Takiyeden Makiyeye

Çok uzun zamandır insanlar tam görüşünü söylemiyordu memleketimizde, hatta başka bir görüş söylüyordu.
Çünkü İslami dava çerçevesindeki pek çok şey aşırı derecede yasaktı, baskı altındaydı, bu yüzden de örtüktü. Ve mesela;
Gülen, Oktar gibi isimler de bu bağlamda hareket ediyor görülüyordu gayet. O yüzden de belki, pek çok falsoları görülmüyordu, çok eleştiri almıyordu.

Takiye kelimesi korunma anlamına geliyor. Istılahi olarak ise “korkudan asıl görüşünü gizleme” anlamında kullanılıyor. Bir de şu var ki tarihi süreçte “adeta her fırsatta asli görüşünü gizleme” noktasına gitmiştir iş. Burada dikkatimizi çeken bir başka nokta ise takiye kelimesinin takva kelimesiyle aynı kökten, vaky kökünden geliyor olması fakat anlam olarak tam tersi bir noktaya savrulması. Çünkü takva, bağlılıkta en aşırı olma anlamında kullanılırken takiye en gevşek olma anlamına geliyor pratikler sonucunda. Peki, Kur’an’da takiye kelimesi geçer mi? Elcevab; Ali İmran 28. ayette geçen tüka kelimesi ki takiye olarak da okunmuştur kelime1, takiye anlamında görülür müfessirlerce. Bu ayet şöyledir: “Mü’min’ler, mü’min’leri bırakıp da kâfirleri dost edinmesin. Kim bunu yaparsa artık o, herhangi bir şeyde Allah’tan değildir. Ancak onlardan korunma gayesiyle sakınmanız başkadır. Dönüş yalnız Allah’adır.” [Ali İmran 28] Görüldüğü üzere ayette bir ruhsat var fakat mesela Şia mezhebinde takiye, imanın şartı gibi bir şeydir. Öyle ki mezhep literatüründe Hz Ali’nin seçilmiş imam olduğu halde diğer halifeler zamanında takiye yaptığı, takiyenin dinin onda dokuzu olduğu söylenmiş, “Sizin Allah katında en üstününüz en çok sakınanınızdır”2 ayetinde yer alan “etki” kelimesinin Caferi Sâdık’tan nakille “en çok takiye uygulayanınızdır” anlamında olduğu dahi iddia edilmiştir.3 İşte takiyeyi makiyeye çeviren süreçler.

Kime Karşı Yapıldığı Karışan Takiye

Asıl meselemize gelirsek; bilindiği üzere çok uzun zamandır insanlar tam görüşünü söylemiyordu memleketimizde, hatta başka bir görüş söylüyordu. Çünkü İslami dava çerçevesindeki pek çok şey aşırı derecede yasaktı, baskı altındaydı, bu yüzden de örtüktü. Ve mesela; Gülen, Oktar gibi isimler de bu bağlamda hareket ediyor görülüyordu gayet. O yüzden de belki, pek çok falsoları görülmüyordu, çok eleştiri almıyordu. Fakat şimdi de Amerika, İsrail vs hesabına çalıştıkları ortaya çıktı. Yani kime karşı takiye yapıldığı karıştı. Peki, acaba takiye böyle ille sorun mu oluşturur? Bir defa şu anlaşılmalı ki; işin esası Allah’a güvenmek ve fedakâr olmaktır. Ayette denilir ki: “Gerçek şu ki; İman edip de yalnız Rab’lerine tevekkül edenler üzerinde onun (şeytanın) bir hâkimiyeti yoktur. Onun hâkimiyeti, ancak onu dost edinenlere ve onunla/onu (Allah’a) ortak koşanlaradır.” [Nahl 99-100]Elbette zorunlu zamanlarda takiye olabilir. Ayette şöyle denilir: “İnandıktan sonra kim Allah’ı inkâr ederse, kalbi imanla dolu olduğu hâlde zorlanan kimse başka, fakat göğsünü küfre açanlara Allah’tan gazap iner ve onlar için büyük bir azap vardır.” [Nahl 106]

Bir başka ayette ise zorunlu durumlar için verilen ruhsatta bir ayrıntı dikkat çeker, “haddi aşmadan” denilir. Şöyle ki: “Allah size yalnız leşi, kanı, domuz etini ve Allah’tan başkası için kesilmiş olanı yasaklamıştır. Fakat kim mecbur kalırsa, aşırıya kaçmamak ve sınırı aşmamak şartıyla ona günah yoktur. Şüphesiz ki Allah, çok bağışlayandır; çok merhamet edendir.” [Bakara 173] Dikkat edilirse ayette ölüm tehlikesi durumunda harama bulaşırken dahi ruhsatla birlikte bir uyarı var. Yine; “onlardan gelebilecek bir tehlikeden sakınmanız başka” ifadesine karşın şu ayet de vardır: “Ey inananlar! Yahudi ve Hıristiyanları dost edinmeyin. Onlar birbirlerinin dostlarıdırlar. Sizden kim onları dost edinirse, kuşkusuz o da onlardandır. Şüphesiz ki Allah zalimler topluluğunu doğru yola iletmez.

Kalplerinde hastalık bulunanların; başımıza bir felaket gelmesinden korkuyoruz diyerek, onların arasına koşuştuklarını görürsün. Umulur ki Allah bir fetih yahut katından bir emir getirir de onlar içlerindeki gizledikleri şeyden dolayı pişman olurlar.” [Maide 51-52] Elhasıl; demek ki burada “her kafanıza eserse size ruhsat” gibi bir durum yok. İşte bu taifelerin evrilip çevrildiği nokta budur. Tehlikeyle orantılı bir takiyeyi geçtik işi, yaşam tarzına çevirmiştiler, davayı buharlaştırmıştılar, başlarındaki öyle dedi diye. Mesela içkili toplantılar düzenliyor, Hristiyan erkekle Müslüman kadını evlendiriyor, kadınlı erkekli dansı dinen normal görüyorlardı. Nihayetinde iş ajanlığa kadar gitti dayandı.

Fikirler Yasaklanıyorsa, Baskı Varsa?..

Buradaki bir başka mesele ise şu ki takiye, marjinal, gizemci, savunulamaz inançları olan grupların kullandığı en mühim bir araçtır aynı zamanda. Denilebilir ki “hakikati söylersek başımıza iş gelir” noktası bahane edilerek kapalı yapılar kurulmaktadır. Hâlbuki söyledikleri şey tam hakikat değildir bir defa. Ya da takiyede çok kalınca iş, buna dönmektedir. Beri yandan bulanıklıktan işin sakatlığı anlaşılamamaktadır. Bu çerçevede mesela, Gülen’in yakın çevresinde Hz İsa olarak görüldüğü iddiaları, Oktar’ın ise sürekli mehdiyetten bahsetmesi ve mehdinin özelliklerinin ona uyduğunu ima etmesi çok enteresandır. Şiilikte de gaib imam, on iki imamın masumiyeti gibi ciddi şekilde delillendiremeyecekleri pek çok konu vardır. Gulat akımlarda bu iş zaten ayyuka çıkmaktadır. İşte takiyeciliğin böyle bir boyutu da var ya da oluyor. Hâsılı, demek ki bir defa; açık, başkalarına tebliğ edilebilir, savunulabilir bir inanç gerekiyor evvela. Bu da delillere dayalı bir iman demek. Peki, eğer fikirler yasaklanıyorsa, baskı varsa?.. Bu da ikinci kısım. Denilebilir ki örneğin, Batı medeniyeti, İslam’ı dönüştürmek istiyor açık şekilde fakat İslam’ın tebliği ve işin delilleri acaba çok yerinde mi? Kimileri gelenek bohçasını taşımakta fakat iman zafiyetiyle çabucak sapabilmekte, kimileri ise geleneği dışlayarak güya çok savunulabilir bir anlayış çıkartmakta ama aslında rasyonalizme, belki de tam Batı’nın istediği noktalara gitmekte. Deliller ve tebliğ meselesine ciddi şekilde bakıldığı zaman ise gerçekten de bu alanda eksiklikler görülüyor. Bütün bunlar da buna götüren süreçler gibi bir açıdan. Elbette her hâlükârda baskı olabilir fakat azim de şart. Hakikat boyutu net olursa başarı da biiznillah gelecektir. Ayette şöyle buyurulur: “Kesinlikle, mallarınız ve canlarınız konusunda sizi deneyeceğiz ve kesinlikle, önceden kitap verilenlerden ve ortak koşanlardan üzücü birtakım şeyler işiteceksiniz, çok. Eğer de sabreder ve sakınırsanız, herhalde bu, işlerin azmindendir/azmedilmeye değer işlerdendir.” [186]

1Kıraat imamlarından Yakub, bu kelimeyi takiye olarak okumuştur.
2Hucurât 13
3bkz. Dia, takiye maddesi

Cevap Yazın