Yeni Yönetim ve Hayatın Gerçeği

Ülkemiz, kendisine ve milletimize dar gelen bir ucube sistemden kurtulmuş ve yepyeni bir yönetim biçimine kavuşmuştur. Böyle ucube bir sistemle ülke hiçbir zaman istenildiği gibi idare edilemedi. Böyle bir yönetim biçiminden hoşnut olanlar öncelikle Haçlı Avrupası, Haçlı Avrupası’nın güdümündeki diğer Batılı güçler, bu güçlerle gönül birliği eden içimizdeki Truva Atı Ashabı, Boğaziçi Aşireti ve Mandacıların torunlarıydı.

1.
Cumhuriyet’in kuruluşundan 1950 yılına kadar geçen 27 yıllık sürede adını ne koyarsak koyalım, bu ülke esas olarak gücün tek elde toplandığı bir yönetimle idare edildi. Bu yönetim biçimi, milletimizin hiç hoşuna gitmemiş olmalı ki… Kendisine istediğini seçme hakkı verildiği ilk seçimde gücü tek elde toplayanları iktidardan uzaklaştırdı ve darbelerle ülke yönetimlerine müdahale edildiği dönemler dışında hiçbir şekilde iktidarın bir kulpundan bile tutturmadı.

2.
24 Haziran 2018 tarihinde yapılan Cumhurbaşkanlığı ve Milletvekili Genel Seçimlerinden sonra ülkemiz, kendisine ve milletimize dar gelen bir ucube sistemden kurtulmuş ve yepyeni bir yönetim biçimine kavuşmuştur. Böyle ucube bir sistemle ülke hiçbir zaman istenildiği gibi idare edilemedi. Bu idare edilemeyişin en doğal sonucu olarak, bu aziz millet sahip olduğu potansiyelini hiçbir zaman enerjiye çevirip işe dönüştüremedi. Üretemedi… Zenginleşemedi… İstenilen seviyede güçlenemedi. Böyle bir yönetim biçiminden hoşnut olanlar öncelikle Haçlı Avrupası, Haçlı Avrupası’nın güdümündeki diğer Batılı güçler, bu güçlerle gönül birliği eden içimizdeki Truva Atı Ashabı, Boğaziçi Aşireti ve Mandacıların torunlarıydı.

3.
Yeni Yönetim Sistemini, eski yönetim biçiminden ayıran en önemli ve ayrıcalıklı husus, yürütmenin yasamadan kesin hatlarıyla ayrılmış olmasıdır. Böylece Yasama Meclisi bütün gücünü, ülkemizin önünü açacak, insanımıza hayatı daha kolaylaştıracak, şer güçlere göz açtırmayacak, suçluları adil şekilde cezalandıracak yasaların çıkartılmasına harcayacaktır. Yasama Meclisi’nin icranın içinde olmayışının bir başka faydası ise yönetimin olası yanlışlarını daha tarafsız bir gözle görme imkânına kavuşacak olması ve gerektiğinde uyarı görevini yapacak olmasıdır. Yasama Meclisi, icranın içinde olmayacağı için vatandaşın iş takibiyle uğraşmayacak ve TBMM’nin ziyaretçi trafiği azalacaktır. Bu durumda kayırma kollama işleri en aza inecek, böylece yönetim daha rahat bir çalışma ortamına kavuşacak; yasama üyelerinin baskısından kurtulan yönetimin etkinliği olabildiğince artacaktır.

4.
Cumhurbaşkanlığı Yönetim Sistemi’nin en önemli özelliği ise hükumetleri Güven Oyu Alma zorunluluğundan, milletimizi ise kalkınmasını önleyen koalisyonlardan kurtarmış olmasıdır. Bilinen bir gerçektir ki bu ülke ve bu aziz millet, koalisyonlardan çok çekmiş ve kurulan koalisyonlar sebebiyle gücünü boşa harcamıştır. Öylesine boşa harcamıştır ki: Ülkemiz en ağır ekonomik krizlere koalisyonlar döneminde girmiş; iç barışımız en fazla koalisyonlar döneminde bozulmuştur. Ülkemizin ekonomik krizlere tutulmadığı, tutulsa bile daha kolay atlattığı, kalkınmasını daha iyi yaptığı dönemler ise tek partinin görev yaptığı iktidarlar dönemidir. Fakat dış güçlerin emrinde olan darbe çeteleri nedeniyle ülkemizin tek başına iktidarlar dönemi maalesef hep kesintiye uğratılmıştır. Nitekim 1950-2018 arasındaki 68 yıllık dönemin 28 yılı, darbecilerin ve koalisyon iktidarlarının yönetiminde geçmiştir.

Eğer kimilerinin hayranlıkla bahsettiği eskinin ucube yönetim modeli yürürlükte olsaydı, şimdi Cumhurbaşkanı, AK Parti Başkanı’na hükumeti kurma görevini verecek ve AK Parti Başkanı, hükumeti kurabilmek için ana muhalefet partisi CHP’den başlamak üzere bütün siyasi partileri sıra ile dolaşacaktı. Bu yoklama turları tamamlandıktan sonra hükumeti kurmakla görevli AK Parti Başkanı, koalisyon yapacağı parti başkanıyla bir araya gelecek ve koalisyonun çatısını kurmak için esasları belirleyeceklerdi. Ve koalisyonda yer alacak iki partinin heyetleri bir araya gelecekler ve sıkı bir bakanlık pazarlığına girişeceklerdi. Bunu bizim yaştakiler defalarca yaşadı. Hem de sayısını unutacak kadar. Hem de en rezil milletvekili transferlerine şahit olarak… Bu bakımdan, koalisyonların ve özellikle Bülent Ecevit hükumetlerinin ekonomik krizlerini yaşamamış olan yeni nesil ne düşünür ve nasıl düşünür bilemesem de…

Bizim neslin, bizde uygulanan şekliyle parlamenter sistemi istemesi mümkün değildir. Nitekim Devlet Bahçeli’nin ifadesiyle “beş benzemezlerin” oluşturduğu “Millet İttifakı”nın parlamenter rejime dönüş çağrısı, seçmen nezdinde kabul görmemiş ve “Cumhur İttifakı” hem Cumhurbaşkanlığı hem de Milletvekili Seçimini rahatça kazanmıştır. Yeni yönetim modelinin gereğince hareket edilirse, bir dahaki seçimde Cumhur İttifakı arayı daha da fazla açacaktır.

5.
Yeni yönetim modeline alışamayan bazı çevrelerin kafasını karıştıran en önemli husus, Cumhurbaşkanının, hükumet üyelerinin çoğunluğunu TBMM dışından seçmesi ve bu seçimi yaparken yine çoğunlukla bürokratları değil, özel sektör mensuplarını tercih etmesidir. Bu arada Cumhurbaşkanımız, çıkardığı kararnamelerle müesses nizamı belki de dokuz şiddetinde sarsmıştır. Sosyal medyada çıkan ve bu ortamda sorulan sorulardan anlaşıldığı kadarıyla, yeni yönetim biçimine alışamayanların en fazla kafalarına taktıkları husus diplomanın değil, ehliyetin ön plana çıkacak oluşudur. Aslında bu durum ülkemizin geleceği açısından son derece önemlidir. Her meslekte, hayatın her alanında halkımızın alaylı olarak ifade ettiği öylesine yetişmiş insanlar vardır ki anlı şanlı diploma sahiplerini cebinden çıkarır. Bu şekilde yetişmiş insanların yönetimin içinde aktif olarak katılacak olması, hiç şüphesiz ülkemizin yararına olacaktır.

Biz şimdiye kadar hayatın gerçeğini dışladık ve hayat da bizi dışladı… Şimdi hayatın gerçeğine döndük. Elbet işi, ehline vermek kaydıyla… Evet, bu sistemde akraba, eş, dost, yakın, tanıdık olup olmadığına bakmadan işler ehline verilirse, bu ülkeyi kimse tutamaz. Sayın Cumhurbaşkanımız isterse bütün görevleri en yakınlarına versin, yeter ki ehil olanları seçsin ve gözetsin.

Cevap Yazın