Çin-Pakistan Ekonomik Koridoru ve Belucistan

Çin için önemli olan şey enerjinin jeopolitik risklerden etkilenmeden topraklarına gelmesi ve ayrıca Avrupa ve Orta Doğu ile ticaretinin bu jeopolitik risklerin tesirinde kalmadan sürmesidir. Bu bağlamda Pakistan’ın limanları önemli hale gelmiştir.

Son günlerde iki önemli gelişme, Batı Asya’yı dünya gündemine taşıdı. Bu gelişmelerden birincisi, İran ile ABD arasındaki yaptırım krizi ve daha önemlisi İran halkının sokaklara inmesi, diğeri ise Pakistan’ın Hürmüz Boğazı girişine yakın bir konumda bulunan ve Çin ile birlikte inşa ettiği Gwadar Limanı’ndan başta Orta Doğu olmak üzere diğer bölgelere ihracata başlaması. İlk bakışta iki gelişmenin birbiriyle çok da fazla ilgisi yokmuş gibi görünse de aslında iki gelişmenin ortak paydası, bölgede yaşanan örtülü bir jeopolitik mücadeleyi de gözler önüne sermektedir. İran’da son yaşanan gelişmeler, halk ile yönetimi karşı karşıya getirdi. İşte tam bu noktada ABD, İran’ı masaya oturtmak adına içeride yaşanan krizi daha da derinleştirmek, halkı ve yönetimi istediği noktaya getirmek için yerli işbirlikçiler üzerinden İran’da hayati öneme sahip stratejik
noktalara örtülü operasyonları gündemine aldı. Bu örtülü operasyonlar için en uygun işbirlikçiler ise İran’ın Belucistan-Sistan eyaletindeki Sünni gruplardan başkası değildi.

Öte yandan Pakistan’ın en stratejik limanı olan ve Çin ile birlikte işlettiği Gwadar Limanı da tesadüfe bakın ki Pakistan’ın Belucistan eyaletinde yer almaktaydı. Aslında her iki Belucistan bölgesi de geçmişte İngiliz sömürgesinde tek bir coğrafi alandı ve burada Belucistan halkı yaşamaktaydı. İngiliz İmparatorluğu’nun bölgeden çekilmesiyle birlikte Belucistan da İran ve Pakistan arasında taksim edildi. O günden bugüne Belucistan halkı hem İran da hem de Pakistan’da bağımsızlık mücadelesi vermektedir. Belucistan halkı her iki ülkede de dışlanmış, ötekileştirilmiş ve yoksulluk içinde yaşayan bir halktır. Dolaysıyla emperyalist güçler için Belucistan coğrafyası, tam manasıyla stratejik bir cazibe noktası olmuştur. Bugün de ABD için her iki Belucistan’ın da çok özel jeopolitik anlamları bulunmaktadır. ABD için bir tercih yapmak gerekse Pakistan’daki Belucistan hem İran’dan hem de İran Belucistanı’ndan daha önemlidir. Zira burada Belucistan halkının özgürlüğünden çok Çin’in, Pakistan üzerinden Basra Körfezi’ne ve Hint Okyanusu’na inmesi ve burada nüfuz alanı oluşturmasının engellenmesi vardır. Özellikle Çin’in asrın projesi dediği Kuşak ve Yol Girişimi ya da bir başka deyişle Modern İpek Yolu kapsamında yürürlüğe konan Çin-Pakistan Ekonomik Koridoru, ABD’nin bölgeyle ilgili bütün planlarını alt üst etmiştir.

Çin-Pakistan Stratejik İlişkileri

Çin-Pakistan Ekonomik Koridoru projesinin temelleri aslında iki ülkenin diplomatik ilişki kurduğu 1951 yılına kadar gitmektedir O dönem ilişkilerin geliştirilmesi adına atılan adımların en önemlilerinden birisi, 1959’da Çin’in Karakurum Otoyolu’nu yapmasıyla başlıyor. Bu otoyol inşaatı Çin’in, Pakistan ile altyapı işbirliği sürecinin de başlangıcı, yani bir nevi Çin-Pakistan Ekonomik Koridoru projesinin de atası sayılıyor. Çin-Pakistan Ekonomik Koridoru’nun anlamı, önemi ve geleceği, Çin-Pakistan ilişkilerinde yatmaktadır. İki ülke arasında ilişkiler sadece ekonomik işbirliği içerisinde şekillenmiyor, aynı zamanda siyaset ve güvenlik de önemli başlıkları oluşturuyor. Özellikle de her iki ülkenin Hindistan ile yaşamış olduğu sorunlar, Çin ve Pakistan’ı güvenlik alanında da bir araya getiriyor.

Bu kadar ortak işbirliği alanlarının olmasına rağmen Pakistan dış politikası, Çin’den tamamıyla farklı bir rota izlemiştir. 1947’de bağımsızlığını kazandıktan sonra Pakistan, Batı odaklı özellikle de İngiltere merkezli bir dış politika tercih etti. Bu bağlamda önce 2 Nisan 1954 yılında Türkiye ile bir dostluk ve işbirliği antlaşması imzaladı. Ardından da 1955 yılında Türkiye, İngiltere, Irak ve İran ile birlikte Batı merkezli, Sovyet karşıtı Bağdat Paktı’nı kurdu. Pakistan’ın bu tercihinde kuşkusuz Sovyet tehdidi ve bloklara karşı mesafeli duran Hindistan ile aralarında başlayan gerginlik önemli rol oynamıştı. 1950’lerden itibaren Pakistan, ABD’nin, Sovyetler Birliği’ni çevreleme politikası içerisinde önemli bir yer edindi. Sovyetlere ve komünizme karşı oluşturulan Yeşil Kuşak adı verilen stratejinin önemli bir unsuru oldu. Pakistan, aynı zamanda 1951’de Çin Halk Cumhuriyeti’ni tanıyan ilk devletlerin başında geldi. Bu hareketiyle Çin’deki komünist devrim ve devletini tanımayan ABD ile görüş ayrılığına düştü. Kuşkusuz Pakistan’ın, Çin’i tanımasında İngiltere’nin bir yıl önce Çin’i tanımış olması da büyük rol oynadı. Pakistan, bağımsızlığını kazandıktan sonraki süreçte İngiltere merkezli Batıcı bir dış politika anlayışına sahip olmasına rağmen Çin ile özel bir ilişki geliştirdi. Şüphesiz, bu ilişkinin gelişmesinde Çin dış politikasının da rolü oldukça büyük oldu.

Çin, sosyalist bloğun bir parçası olmasına rağmen dış politikada Sovyetler Birliği kadar katı değildi. Özellikle 1954 yılında benimsediği Barış İçerisinde Bir Arada Yaşamanın Beş İlkesiyle bugüne kadar geçerli olacak evrensel dış politika ilkelerini de belirlemiş oluyordu. Daha sonra 1956’da bu ilkeler Sovyet lideri Kruşçev tarafından ortaya atılan Doğu Bloğu ile Batı Bloğu’nun yani ABD ile Sovyetler Birliği’nin barış içinde birlikte yaşayabileceği doktrininin ilham kaynağı olacaktır. Öyle ki bu doktrin daha sonra 1963 yılında nükleer denemelerin yasaklanması antlaşmasının imzalanması sağlayacaktır. 1962 yılında Çin ile Hindistan arasında yaşan sınır savaşında Sovyetler Birliği’nin, Hindistan’ı desteklemesi üzerine hâlihazırda Keşmir nedeniyle Hindistan ile arasında ihtilaf bulunan Pakistan da Çin’e yanaştı. Kısa sürede bu yakınlaşmanın askerî sonuçları görülmeye başlandı. 1971’de ABD Dışişleri Bakanı Henry Kissinger’ın gizlice Pakistan’dan Çin’e giderek Çinli liderlerle görüşmesinde, Pakistan’ın arabuluculuk rolü etkili oldu ve hemen sonuç verdi. Aynı yıl Çin, Birleşmiş Milletler’e üye oldu. 1972’de ABD Başkanı Nixon, Pekin’i ziyaret ederek ABD-Çin ilişkileri normalleşti ve bu sürecin başından itibaren Pakistan arabulucu olarak önemli bir rol oynadı.

Pakistan’ın, Çin ile ilişkilerinde en önemli dönüm noktası, 1971-1977 yılları arasında Pakistan’da hem başbakanlık hem de cumhurbaşkanlığı görevlerinde bulunmuş olan Zülfikar Ali Butto dönemidir. 1972 yılında Pekin’i ziyaret etmiş ve bu ziyaretinde Çin, 300 milyon dolar değerinde askeri ve ekonomik yardım paketi vermeyi kabul etmiştir. Ayrıca Çin bu ziyarette, Pakistan’ın 110 milyon dolarlık borcunu silmiştir. Zülfikar Ali Butto, Sovyet komünizmden ayrı duran ve kendi felsefesi olan Maoculuk düşüncesinden etkilendi. Mao’nun etkisi, Butto’nun, ‘Üçüncü Yol’ olarak gördüğü kendi İslami Sosyalizm fikirlerinde ve ‘Üçüncü Dünya Bloğu’ oluşturma çabalarında açıkça görülüyordu. Butto, tıpkı Çin Komünist Partisi’nde olduğu gibi, Pakistan Halk Partisi’nde de kendi kişi kültünü yaratmaya çalıştı. Mao’nun sözlerinin aktarıldığı meşhur Küçük Kızıl Kitap’tan esinlenerek, “Butto’nun Konuşmaları” başlıklı kırmızı bir kitap, parti kadrolarına dağıtıldı. 1976’da Mao ile görüşmesinin ardından Mao, Pakistan’a 50 gram uranyum verilmesini onayladı. Bu, Pakistan’ın nükleer güce giden yolda ilk adımı oldu.

Çin-Pakistan Ekonomik Koridoru

1990’ların ortalarından itibaren yakaladığı ekonomik büyümeye paralel olarak Çin’in enerji ihtiyacı katlanarak arttı. Artık kendi ürettiği enerji yeterli gelmiyordu. Bu nedenle Çin, enerji açısından daha da dışa bağımlı hale geldi. Bu, Çin için önemli stratejik bir sorundu. Zira enerjinin büyük bir bölümünü Orta Doğu bölgesinden alıyordu. Orta Doğu ve ona bağlı olarak Hint Okyanusu ve üzerindeki deniz yolları tamamıyla Amerikan etkisine açık bir haldeydi. Zaten Körfez Savaşı nedeniyle ABD, askeri olarak Orta Doğu bölgesine yerleşmişti. Çin, enerji kaynaklarını çeşitlendirmeyi tercih etti. Bu bağlamda Hazar, Orta Asya ve Sibirya enerji kaynaklarından faydalanma yoluna gitti; ancak bu durum Orta Doğu bölgesinin, Çin’in ana tedarikçisi olması durumunu değiştirmedi. Dolaysıyla Çin, enerji ve ticaret güvenliği için birtakım bölgesel stratejiler arayışına girdi. Bu bağlamda kendisi içi önemli olan denizyolları üzerinde bulunan stratejik kıyı ülkeleriyle ilişkileri geliştirmeye, buralarda limanlar edinmeye çalıştı. İlk adım da müttefiki Pakistan’la atıldı. 1990’ların sonlarına doğru Çin, Pakistan’ın Belucistan eyaletinde bulunan ve Hürmüz Boğazı’nın girişine oldukça yakın olan Gwadar Limanı’na talip oldu. Aslında bu liman 1973 yılında Zülfikar Ali Butto tarafından Pakistan’ı ziyaret eden ABD Başkanı Nixon’a, Amerikan donanmasının kullanması için teklif edilmişti. Ancak Amerikan tarafı o dönem bu teklife çok sıcak bakmamıştı. 2000’lerde ise Çin, bu limanın yeniden inşasını üstlendi. İnşası 2005’te tamamlanan liman için Çin, ilk etapta 200 milyon dolar harcadı. Aynı yıl Çin ile Pakistan iyi komşuluk, dostluk ve işbirliği antlaşması da imzaladı. Daha sonra Pakistan, Şanghay İşbirliği Örgütü’ne gözlemci üye olarak Hindistan ile birlikte kabul edildi.

2006’da Pakistan Cumhurbaşkanı Pervez Müşerref, Çin’i ziyaret etti. Bu ziyarette Müşerref, Gwadar Limanı’nın, Çin-Pakistan dostluğunun bir sembolü olduğunu söyleyerek Çin’in, İran ve Afrika’dan aldığı petrolün Gwadar Limanı’ndan Pakistan toprakları üzerinden Çin’in Uygur Özerk Bölgesi’ne taşınmasını önerdi. Bu öneri, Hu Jintao tarafından olumlu bulundu ve iki taraf bu konu üzerinde çalışma kararı aldı. Çin’in, Pakistan ile işbirliği sadece enerji veya ticaret alanında değil, ulusal güvenlik açısından da önemliydi. Çin’in özellikle Uygur sorunu bağlamında Avrasya coğrafyasında Sünni İslami gruplar ve Uygur diasporası üzerinde etkisi olan Pakistan’ın, bu gücünden faydalanmak istedi. Bu bağlamda Pakistan, 2003 yılında Doğu Türkistan İslami Hareketi’nin lideri Hasan Masum’u, Pakistan-Çin sınırında düzenlediği bir operasyonla ölü ele geçirdi. Çin’de aranalar listesinin en başında bulunan Hasan Masum’un öldürülmesini Pekin yönetimi, Pakistan’ı, Şanghay İşbirliği Örgütü’ne alarak ödüllendirdi. Bu olayın ardından 2004 yılında ise Çin ile Pakistan, Uygur Özerk Bölgesi’nde ortak terörle mücadele tatbikatı düzenleyerek Uygurlara gözdağı verdi.

Tüm bunlara rağmen Çin’de az da olsa Pakistan’a karşı kuşkulu yaklaşanlar da bulunmaktaydı. Bu grup, Pakistan’ın, Uygurları medreselerinde; hatta Afganistan’da eğiterek gizlice Çin’e gönderdiğini, ABD ile derin ilişkilerinin bulunduğunu ve sınır bölgesinde bilinmeyen bir yerde ABD’nin, Uygur Özerk Bölgesi’ni izleme ve dinleme istasyonu kurarak istihbarat topladığına inanıyorlardı. Gerçekten de 2007 yılında örneğin, Afganistan’da görev yapan NATO’nun kullandığı akaryakıtın %80’i Pakistan’daki rafinerilerden geliyordu. Dolaysıyla Pakistan, NATO’nun, Batı Asya’da en önemli ikmal hattına ev sahipliği yapıyordu. Önceki Başkan Yardımcısı Joe Biden, Pakistan’ın, Afganistan operasyonu için önemini şöyle belirtiyordu: Pakistan’ı yanınıza almazsanız, Afganistan’da kazanamazsınız. ABD’nin bu derece güvendiği Pakistan, Çin için gerçek bir müttefik miydi yoksa ABD’nin bir Truva atı mı? Bu sorunun cevabı aslında Avrasya coğrafyasında oynanmakta olan satranç oyununun sonucuna bağlı gibi görünmektedir.

2008’de Pervez Müşerref seçimleri kaybederek görevini, 2007’de öldürülen cumhurbaşkanı adayı Benazir Butto’nun eşi Asıf Ali Zerdari’ye bıraktı. Uzun yıllar İngiltere’de yaşamış olan yeni cumhurbaşkanı ilk iş olarak, Gwadar Limanı’nın ikici etap projesinin yapımını askıya aldı. Kayınpederi Zülfikar Ali Butto’nun aksine Çin’le ilişkilere mesafe koyarak ABD ve Batı’ya yakınlaşmaya çalıştı. Fakat ülkedeki ekonomik koşullar ve Çin yanlısı lobiler, Zerdari’yi projeyi tekrar başlatmaya ikna etti. Zerdari’nin, Çin’e yönelmesinde ekonomik koşulların ya da lobilerin etkilerinin ötesinde ABD’nin, Pakistan’a olan yaklaşımı ve tavrının da değişmesi büyük rol oynadı. Obama döneminde Pakistan’a insansız hava araçlarıyla yapılan saldırılar ve bu saldırılarda hayatına kaybeden masum sivillerin hesabını kamuoyu sormaya başladı. El Kaide ve Usame bin Ladin konusunda da ABD, Pakistan’a güvenmiyordu. Nihayet 2011’de Usame bin Ladin, Pakistan’da düzenlenen bir operasyonla ölü ele geçirilmesiyle Pakistan’ın güvenirliği de sorgulanır hale geldi. 2017’de Donald Trump göreve gelince Pakistan’a son noktayı koydu. Artık Pakistan, ABD için güvenilir bir müttefik değildi. Çin’e bir dönem mesafeli yaklaşan dönemin cumhurbaşkanı Asıf Ali Zerdari daha sonra Çin-Pakistan Ekonomik Koridoru’nu Pakistan ekonomisinin İleriye Doğru Büyük Sıçraması olarak adlandırarak, Çin’in 1958’de uygulamaya koyduğu İleriye Doğru Büyük Sıçrama politikasına atıfta bulundu. Hatırlanacağı üzere Çin, 1958’de uygulamaya koyduğu İleriye Doğru Büyük Sıçrama politikasıyla çelik üretiminde İngiltere’yi geçmeyi hedeflemişti. Mao’nun hayalperestlik ve maceracılıkla itham edildiği bu politikası uygulamada başarısızlıkla sonuçlanıp büyük bir felakete neden olmasına rağmen ilkesel bazda bugünkü Çin’e ilham kaynağı olmuş ve günümüzde Çin, İngiltere’yi geçerek çelik üretiminde dünya birincisi olmuştur.

Bugün gelinen noktada Çin-Pakistan Ekonomik Koridoru, 2013 yılında Çin’in ilan ettiği Kuşak ve Yol Girişimi’nin bir parçası haline getirilmiştir Gwadar-Kaşgar arası üç bin kilometrelik uzunluğu olan bir otoyol ve demiryolunu da içeren koridor, bunun yanında eğitim, sağlık, altyapı, kültür, askeri ve siyasi alanlarda da yakın işbirliğini öngörmektedir. Çin-Pakistan Ekonomik Koridoru’na yapılan yatırım 46 milyar dolar olduğu söylense de bugün bu rakamın 60 milyar doları geçtiği iddia edilmektedir. 2016 verilerine göre Pakistan’ın askeri ekipman ihtiyacının %63’lük kesimini Çin karşılamaktadır. Pakistan Çin’in toplam silah satışının %35’ini oluşturmaktadır. Bunun yanında Pakistan’ın, Türkiye ile de yakın askeri ilişkileri olup, özellikle savunma alnında önemli anlaşmaları bulunmaktadır. Geçtiğimiz aylarda 1,5 milyar dolar değerinde 30 saldırı helikopterinin Pakistan’a satılması konusunda iki ülke arasında anlaşma imzalandı. Bu anlaşma, iki ülke arasında bugüne kadar yapılan en büyük satış anlaşması. Türkiye de daha önce 2017’de Pakistan’dan 52 adet MFI-17 Super Mushshak eğitim uçağı aldı. Pakistan’ın tercih edilmesinin nedeni, bu uçakların özellikle NATO ve Amerikan sistemleriyle uyumlu çalışıyor olmasıydı.

Jeopolitik Karadelik: Belucistan

Çin için önemli olan şey enerjinin jeopolitik risklerden etkilenmeden topraklarına gelmesi ve ayrıca Avrupa ve Orta Doğu ile ticaretinin bu jeopolitik risklerin tesirinde kalmadan sürmesidir. Bu bağlamda Pakistan’ın limanları önemli hale gelmiştir. ABD’nin, Hindistan ile birlikte Hint Okyanusu’ndaki denizyolları üzerindeki kontrol gücü açıkça Pekin yönetimi için bir tehdit oluşturmaktadır. Çin’in askeri gücü halen Amerikan askeri gücüne karşı bu bölgede meydan okuyacak düzeyde değildir.

ABD, özellikle Kuşak ve Yol Girişimi’nin hayata geçirilmesinin ardından bölgedeki stratejilerini de gözden geçirmiştir. Bu bağlamda ABD, Asya-Pasifik bölgesini yeniden jeopolitik açıdan tanımlayarak Hint-Pasifik bölgesi olarak adlandırmıştır. Çin’in Deniz İpek Yolu stratejisi üzerinden şekillendirdiği stratejik limanları ekonomik unsurlarla ele geçirme stratejisine karşı, Hindistan’ın Karwar Limanı ile İran’ın Chabahar Limanı’nı öne çıkarmıştır. Çin-Pakistan Ekonomik Koridoru’na karşın Hindistan ile ortak bir altyapı projesi başlatmış ayrıca Gwadar Limanı’na karşı da Hindistan’ın Karwar Limanı ve İran’ın Chabahar Limanlarının geliştirilmesi için Hindistan, İran ile bir anlaşma yapmıştır. Hindistan bölgede, ABD adına hareket etmektedir. Çin ile yakın ilişkileri olmasına rağmen İran’ın, Amerikan merkezli bir projenin önemli bir köprübaşı haline gelmesi de düşündürücüdür.

İran ile Pakistan arasında mezhepsel sorunlar var. Çok açık etmese de İran, ülkedeki özellikle Belucistan-Sistan eyaletindeki radikal Sünni gruplara, Pakistan’ın örtülü destek verdiğini düşünüyor. Özellikle bu desteğin finansmanı da Suudi Arabistan tarafından, Pakistan üzerinden sağlanmaktadır. Çok daha geri planda ise ABD’nin gölgesini görmekteyiz. ABD, İran’a ihtiyaç duymasına rağmen İran’a yeni ve ağır yaptırımlar getirmekten de kaçınmıyor. Ancak unutulmamalıdır ki Kuzey Kore de benzer bir süreçten geçtikten sonra ABD ile masaya oturdu. Geçtiğimiz ay Trump’ın hiçbir ön koşul olmadan İranlı liderlerle görüşebileceğini söylemesi de aslında bu duruma ışık tutan önemli bir kanıttır.

ABD’nin, sadece Hindistan ile bu stratejiyi yürütmesi çok zor. Pakistan’daki Belucistan bölgesinde ayrılıkçı hareketlere Hindistan ve Suudi Arabistan üzerinden destek vererek örtülü bir operasyon yürütüyor. Belucistan’daki seküler olan gruplara Hindistan, daha radikal İslamcı olan gruplara ise Suudi Arabistan medreseler üzerinden yaklaşıyor. Pakistan’ın Belucistan eyaletinde doğalgaz yataklarının bulunması, bölgeyi Pakistan için daha da önemli hale getirmiş durumda. Özellikle Belucistan’da, Çin’e ve Çinlilere karşı büyük tepkiler var. Pakistan genelinde Çinli çalışanlara karşı işlenen suçlar da son dönemde artmış durumdadır. Çinli çalışanların kaçırılarak fidye istenmesi, alışıldık bir durum haline gelmiştir. Çin yönetimi bu durumdan oldukça rahatsızdır. Fakat Pakistan’ın, Çinliler için istikrarsız ve tehlikeli bir yere dönüştürülmesinin de dış güçlerin bir politikası olduğu konusunda Çinliler ve Pakistanlılar hemfikirdir. Bu bağlamda Pakistan, Çin-Pakistan Ekonomik Koridoru projesini, terör saldırılarından korumak için ordusunun iki tümeni görevlendirdi. Ayrıca Gwadar Limanı ve onun çevresindeki deniz ulaşım yollarının korunması amacıyla da Pakistan donanması bünyesinde Görev Gücü-88 adı altında yeni bir koruma gücü oluşturuldu. Bütün bu oluşturulan koruma gücü, son teknoloji Çin askeri ekipmanlarıyla donatıldı.

Hindistan Başbakanı Modi’nin 2016’da ulusal bağımsızlık gününde yapmış olduğu konuşmada Pakistan’ın, Belucistan’da ve Keşmir’de savaş suçu işlediğini ve bunu hesabını vermesi gerektiğini söylemesi, iki ülke arasındaki ilişkileri de gerginleştirdi. Kuşkusuz Müslüman bir halkın haklarını, neden Hindistan’ın savunduğu ayrı bir soru işareti; ancak bunun cevabı yine kendi içinde saklı. Belucistan’daki grupların bir kısmı, bağımsızlık konusunda Hindistan’dan yardım istemektedir. Hindistan da ABD’nin onayını aldıktan sonra böyle adımlar atmaktadır. Burada tek amaç, Çin için bölgeyi yaşanamaz hale getirmektir. Buna rağmen üst düzey bir Çinli generalin dediği gibi Pakistan, Çin’in İsrail’idir ve Çin Gwadar Limanı’nı ve bulunduğu bölgeyi Hint Okyanusu’nun Dubai’si yapma konusunda Pakistan halkına taahhütte bulunmaktan da geri durmamıştır. Çin, bu tip olaylarla Pakistan ile olan ilişkilerinin bozulmayacağını da şu ifadeyle belirtmektedir: “Çin-Pakistan ilişkileri Himalayalardan daha yüksek, okyanuslardan daha derin, çelikten daha güçlü, baldan daha keskin ve daha tatlı…”

ABD, Gwadar Limanı’nın önemi biliyor. Hürmüz Boğazı’nın girişine yakın bir stratejik konumda olan bu limanın, Çin’e sağlayacağı avantajın da farkında. Doğrudan bu limana yönelik zorlayıcı bir eylemin, uluslararası toplumdan destek görmeyeceği açıktır. Pakistan’ın bu limanı, ABD’ye karşı kendisi için bir güvence olarak kullandığı da ortadadır. Bu nedenle ABD politikalarını, Gwadar Limanı’nın bulunduğu ve bağımsız olmak isteyen Belucistan eyaleti üzerinden şekillendirmektedir. 2005 yılında Pakistan, Şanghay İşbirliği Örgütü’ne alındığında ABD’nin cevabı çok farklı oldu. Dönemin Dışişleri Bakanı Condolezza Rice, İsrail’de, Orta Doğu’nun haritasının yeniden çizilmesi fikrini ortaya attı. Tam bu sıralarda Amerikan ordusundan emekli bir yarbay olan Ralph Peters, Kanlı Sınırlar başlıklı bir makale yayınladı. Makalede, “Demokrasiyi yaymak ve terörizmin kökünü kurutmak için Orta Doğu’nun sınırlarını yeniden belirlememiz gerekiyor” çağrısında bulunuyordu. Makaleyle birlikte yayınlanan bir de harita vardı. Harita, yeni Orta Doğu’yu göstermesi açısından önemliydi. Haritada, İran ve Pakistan’da bulunan Belucistan bölgelerinin birleşik bağımsız bir Belucistan Devleti’ne dönüşmüş olması dikkatlerden kaçmamıştı.

Pakistan dünyada tek nükleer silaha sahip olan Müslüman devlet olma özelliğiyle de İslam dünyasının iftihar kaynağı. Bu durum nedeniyle ABD, 2005 yılından itibaren Hindistan’ın nükleer programına destek vermeye başlamış, gayrıresmî olarak da İsrail de bu projenin içinde yer almıştır. Tek amaçları, Pakistan-Çin nükleer işbirliğine karşı durabilmek ve nükleer teknolojinin Müslüman ülkelere aktarılmasını engellemek. 2017’de Trump’ın apar topar Pakistan’a yapılan askeri yardımları kesmesi ve bir nevi Pakistan’ı teröre destek veren haydut devletler kategorisinde görmesinin arka planında, Çin’in Kuşak ve Yol Girişimi yatmaktadır. Pakistan’a, Çin’in bu projesine verdiği desteğin cezası ödetilmek
istenmektedir. Pakistan, bir askeri darbeler ülkesidir.

1958, 1969, 1977 ve 1999’da gerçekleşen darbelerin hepsinde ABD ile yakın ilişkileri bulunan generaller ülke yönetimine geldi ve hepsi de ABD tarafından meşru yönetim olarak tanındı. Sonuç olarak, şu günlerde seçimler nedeniyle büyük bir siyasi kaos yaşayan Pakistan, olası bir darbe girişimine karşı hazır olmalıdır!

Cevap Yazın