ABD’yi Kutsayan Asyalı Bir Dinî Hareket: Moonculuk

Moonculara göre, Tanrı’nın Planı’nda ABD’nin özel bir yeri vardır. Tanrı, kendi Planı’nın gerçekleştirilmesinde ABD’yi bizzat seçmiştir. Tanrı, ABD’yi Kutsal Ulus olarak takdis etmiş ve ona, dünyada totaliter rejimlere karşı ‘barışı koruma görevi’ vermiştir. ABD’nin bir diğer görevi ise ‘komünizme karşı zafer’ elde ettikten sonra ayrılmış olan ‘Kuzey ve Güney Kore’nin tekrar birleştirilmesi’ görevidir. Zira Moonculara göre Kore, ‘üçüncü İsrail’dir yani ‘yeni Vaat Edilmiş Toprak’tır.

Dünya Hıristiyan Birliği Derneği ve Birleştirme Kilisesi olarak da isimlendirilen Moonculuk hareketinin kurucusu olan Young Myung (Parlayan Ejderha), isminin başına ‘Güneş’ anlamına gelen Sun ve sonuna ‘Ay’ anlamına gelen ‘Moon’ kelimelerini eklemek suretiyle adını, Sun Myung Moon olarak değiştirecektir. Sun Myung Moon, 6 Ocak 1920 tarihinde Kuzey Kore’de yer alan Sang-Sa-Ri’de çiftçilikle meşgul olan Protestan bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelir. Sun Myung doğduğunda, Kore’nin bu bölgesi, Japonların işgali altında idi. Ailesi, Sun Myung 10 yaşında iken Taoizm’i terk edip Hristiyan olur. Nitekim Moonculuğun ilahiyatında bu yerel dinin etkisi görülecektir. Sun Myung, ortaokulu Seul’da okuduğu dönemde, Protestan Pentakost Kilisesi’ne gider. Tanrı’nın vahyi ile ilk karşılaştığı yıl olan 16 yaşında iken, 18 Nisan 1936’da bir Paskalya sabahı, ‘Tanrı’nın sesini’ işitir. İsa Mesih ile görüştüğünü iddia eden Sun Myung, onun kendisine bir misyon tevdi ettiğini söyler. Buna göre, yeni Mesih olan Sun Myung’un iki temel misyonu vardır. Bunlardan birincisi, dünya dinlerini birleştirmektir. Diğeri ise komünizmin şahsında tecessüm eden ‘şerri’ yenerek ‘iyiler’in galip gelmesini sağladıktan sonra yeryüzünde Tanrı’nın Krallığı’nı tesis etmektir. Dinleri birleştirmek misyonu, sonradan hareketin resmi ismi olacaktır: Birleştirme Kilisesi (Unification Church). Dinleri birleştirme işini yapacak olan kişi yani ‘Mesih’ ise tabii ki kendisi. İkinci misyonunda ‘şer’ olarak ortadan kaldırılmak üzere tayin edilen kötülük ise ‘komünizm’dir. Bu misyonun yerine getirilmesini tek başına yapamayacağı için Tanrı’nın kendisine, bu misyonunda yardımcı olacak bir ülke görevlendirmiştir. Sun Myung’a göre, Tanrı tarafından özel olarak görevlendirilen bu kutsal ülke ise Amerika Birleşik Devletleri’dir. Aşağıda detaylı olarak tanıtılacak olan bu yeni dini hareketin özellikleri incelendiğinde, söz konusu hareketin ideallerinin gökyüzündeki manevi hayattan çok, yeryüzündeki dünyevi hayatın ‘düzene sokulması’ etrafında şekillendiği görülmektedir.

Bütün Dünyayı Ele Geçirme Planı

Sun Myung, söz konusu misyonla görevlendirildikten sonra vahiy ve ilham almaya devam edecektir. 1945’te, Japonya’daki Wosedu Üniversitesi’nde Elektrik Mühendisliği Fakültesi’ni bitirir ve tekrar Kuzey Kore’ye döner. Burada, etrafında küçük fakat coşkulu bir karizmatik cemaat oluşturur. Bu arada, Kitab-ı Mukaddes araştırmaları yapar, ülkenin çeşitli yerlerinde heyecanlı ve insanları galeyana getiren vaazlar verir. Otoritelerin dikkatini çeken Sun Myung, ilk hapis cezasını ‘kamu düzenini bozmaktan’ alır. Bu suç nedeniyle bir yıl hapiste yatar. İkinci cezası ise 1949’da ‘tecavüz suçlamasıyla’ 5 yıllığına hapis cezasına mahkûm edilmesiyle gerçekleşir. Sun Myung Moon’un işlediği bu suçun izahı ise kendisine gelen ‘vahiy’ üzerine, evli olduğu eşini boşamak üzere terk etmesi ve müritlerinden başka bir evli kadınla kanun dışı ilişki kurmasıdır. Sun Myung, peş peşe dört defa evlenir. Dördüncü hanımı, Moon hareketinde ‘Yeni Havva’ ve ‘Âlemin Annesi’ olarak kabul edilecek olan Hak Ja Han’dır. Sun Myung, onunla evliliğini ‘Kuzu’nun Evliliği’ olarak tanımlar. Moonculara göre, bu evlilikle birlikte ‘hakiki ebeveyn’ birlikteliği gerçekleşmiştir. Doğal olarak, Moon hareketinin mensupları için asıl ebeveynler ‘biyolojik ebeveynleri’ değil, Tanrı tarafından görevlendirilmiş olan ‘Hakiki Ebeveynler’dir. Böylece hareketin mensupları da ‘hakiki kardeşler’ oluyor.

Sun Myung, 1950’de Güney’deki güçler ve Amerikalı askerlerin Kuzey Kore’ye müdahalesi ile hapisten kurtarılır. Sun Myung, 1951’de ‘Birleştirme Kilisesi’ni (Unification Church) kuracaktır. Kore’de Birleştirme Kilisesi, ‘Tongil-gyo’ (Tongil: Birleştirme; gyo: Kilise) adıyla bilinmektedir. Onun, bütün dinleri birleştirme tezi, o yıllarda büyük bir yankı uyandıracak ve birçok kişinin olumlu yönde dikkatini çekecektir. Bu dönem, savaş sonrası sosyolojik yapıda birçok dini hareketin ortaya çıktığı bir dönemdir. Sosyologlara göre bu yıllar, modern dönemde insanların anlam arayışının en üst seviyede olduğu bir dönemdir. Yaşanan iki Dünya Savaşı ardından gelen Kore ve Vietnam savaşları, dünya genelinde bu manevi boşluğun oluşmasına katkıda bulunacak önemli olaylar olarak tarihe geçecektir. Tarihçilere göre bu dönem, dünya tarihine nispetle bu kadar kısa zamanda en çok insanın öldürüldüğü savaşların olduğu bir dönemdir.
Moon, önce 1954’te Kutsal Ruh Derneği’ni kurar. Moon’a göre, Birleştirme Kilisesi’nin gayesi, Hristiyanları ve tüm dünya dinlerini ‘Beklenen Mesih’ cemaati olarak kendi ilkeleri etrafında birleştirmektir. Moon’a göre, kendisi dinlerin ahir zamanda geleceğini beklediği Mesih’tir. Dinler, onun liderliği etrafında birleşecektir. Buna göre, söz konusu ‘birleştirme’ hem dünyevi hem de dinidir. Sun Myung, 1957’de İlahi İlkeler adlı eserini yayınlar. Sistemin temel esasları, yazdığı ve hareketin temel eseri kabul edilen bu İlahi Prensipler isimli kutsal kitapta açıklanmıştır. Moon, Tanrı tarafından bu ilkeler etrafında dünya kardeşliğini kurmak için görevlendirilmiştir. Eserin muhtevası, değişik dinlerden alınma teolojik bir sentez mahiyetindedir.

Birleştirme Kilisesi’nin geniş çaplı misyonerlik faaliyetleri, kitabın yayınlanmasından bir yıl sonra yani 1958’de ABD ve Japonya’da devam edecektir. Sun Myung Moon, misyonerlik faaliyetleri ile Mesihliğini bütün dünyaya yaymayı ve böylece ‘dünyayı kontrol etmeyi’ hedeflemektedir. Nitekim o, bu yöndeki niyetlerini çeşitli vesilelerle yaptığı konuşmalarında şöyle ifade etmektedir: ‘Şayet, en az 7 ülkeyi manipüle etme imkânına kavuşursak, bütün dünyayı kontrol edebiliriz’ (1971); ‘Bir ülkenin elitinin yüzde 10’unu elime geçirecek olursam, o ülkeyi ele geçirmiş sayılırım’ (1974). Sun Myung’un bütün dünyayı ele geçirme planı, 1966’da ‘Dinler üstü Ökümenik Hareket’ kurma teşebbüsü ile başlar. Bu vesile ile çeşitli dernekler ve isimler altında dünya çapında kongreler ve sempozyumlar düzenlemeye başlar. Bununla birlikte, Protestan ve Ortodokslardan oluşan Kiliseler Ökümenik Konseyi, orijinal bir din olmaktan çok, belirgin ‘siyasi hedeflere sahip bir kült’ olarak değerlendirdiği Birleştirme Kilisesi’ne kendi içinde yer vermekten her zaman imtina etmiştir.

Moonculuk, kısmen Taoizm ve kısmen de Hristiyan kaynaklarından hareketle oluşturulmuş bir doktrine sahiptir. Myung Moon, yazmış olduğu ‘Birleşmenin İlkeleri’ (The Principles of Unification) adlı kitabında, yaratılış kıssasından başlamak suretiyle insanlık tarihini Kitab-ı Mukaddes’te anlatılan olaylardan hareketle kendine göre ve kendini merkeze yerleştirecek şekilde yeniden yorumlamıştır. Yaratılış sürecini belli bir plan içerisinde anlatan Moon, insanın günah işlemesi, daha sonra düşüşü ve nihayet kurtuluş doktrinini Mesihî müdahale ile açıklamaktadır. Moonculuğa göre, insanlığı kurtaracak olan beklenen Mesih, Moon’un kendisidir. Moon’a göre, Yahudi ve Hristiyan kutsal kitapları olan Eski ve Yeni Ahid devirlerinin geçerlilik süresi dolmuş, II. Mesih devri başlamıştır. Kendi Mesihliği ile başlayan bu dönemde, insanlar doğru inanç ve ahlaki davranışlarla bir türlü ulaşamadıkları olgunluğa ulaşacaklardır.

Moon’un anlatımına göre Tanrı, Tekvin kitabındaki yaratılış kıssasında anlatıldığı üzere insanı varlıkların en sonuncusu olarak yaratır. Moon, insanın da Tanrı gibi bir iç özellik veya karaktere, bir de dış forma sahip olduğunu belirtir. Böylece insan, olumlu (pozitif) ve olumsuz (negatif) yönüyle iki özelliği kendinde mükemmel bir şekilde birleştirmiş bir varlık olarak yaratılmıştır. O, Tanrı’da olduğu gibi kalp, akıl (logos) ve yaratıcılık vasıfları ile mücehhez kılınmıştır. Moon, yine Kitab-ı Mukaddes’te yer alan ‘Meyveli olun, çoğalın ve tüm mahlûkata hükmedin’ (Tekvin, 1/28) sözünden hareketle insanın, bireysel mükemmelliğe ulaşma, aile sahibi olma ve varlıklara hükmetme gibi özellikleri gerçekleştirebilme yönüyle kutsanmış bir varlık olduğunu belirtir. O, Tekvin kitabındaki ilgili sözde yer alan ifadeleri sırasıyla insanın ‘oluşum, gelişim ve olgunlaşma’ süreçlerine tekabül ettiğini belirtmektedir. Moon, bu süreçleri ‘kutsama’ olarak tanımlamaktadır. Tabii ki kendisi, Tanrı tarafından son süreç olan ‘olgunlaşma’ sürecinin mimarı olarak görevlendirilmiştir.

Kirlenen Âdem, Lüsifer, Havva ve Moon

Moonculuğun teolojisine göre, insanlık yaratılıştan itibaren bu üç süreci tamamlayacaktır. Ancak Âdem ve Havva’nın günah işlemeleri nedeniyle bu süreç daha oluşum aşamasında iken akîm kaldı. Asli günahı işleyen Âdem ve Havva, olgunlaşıp gelişim safhasında günahsız aileyi kurup, temiz çocuklara sahip olduktan sonra olgunlaşma sürecinde yeryüzünde, Tanrı’nın Krallığı’nı kurma süreçlerini tamamlayamamıştır. Günah işleyen Âdem ve Havva, bu süreçleri tamamlayamadan düşüş yaşamışlardır. Bu nedenle Moonculuğa göre, bu planın tamamlanabilmesi için öncelikle Âdem ve Havva’nın işledikleri asli günahtan kurtarılmaları gerekmektedir. Bu ise Moon’un söz konusu ‘kutsal evliliği’ günahsız bir şekilde yeniden gerçekleştirmesiyle mümkün olacaktır.

Moon’a göre, Tanrı’nın yaratmış olduğu Âdem ve Havva’nın işlediği ‘aslî günahın’ mahiyeti, olgunlaşma süreçleri tamamlanmadan ve Tanrı’nın izni olmadan ‘cinsel ilişki’ yaşamış olmalarıdır. Moon’un tasavvuruna göre, Tanrı yarattığı melekler arasında Lüsifer’i (İblis) başmelek olarak tayin etmiştir. Böylece Tanrı ile Lüsifer arasında özel bir sevgi oluşmuştur. Ancak Tanrı’nın meleklerden sonra ve yaratıkların sonuncusu olarak yarattığı Âdem ve Havva’ya karşı olan sevgisi daha fazladır. Lüsifer, bu durumu kıskanır. Moon’a göre, Âdem ve Havva, Tanrı’nın yaratılış planı gereği ‘oluşum, gelişme ve olgunlaşma’ şeklindeki kutsama süreçlerini tamamladıktan sonra evlenecekler ve kutsal aileyi kuracaklardır. Ancak, Lüsifer bu planın gerçekleşmesine izin vermez. Lüsifer, bu planın gerçekleşmesi durumunda Tanrı’nın kendisini bir daha eskisi gibi sevmeyeceğini düşünür. Bunun üzerine Lüsifer, henüz daha gelişme aşamasını tamamlamamış olan Havva’yı kandırır ve onunla cinsel ilişkiye girer. Böylece Moon’a göre Havva, manevi olarak kirlenmiştir. Manevi olarak kirlenmiş olan Havva, Âdem ile ilişkiye girmesi halinde temizleneceği düşüncesiyle Âdem’i kandırır ve onunla ilişkiye girer. Böylece Havva, asilik yaptığı için şeytan olan Lüsifer’den aldığı şeytani unsurları Âdem’e de bulaştırmak suretiyle onu da kirletmiştir.

Tanrı’nın izni olmadan gerçekleşen bu ilişkilerin sebep olduğu günah nedeniyle hem Lüsifer hem de Âdem ve Havva, Tanrı’nın katından düşer. Havva’nın Lüsifer ile ilişkiye girmesi sonucunda insanlık, ‘ruhî’ düşüş yaşamıştır. Tanrı’nın izni olmadan Havva’nın Âdem ile ilişkiye girmesi ise insanlığın fiziki düşüşüne neden olmuştur. Moon’a göre Havva, Âdem’le bu suçu işlediğinde 15 yaşında idi. Şayet Havva sabredip Âdem’in olgunlaşma sürecini tamamlamasını bekleseydi Âdem, onu manevi kirden temizleyebilirdi. Ancak öyle olmadı. Böylece Âdem ve Havva’ya bulaşmış olan maddî ve manevî günah, kutsanmış bir aileye sahip olamadıkları için Moon gelene kadar nesilden nesile aktarılmıştır. Böylece Moon, Kitab-ı Mukaddes’in Tekvin kitabında yer alan Âdem ve Havva’nın birlikte yediği ‘yasak meyve’nin, ‘cinsel ilişki’ olduğunu kabul etmektedir. Böylece Moon, kendi Mesihliğini meşrulaştıracağı teolojik argümanı Hristiyanlığın ‘asli günah’ inancından devşirecektir.

Moonculara göre, Moon’un görevlerinden birisi, yaratılıştaki planın sekteye uğramasıyla Âdem ve Havva’nın gerçekleştiremediği kutsal aileyi kurmak ve bu vesileyle evlilikleri kutsayarak insanlığı bu ‘aslî’ günahın maddî yönünden kurtarmaktır. Moon’a göre, insanlık tarihinde üç önemli dönüm noktası vardır. Bunların ilki, Hz. Âdem’in yaratılışıdır. İkinci dönüm noktası, insanoğlunu içine düştüğü asli günahtan kurtarmak için Hz. İsa’nın gönderilmesidir. Moon, Hz. İsa’yı ‘ikinci Âdem’ olarak tanıtmaktadır. Bu tanımlama aslında Hristiyan teolojisinde de vardır. Zira Hz. İsa, düşmüş olan insanı günahtan kurtarmak için önce günahsız evliliği yapmak, böylece günahsız nesillerin ortaya çıkmasını sağlamak ve nihayetinde yeryüzünde cennetin veya Tanrı’nın Krallığı’nın kurulmasına vesile olmakla görevlendirilmiştir. Ancak Moon’a göre, Hz. İsa her ne kadar haça gerilerek ruhanî düşüş nedeniyle oluşan günahı bertaraf etmiş olsa da evlenip gerçek aileyi kurmayı ve günahsız çocuk sahibi olmayı beceremediği için fizikî düşüşün neden olduğu asli günahın devam etmesine son verememiştir. Çünkü daha henüz görevini yerine getiremeden haça gerilmiş ve öldürülmüştür. Moon, Hristiyanlığın aksine Hz. İsa’nın tanrılığını reddetmektedir. Mooncu öğretiye göre Hz. İsa, tanrı değildir ve Hz. Muhammed ise insanlığa gerçek ebeveynin yani Moon ve eşinin gelişine hazırlık yapmakla görevli bir peygamber olarak gönderilmiştir.

Buna göre, Hz. İsa’nın yarım bıraktığı işi tamamlama görevi, Tanrı tarafından Moon’un kendisine verilmiştir. Kendisini, ‘İkinci Geliş’in Rabbi’ olarak tanımlayan ve Mooncular tarafından da öyle kabul edilen Moon, Hz. İsa’dan 2000 yıl sonra gelip, insanlığı Havva’nın şeytanla yaptığı ‘zina’ ile başlayan ve Kabil ile devam eden günahtan kurtarma sürecini başlatmıştır. Bu nedenle Moon, Hz. İsa’dan sonra gelen ‘Üçüncü Âdem’ olarak kabul edilmektedir. Moon ile birlikte insanlık, tarihin son dönemine girmiştir. Artık kıyametin kopmasına çok az bir zaman kalmıştır. Bu nedenle Moon, henüz 16 yaşında olan Hak Ja Han ile Tanrı’nın rızasına uygun olarak sevgi birliğini tesis edecek bir evlilik yapmış ve böylece ‘gerçek aile’yi kurmuştur. Böylece Moon ve Hak Ja Han’ın birlikte kıyacakları nikâhla evlenecek olanlar, şeytanın hakimiyetinden kurtulmuş ve asli günahtan temizlenmiş olacaktır. Moon’un 16 yaşındaki bir kızla yaptığı bu evliliğin çocuk istismarı olduğu kendisine yönelik eleştirilerde her zaman hatırlatılacaktır.

ABD’nin Özel Yeri

Moon’a göre, Tanrı kendisine kutsal evliliği gerçekleştirdikten sonra ikinci bir görev daha vermiştir. Bu, dini hareketin uluslararası siyaset arenasında oynayacağı rol ve asıl varlık gayesi bu görevidir. Bu ikinci görev, Moon’un dünyaya yönelik siyasi görevidir. Bu görevini Moon, yeryüzünde ‘Tanrı’nın Krallığı’nı, ‘Yeryüzü Cenneti’ni kurma görevi olarak tanımlamaktadır. Kendisini ‘Rabbin ikinci gelişi’ olarak takdim eden Moon, böylece Mesih’in tamamlayamadığı ikinci görevi de tamamlayacaktır. Gerçek aileler kurmak suretiyle günahtan arındırılmış yeni neslin yetişmesini sağlayacak olan Moon, bu yeni nesille ahir zamanda şeytana karşı meydana gelecek olan ‘Kutsal Savaşı’ yapacaktır. Hristiyanlıktaki ‘Armageddon Savaşı’nın Mooncu versiyonu olan bu açıklama ile Moon, yapacağı ‘uluslararası siyasi faaliyetlere’ mensuplarının gözünde meşruiyet kazandırmış olmaktadır. Böylece o, siyasi misyonunu yerine getirirken kendisine sorgusuz sualsiz sadık olacak elemanları, kendi teolojisiyle hazırlamış oluyordu.

Moonculara göre, Tanrı’nın Planı’nda ABD’nin özel bir yeri vardır. Tanrı, kendi Planı’nın gerçekleştirilmesinde ABD’yi bizzat seçmiştir. Tanrı, ABD’yi Kutsal Ulus olarak takdis etmiş ve ona, dünyada totaliter rejimlere karşı ‘barışı koruma görevi’ vermiştir. ABD’nin bir diğer görevi ise ‘komünizme karşı zafer’ elde ettikten sonra ayrılmış olan ‘Kuzey ve Güney Kore’nin tekrar birleştirilmesi’ görevidir. Zira Moonculara göre Kore, ‘üçüncü İsrail’dir yani ‘yeni Vaat Edilmiş Toprak’tır. Moon’a göre, komünizmle yani diğer bir ifadeyle Rusya ve ona siyaseten bağlı ülkeler ile mücadele, Tanrı’nın bir emridir. Moon’un kurmuş olduğu müesseselerin tamamı komünizmle mücadeleyi temel hedeflerden biri olarak kabul ederler. ABD’yi, Tanrı’nın seçilmiş milleti olarak gören Mooncuların, komünizmi aslî düşman olarak kabul etmelerinden daha normal bir şey olamazdı. Aslında Moon’un dini hareketini kurduğu dönemlerde uluslararası siyasette ABD’ye bağlı hareket eden ülkelerde benzer ‘komünizmle mücadele’ merkezlerinin, derneklerin ve dini hareketlerin kurulduğunu görmek mümkündür. Sun Myung Moon’un, bu çerçevede 2 Nisan 1972’de Paris’te verdiği bir konferansta şöyle bir açıklama yapar: ‘Sağ ayağımızı Hristiyanlığın üzerine koyup ona boyun eğdiriyoruz; sol ayağımızla da komünizm ideolojisine boyun eğdiriyoruz. Kollarımızı ise yeryüzüne teşrif etmeleri için Tanrı’ya doğru uzatıyoruz ki böylece dünya bizim olacaktır. Yeryüzünde sadece bir tek ideoloji var olacaktır.’ Bu ideoloji de yukarıda işaret edilen ABD’nin kutsandığı anti-komünist ideolojidir. Moon’un bu açıklamalarından, kurduğu dini hareketin teo-politik bir hareket olduğu açıkça anlaşılmaktadır.

Moon, bu siyasi hedefini gerçekleştirmek için ‘millî’ ve ‘kültürel’ değerlerinden arındırılmış ‘a-tipik’ insanların meydana getirdiği bir cemaat oluşturulması yolunu benimser. Buna göre, insanlar arasındaki ayrılık, ırkçılık duygularını ortadan kaldırabilmek için Moon, “melez” evlilikleri teşvik eder. Çeşitli alanlarda uluslararası teşkilatlar kurar. Kendini cemaatin “babası” kabul ettirir. Her ne kadar kendisinin ilk üç evliliği başarılı olmamışsa da hareketi dördüncü eşiyle yönetecektir. Dördüncü eşi ile birlikte onlar, “Gerçek Ebeveyn’dir. Kıydıkları nikâhla kurulan aileler de “gerçek aile”dir. Doğacak çocuklar, günahsız çocuklardır. Moon insanlığı, şeytanın (yani komünizm adı altında Rusya ve bağlantılı ülkelerin) hâkimiyetinden kurtaracak yolu bulmuştur ve onu tebliğ etmektedir. Havva’nın şeytanla yaptığı “zina” ile başlayan günah “Kabil” ile devam etmiştir. İnsan soyunun gerçek atası “şeytan” olmuştur. Şimdi Moon’un kurduğu “Gerçek aile” ve onun takdis ettiği yeni aileler ile şeytan hâkimiyeti ve günah sona erecektir. Moon cemaati bu yönde eğitilecek ve bu hedefe odaklanacaktır. Bu maksatla Moon ve eşi, büyük bir gösteri ile birkaç yıl arayla düzenledikleri dünya çapındaki evlilik organizasyonları ile meşhur olmuşlardır. İlkini 1968’de yaptıkları bu kutsal evlilik organizasyonunda, 1800 çift aynı anda büyük bir stadyumda evlendirmişlerdir. Çiftlerin kiminle evleneceğine Moon ve eşi Hak Ya Han’ın tespit ettiği bu kolektif evlilik organizasyonlarındaki rekor evlilik sayısı, 1992’de olmuştur. 131 farklı ülkeden katılan 30.000 (otuz bin) çiftin evlilik kutsaması ve merasimi aynı anda gerçekleşmiştir. Moon ailesinin eliyle kutsanan bu evliliklerin, şeytanın şerrinden ve asli günahtan korunmuş ‘gerçek evlilikler’ olduğu kabul edilmektedir. Evlenen eşler, evlilik hayatlarına başlamadan önce kırk gün birbirlerinden uzak yaşamalıdır.

Moon, dini hareketinin hem ahir zaman hem de ahiret hayatı ile ilgili inançlarını da düzenlemiştir. Bu konuda, özellikle doğu dinlerindeki reenkarnasyon inancından faydalanmıştır. Buna göre, Moon hareketinin öğretilerine uygun yaşayarak olgunluğa ulaşan ruhlar, ölümden sonra Tanrı katına yükselir. Yanlış inanç ve davranışlarla olgunluğa ulaşamayan kişilerin ruhları ise dünyada hayalet olarak, bedensiz ruh olarak dolaşmaya, ıstırap çekmeye devam eder. Fiziksel hayatlarında kurtuluşa ulaşamayan ruhlar, ölümlerinden sonra fiziksel varlıklara olumlu yardımlarda bulunarak, salih amellerini, sevaplarını artırabilir, böylece kemalatlarını yükselterek Tanrı’ya kavuşabilirler. Tanrı’ya kavuşmanın sembolik ifadesi cennet, Tanrı’dan uzak kalıp yükselme sıkıntısı çekmenin sembolik ifadesi ise cehennemdir. Moon inancında müşahhas bir cennet ve cehennemin varlığı kabul edilmez. İslam’da olduğu gibi kıyamet, hesap günü ve haşir inancı da yoktur. Moon hareketine göre, Hristiyanlıktan başka bir dine inanan veya hiçbir dine inanmayan insanların ruhları da reenkarnasyona tabi olur ve aynı şekilde ikinci bir gelişle daha üst seviyelere ulaşabilir.

New York’a Taşınan Merkez

Yukarıda da işaret edildiği üzere Moon hareketine göre, Hz. İsa Mesihlik görevinde başarılı olamamıştır, Hz. Muhammed ise gerçek ebeveynlerin gelişine hazırlık yapmakla yükümlü bir peygamber olarak insanlığa gönderilmiştir. II. Mesih yani Moon tarafından Tanrı’nın yeryüzündeki hâkimiyetinin tesis edilmesiyle “Altın Devir” başlamıştır. Moon’un dünyadaki misyonunun gerçekleştirilmesi için çeşitli uluslararası barış örgütleriyle çalışmalar sürdürülmektedir. Moon hareketine mensup özel misyon bilinciyle zihinleri hazırlanmış olan insanların özverili çalışmaları sonucunda, Moon’un bu ikinci önemli misyonu da başarıya ulaşacaktır. Nihayet Tanrı tarafından seçilmiş kişi, vazifesini bitirince Tanrı onu, insanlığa duyuracak ve insanlık onu izleyecektir.

Moon hareketinde, Tanrı’nın varlığı ve mahiyeti Çin Tao inancındaki gibi ‘Yin ve Yang’ denen dişi ve erkek prensiplerle anlatılır. Buna göre, Tanrı’nın varlığı Yin ve Yang tabir edilen dişi ve erkek prensiplerin ahenkli birliğinden meydana gelir. Yani Tanrı iki cevherden oluşan bir varlıktır. Ancak bu özellikler arasında bir bölünme söz konusu değildir. Mükemmel bir uyum içindedir. Kâinat ve içindeki varlıklar da Eski Yunan ve İslam felsefelerinde anlatıldığı üzere onun varlığından çıkmış yani sudur etmişlerdir. Bu yüzden, kâinatta var olan negatif ve pozitif özellikler Tanrı’nın içyapısını yansıtırlar. Böylece Moon, dünyadaki savaşlar ve bunun sonucunda milyonlarca suçsuz insanın ölümünü, siyasi cinayetleri, küresel sorunları, Tanrı’nın bizzat kendi isteği ve onun özünde var olan bir durumun tezahürü olarak açıklar.

Moon hareketi çeşitli alanlardaki teşkilatlanma ve ticari şirketlerle maddi ve manevi etkisini kuvvetlendirmeye çalışmaktadır. Kore, Japonya ve ABD başta olmak üzere dünyanın çeşitli ülkelerinde misyon merkezleri kurmuş, kendini tanıtma ve taraftar kazanma çalışmalarını sürdürmektedir.

1954 yılında Seul’da kurduğu Unification Church ya da Birleştirme Kilisesi’nin sayısı 1957’de otuza çıkar. Hareket, Hristiyanlığın bütün mezhepleri ve dinlerin mensupları tarafından heterodoks diye mahkûm edilmelerine rağmen yayılışını sürdürdü. 1958’de ilk misyonerini Japonya’ya göndererek dünyaya açılan Moonculuk 1970’lerde 120, 1988’de 130, 1994’te 160 ülkede faaliyet gösterir hale gelir. Moon’un 1971’de ABD’ye gitmesiyle Moonculuk hareketinin merkezi New York’a taşınır.

Moon hareketi, yeryüzündeki siyasi misyonunu gerçekleştirmek için her türlü imkâna başvurmaktadır. Moonculuk, ABD merkezli milletlerarası dinî ve siyasî mahiyette güçlü bir teşkilât ağına sahiptir. Harekete bağlı dünyanın değişik yerlerinde faaliyet gösteren birçok vakıf, dernek vb. kurum bulunmaktadır. Bunların en meşhur olanları arasında yer alan Collegiate Association for the Research of Principles, 1988 yılı itibariyle yetmiş ülkede faaliyet gösteren dini hareketin öğrenci teşkilatıdır. 1961’de kurulan The International Federation for World Peace and Unification ise hareketin siyasî ve iktisadî hayatını düzenleyen üst düzey bir teşkilatıdır. 1967’de kurulan The International Federation for Victory over Communism ya da Uluslararası Komünizme Karşı Zafer Federasyonu, hareketin kuruluş amacını planlayan ve gerçekleştirilmesi için Asya Kıtası’nda faaliyet gösteren bir federasyondur ve komünizmi tamamen ortadan kaldırmayı hedefler. Moon’un çalışma sahası dikkate alındığında, her ne kadar Avrupa veya Amerika gibi başka ülkelerden sempatizanları olsa da ABD’nin Asya’daki siyasi hedeflerinin gerçekleştirilmesine odaklı bir yapıdır. Bu nedenle çalışma sahası öncelikli olarak Doğu ve bilhassa Asya Pasifik ülkeleridir.

Moon hareketi, asıl kuruluş gayesi olan bu siyasi faaliyetlerini yaparken, bir yandan da dünya kamuoyu tarafından dikkatleri üzerine çekmemek için sözde ‘barışçıl’ faaliyetleri de yürütmektedir. Bu vesileyle özellikle akademik ve medya çevreleriyle irtibat kurup dünya çapında entelektüel camiada olumlu bir imaj edinme faaliyetleri de yapmaktadır. Özellikle Amerika’daki akademik çevrelerden bazı kimselerin destekleri sağlanarak gerçekleştirilen bu faaliyetlerde, genellikle kullanılan tema ‘barış’ ve ‘sevgi’ kavramları olacaktır. Moon hareketi, bu yöndeki çalışmalarını gerçekleştirmek için 1968’de Professors World Peace Academy yani Dünya Barışı Akademisi Profesörleri vakfını kurmuştur. Dünyanın birçok yerine yayılma imkânı bulan bu vakıf, benzer hareketlerde de rastlanıldığı üzere amacının, dünya barışını gerçekleştirmek için yeni bir ideoloji ortaya koymak olduğunu iddia eder. Bu maksatla dünya çapında organizasyonlarla çeşitli konferans ve seminerler düzenlerler.

1968’de faaliyete geçen International Cultural Foundation ya da Uluslararası Kültür Vakfı, kendi ifadeleriyle bilimsel, kültürel ve hareketin dini amacını gerçekleştirmede diğer dinlere mensup insanların inancını araştırarak ‘dinî ilerlemeyi’ sağlamak amacıyla kurulmuştur. Bu kuruluşta, diğer dinler ve kültürlerin temsilcileri ile bir araya gelme ve birlikte faaliyetler yapılması sağlanmaktadır. Moon, kendi oluşturduğu dini hareketin inanç esaslarını ayrı ve en son din olarak tanımladığı için bu inancın ilahiyat araştırmalarının yapılacağı merkezlerin ve ilahiyat okullarının açılması yoluna gitmiştir. Bu amaçla 1975’te Birleştirme İlahiyat Semineri (Unification Theological Seminary) adıyla kurduğu bu merkezler ilk defa Amerika’da oluşturulan ve daha sonra birkaç yerde açılan iki yıllık ilâhiyat okullarıdır. Bu okullarda Moonculuğun inanç esasları üzerinde çalışmalar yapılmakta ve harekete mensup olanların dini formasyonları bu okullar vasıtasıyla gerçekleştirilmektedir.

Moonculuğun uluslararası dini faaliyetleri arasında en ilginç olanlarından bir diğeri ise dinler arası diyalog konularıyla ilgili olanlarıdır. Buna göre, 1983’te kurulan Uluslararası Din İşleri Vakfı (International Religious Foundation), Moonculuğun uluslararası alanda tanıtımına yönelik konferanslar düzenler. Vakıf, bu maksatla çeşitli yayınlar yapar ve harekete ilgi duyanlarla birlikte projeler geliştirir. Moon hareketinin ilgilendiği bir diğer alan ise uluslararası hayır ve yardım faaliyetleridir. Bu maksatla.1976’da Uluslararası Dostluk Vakfı’nı (International Friendship Foundation) kurmuştur. Vakıf, ihtiyaç sahiplerine yiyecek, giyecek ve ilâç yardımı yapmaktadır.

1984’te kurulan Dünya Bilim ve Teknoloji Araştırma Enstitüsü (The World Research Institute for Science and Technology), Moon hareketinin bilim ve teknolojik araştırmalarını gerçekleştirdiği enstitüdür. Bunların dışında Moonculuğun birçok kuruluşu mevcuttur. Dinî ağırlıklı olmak üzere uluslararası pek çok konferans ve seminer düzenleyen hareket, birçok sanat ve sosyal içerikli kültürel faaliyetlerde bulunmaktadır.

Totaliter ve Otoriter Rejimlere Destek

Mooncular, inançlarının gereği olan misyonlarını gerçekleştirmek ve kamuoyunu bu misyonlarına uygun yönlendirmek için, medya alanında da faaliyetler yapmaktadır. Uluslararası haber ajansları ve Paragon House gibi yayınevlerine sahip olan hareket, ayrıca başta ABD olmak üzere dünya çapında yayınlanan The Washington Times, The Middle East Times, The International Journal on World Peace ve New York City Tribune gibi yirmi civarında gazete ve dergi yayınlamaktadır. 1952’de Washington Post’a alternatif olarak kurulan Washington Times, ABD’deki muhafazakâr politikaları savunan bir çizgiye sahiptir. Moon, Washington Times’ı övmek için yaptığı bir konuşmada, ‘Washington Times, Tanrı’nın kelamını yeryüzüne yayacak bir vasıta olacaktır’ demiştir.

Evanjelikler gibi Mooncular da Üçüncü Dünya Savaşı’nın gerçekleşmesinin gerekli olduğuna inanmaktadırlar ve bu yöndeki politikaları desteklemektedirler. Bu yönüyle güçlü bir apokaliptik inanca sahip olan hareket, bu savaşın hem silahlarla maddi hem de zihinsel faaliyetlerle entelektüel düzeyde gerçekleşeceğine inanmaktadırlar. Moonculara göre, demokrasi ile komünizm yani ABD ile Rusya ve bağlantılı ülkeler arasında gerçekleşecek olan bu savaşın sonunda, dünyadaki bölünmüşlük ortadan kalkacak ve ‘Birleşme’ tamamlanacaktır. Moonculuk hareketinin resmi isminde yer alan ‘Birleştirme Kilisesi’nin gerçek anlamı böylece daha iyi anlaşılmış olmaktadır.

Moon hareketinin dünya siyasetinde önemli bazı olaylarda yer alması, insanların dikkatlerini bu harekete yöneltmelerine neden olmuştur. Özellikle Watergate krizi esnasında Nixon’u desteklemesi ve ABD halkından başkanlarını yapmış olduğu yanlışlık nedeniyle affetmelerini istemesi büyük eleştirilere yol açmıştır. ABD’nin, Üçüncü Dünya Ülkelerinde desteklediği bütün hareketlerde olduğu gibi Moon hareketi de Asya’daki totaliter ve otoriter rejimlere destek olmakla suçlanmaktadır. Mesela; Güney Kore’deki Park Chung Hee rejimini desteklemesi ve bu yönde Güney Kore Haber Alma Teşkilâtı (KCIA) ile ilişkileri bilinmektedir. Moon hareketi, bu teşkilat adına ajanlık yapmaktadır. Moon hareketi, Bush ailesinin iktidarını destekleyenler arasında yer almıştır. Hareketin, Sovyetlerin Afganistan’ı işgaline karşı mücadelede Amerika’yı etkin olarak desteklemiştir. Moon hareketinin Fransa’da ırkçı Le Pen Hareketi ile olan yakın ilişkisi de Fransız ve dünya basınında eleştirilere konu olmuştur.

Moon, özel hayatı ile de birçok skandala imza atmış bir kişi olmuştur. Adı çeşitli seks skandallarına, vergi kaçakçılığına karışmış ve bu suçu nedeniyle vergi kaçakçılığından 1983’te on sekiz ay hapis ve 25.000 dolar para cezasına çarptırılmıştır. Ayrıca aynı suçtan 1984’te hapse atılmıştır. Moon hareketine yönelik diğer eleştiriler arasında; üye kazandırma sırasında psikolojik baskılar ve zihin kontrol yöntemleri uyguladığı, elde edilen gelirlerle liderlerin lüks içinde yaşamasına karşılık sıradan üyelerin istismar edildiği, teşkilâtın emlâk, endüstri ve yatırımlarıyla bir kiliseden çok finansman kurumunu andırdığı şeklindeki suçlamalar da yer almaktadır.
ABD’yi ve dolayısıyla politikalarının Tanrı tarafından kutsandığına inanan bu ‘politik-teolojik’ Moon hareketinin dünya çapında 6 milyona yakın müntesibi olduğu tahmin edilmektedir. Yoğun olarak ABD, Kore ve Japonya ile Orta ve Güney Amerika ülkelerinde yaşayan Mooncuların, Türkiye’deki 2000 civarında üyesi olduğu belirtilmektedir. 2 Eylül 2012 tarihinde 92 yaşında ölen Sun Myung Moon’un 14 çocuğu ve yirminin üzerinde torunu vardır.

Cevap Yazın