkiye’yi kaybetmeyi göze alamadığını gösteriyordu.

ANKASAM’dan Doğacan Başaran’a göre, bahsi geçen gelişmeler, Ankara’nın çok yönlü dış politika anlayışının bir parçası olarak Rusya-İran ikilisini dengelemesi gerektiğini gösterdi. Türkiye de bu bağlamda Almanya ve Fransa gibi Avrupalı devletlerle yakınlaşarak yeni bir denklem oluşturmaya çalıştı. Almanya Dışişleri Bakanı Heiko Maas’ın Türkiye’ye ve Erdoğan’ın Almanya’ya gerçekleştirdiği ziyaretler, bu çerçevede güç dengesi politikasının, ittifak ihtiyacının gereği idi. Avrupalı liderler de Ankara’nın Suriye’deki duruşunu destekleme zorunda idi; çünkü olası bir İdlib operasyonu hem Türkiye’ye hem Avrupa’ya yönelik yeni bir mülteci akını Avrupa’yı da tedirgin ediyordu. Yani Avrupa’nın Türkiye’ye, Türkiye’nin de Avrupa’ya bu bağlamda ihtiyacı vardı.

Rusya’nın katıldığı zirveden İran’ın dışlanmış bu ülkenin Suriye’deki etkinliğinden ve Devrim Muhafızları Ordusu’nun (DMO) Suriye’deki varlığından duydukları rahatsızlıkla ilişkilendirildi. Zaten Suriye Krizi’nin başından beri Tahran, Esad rejiminin hep arkasında durmuş, Esad’sız seçeneklere karşı çıkmıştır (Gözlemcilere göre, Rusya, Esad konusunda daha esnek bir tutum izlemiştir. Süreç boyunca Moskova’nın önceliği, ABD’nin Suriye’yi şekillendirmesinin engellenmesi olmuştur; yani “Esad’sız bir Suriye” seçeneğine Rusya kapıyı kapatmış değildir). Bu nedenle de İstanbul Zirvesi, Suriye’de kalıcı barışın inşasına yönelik görüşmelerde İran’ın arka plana itilebileceğine ve Türkiye’nin süreci şekillendirmedeki konumunun merkezileşebileceğine işaret etmektedir.

ABD’ye rağmen?

Türkiye, Rusya, Fransa ve Almanya zirvesinin gayri resmi mesajlarından biri de ABD’ye yöneliktir. Dört lider, uluslararası sistemdeki konumlarından rahatsız olan ve çok kutuplu dünya düzenine yönelik arayışları dillendiren aktörlerdir. ABD Başkanı Donald Trump’ın NATO harcamaları üzerinden Berlin’i eleştirmiş olması, Merkel’in de hem bu konuda hem farklı alanlarda Trump’a tepkileri hatırlanınca İstanbul Zirvesinde ABD’nin bulunmaması daha farklı bir boyut da kazanmıştır; Avrupalı liderler Trump’ın tek taraflı/kendi başına işler çevirmesinden rahatsızdır. Suriye’de terör örgütlerine ABD’nin göz yumuyor olması (desteklemesi aslında), İran’a yaptırımlar konusunda Trump’ın dünyayı peşine takma düşüncesi, sadece Türkiye’yi değil birçok Batılı ülkeyi, bu arada Almanya ve Fransa’yı da rahatsız etmektedir (Trump’ın ülkesinin iç hukuku çerçevesinde uyguladığı yaptırımları, diğer ülkelere dayatmak istemesi tepki çekmiş ve Almanya ve Fransa’nın liderliğindeki Avrupa Birliği (AB), Avrupalı şirketlerin İran piyasasında iş yapabilmesi için Engelleme Mevzuatı’nı güncelleyerek yürürlüğe koymuştur). Dolayısıyla Berlin ve Paris ABD’nin küresel liderliğini sorgulamaya başlamıştır; Erdoğan’ın bu bağlamda Trump’ı/ABD’yi sıklıkla eleştirdiği de ortadadır.

Bir sürü dengenin, bir sürü hesap kitabın, yığınla paradoksun hâkim olduğu uluslararası düzene, İstanbul Zirvesi ile yeni bir ilmek daha atıldı. Liderlerin ‘silahsız çözüm’ için ortaya koydukları irade, yeni anayasa komisyonu kurulması kararı ile daha da anlamlı hale gelmiştir. Sonuç alınır mı, zirve/zirveler işe yarar mı?

Orasını zaman gösterecek. Ancak umalım ki hiç olmazsa mevcut stabil durum devam etsin ve artık insanlar ölmesin, kış kapıya dayanmışken çoluk-çocuk, çaresiz-kimsesiz Suriyeliler yollara düşmek zorunda kalmasın…

Daha Fazla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir