Trumpizm: Hakaret Etme Sanatı

Birkaç başarısı var Trump’ın aslında. ABD sahnesinde vergi indirimi yasasını çıkardı ve dünya sahnesinde de (şimdilik kaydıyla) Kuzey Kore lideri Kim ile bir buluşma ayarladı. Ancak bunların yanında pek çok hatası var. Örneğin henüz vaat ettiği göçmenlik yasasını çıkaramadı. Meksika sınırına yapmayı tasarladığı duvar için parayı bulamadı. Ve İran ile yapılan nükleer anlaşmadan geri çekilerek dünyadaki birçok ülkeyi dehşete düşürdü.

Donald Trump başkan olduğundan beri ilişki kurduğu herkese hakaret ediyor. Tek istisna yakın aile üyeleri gibi görünüyor. Onlar da hakarete uğramıyorlar ama gözden düştüklerinde görmezden geliniyorlar. Sadece insanlar değil ülkeler de aynı durumda. Trump, İsrail dışında belki de her ülkeye hakaret etti.

Öyle anlaşılıyor ki hakaret etmek Trumpizm’i tanımlayan en önemli araçlardan biri. Trump sürekli hakaret ediyor ve bundan da zevk alıyor. Bu yüzden Trump uzmanlarını şu iki soru çok meşgul ediyor: Trump neden böyle yapıyor? Ve işe yarıyor mu?

Bazı uzmanlara göre bu sonu gelmeyen hakaretler, bir çeşit zihinsel kusurun sonucu. Bu uzmanlar Trump’a aşırı duyarlı megalomanyak diyorlar. Kendini dizginlemesinin mümkün olmadığını ve kendine hâkim olamadığını düşünüyorlar.

Ben bu görüşe katılmıyorum. Çünkü hakaretlerin, (1) Trump’un ABD ve dünya sahnesindeki hâkimiyetini sağlayabileceği ve (2) politikalarını en iyi şekilde uygulayabileceği kasıtlı bir stratejinin parçası olduğuna inanıyorum.

Trump’ın bu “hakaret oyunu”ndan kazancı ne olabilir? Öncelikle bir kişiye ya da bir ülkeye hakaret ettiğinde, onları karar vermeye zorluyor. Muhatapları ya karşı saldırıya geçip, Trump’ın kendilerine zarar verme riskini göze alıyorlar ya da Trump’ın hoşuna gidecek bir takım imtiyazlar veriyorlar. Her iki durumda da ilişkinin merkezinde Trump oluyor.

Trump’a göre, bu davranışları onu alfa-köpek yapıyor. O sadece dünya güç piramidinin zirvesinde olmak istemiyor, aynı zamanda orada sürekli görünür de olmak istiyor. İşte hakaretler bu amaca hizmet ediyor.

Hakarete uğrayarak istenmeyen bu iki seçenek arasında kalan kişi ya da ülkeler, hakarete uğramış diğer kişi ve ülkelerle ittifak kurmaya çalışabilirler. Bu potansiyel müttefikler hakaretlerle nasıl başa çıkacakları hususunda benzeri tartışmalar da yapabilirler. Ancak sonuçta Trump’a farklı tepki vermeyi de seçebilirler.

Bu noktada, hakaret edilen kişi veya ülke taktik değiştirmek için potansiyel müttefikini ikna etme yoluna gitmeye çalışabilir. Ya da başka potansiyel müttefikleri arayabilir. Müttefikler her iki durumda da Trump’ın hakaretleriyle nasıl başa çıkacakları yerine, nasıl ittifak kuracakları üzerine enerjilerini sarf ederler. Ve Trump’ın işine gelecek şekilde, asıl mevzudan uzaklaşırlar.

Bu sırada Trump taktik değiştirebilir. Hakaret edilen kişi veya ülkeye bazı kısmi imtiyazlar sunabilir. Bunu muğlâk bir biçimde veya belirli bir zaman sınırı ile yapabilir. Bu durumda ilgili kişi ya da ülke ya geçmişteki aşağılanmayı sineye çekmek ve imtiyazlara müteşekkir olmak ya da bunların yetersiz olduğu tavrını tercih etmek durumunda kalır.

Eğer verilen imtiyazlara şükretme tercihi yapılırsa, kişi ya da ülke, hakaretin yine tekrarlayacağı tehlikesinin Demokles’in kılıcı gibi tepesinde sallandığını bilir. Ya da Trump’ın gazabına tekrar maruz kalabileceğini bilir. Her iki durumda da Trump karlı çıkmaktadır.

Trump bu taktiği sağ ve soldan kendisine yöneltilen eleştirileri yatıştırmak için kullanabilir. Bunlar da Trump’ın makul bir merkezi figür olarak ortaya çıkmasına yardımcı olur.

Hakaretlerin son bir avantajı ise şudur. Trump’ın tweetlerinin tutarsızlığı herkesin malumu. Eğer bu twitlerden herhangi biri haklı çıkarsa onlardan kendine büyük pay çıkarabilir. (Mesela, “Nobel Ödülünü hak ediyorum”). Ama sonuç istediği gibi olmadığında, talimatlarını yerine getiremedikleri gerekçesiyle yardımcılarının bir kısmını veya tamamını suçlayabilir.

Hakaretin işe yarayıp yaramadığı sorusuna gelirsek. Öncelikle Trump’ın endişelenmesi gereken şeylerle başlayalım. Trump anketlerde çok düşük popülerliğe sahip. Bu hem Amerika çapında hem de dünya çapında geçerli bir fenomen. 2018 ve 2020 seçimlerini kazanabileceğinden emin değil.

Muhafazakâr tabanı, oy vermekten imtina edecek kadar ya da en azından muhafazakâr oyları arttırmak için çaba harcamayacak kadar mutsuz.

Bütün bunlara rağmen, “hakaret oyunları” az da olsa, kendisine olan desteği arttırıyor. Ancak bunlar yeniden seçilmek için yeterli mi? Ülkedeki seçmenlerine ve dünya kamuoyuna yaptığı bazı iyi şeyleri göstermek zorunda. Birkaç başarısı var Trump’ın aslında. ABD sahnesinde vergi indirimi yasasını çıkardı ve dünya sahnesinde de (şimdilik kaydıyla) Kuzey Kore lideri Kim ile bir buluşma ayarladı. Ancak bunların yanında pek çok hatası var. Örneğin henüz vaat ettiği göçmenlik yasasını çıkaramadı. Meksika sınırına yapmayı tasarladığı duvar için parayı bulamadı. Ve İran ile yapılan nükleer anlaşmadan geri çekilerek dünyadaki birçok ülkeyi dehşete düşürdü.

Peki, hakaretlerine verilecek karşılıklar Trump’ın politikalarında bir değişikliğe yol açacak mı? Bunu şu an için söylemek zor. Bu değişiklik her an olabilir. Ya da çıkmaza sürüklenebilir. Bir hakikat var ki o da şu: Bu hakaretlerin ilelebet olumlu getirisi olması beklenemez. Sonuçta çok şey kaybeden bir sürü insan ve bir sürü ülke var.

Bu nedenle, asıl soru bu değişikliklerin olup olmayacağı değil, ne zaman olacağı. Bu hepimizin her gün oynadığı bir oyun haline geldi. Oyunun sonuçları Amerika’da seçimlerde kendini gösterecek ve dünya çapında da yeni ittifakların oluşmasında.

Cevap Yazın