Sokotra Takımadaları: Emperyalist Hamle Geri Tepti

İmparatorluk hevesiyle el koyduğu yerlerde tutunamaması üzerine ‘teselli armağanı’ peşinde koşan ve bu uğurda gözüne Sokotra Adası ve çevresini kestiren BAE yönetimi burada da baltayı taşa vurdu. Cibuti ve Somali’den kovulan Birleşik Arap Emirlikleri bu kayıplarını Sokotra Adası ve çevresi üzerinden telafi etmenin yollarını arıyordu.

‘Kurtarıcılardan kurtulmak veya kurtarmak’ diye bir tabir var. Yemen tam da bu durumu yaşıyor. ‘Kurtulması gerekenler’ listesine Husiler yanında bir de nevzuhur kurtarıcılar eklendi. Başta Suudi Arabistan olmak üzere körfez patronları Ali Abdullah Salih’e yönelik halk ayaklanması karşısında endişeye kapıldılar. Ardından körfez ülkelerinin patronluğunda Abdu Rabbu Mansur Hadi’nin Salih’in yerini alması ve seçimlere gidilmesi konusunda bir mutabakat sağlandı. Böylece Yemenlilerin önünde bir yol haritası belirdi. Ama teori pratiğe veya evdeki hesap çarşıya uymadı. Tasarlanan geçiş dönemi iç gaile ve kargaşa ortamı yüzünden uzadıkça uzadı. Görünen sebebi de Husilerin yükselişiydi. Görünmeyen sebep ise bölge ülkelerinin entrikalarıydı. Kimileri Ali Abdullah Salih’in Husilerle tutuştuğu 6 savaşın da şikeli olduğuna inanıyor. Ekim 1973 Mısır-İsrail Savaşı bile birçok çevreye göre şikeli savaşlardan birisi. Bu çevrelere göre Yemen Kaidesi en azından bir bölümü itibarıyla Ali Abdullah Salih‘in lejyonerleriydi. En azından onlara alan açmıştı. Kendisini bölgenin ve dünyanın gözünde Kaide karşıtı şövalye, Yemen jandarması olarak takdim edebilmesi için böyle bir karta ihtiyacı vardı. Ali Abdullah Salih ülkeyi korku silahıyla yönetiyordu. Bu korku silahı için kullanışlı düşmanlara ihtiyaç vardı. Bunların başında başkente doğru yürümekte olan Saadalı Husiler geliyordu. Diğer Zeydiler gibi Husiler de genellikle dağlık alanlarda yaşıyorlardı. Saada onların dağlık merkezi idi. Merkezi hükümetle defalarca harbe girmişlerdi ve Ali Abdullah Salih onları Suudi Arabistan gibi komşu ülkelere karşı şantaj aracı olarak kullanıyordu. Böylece Riyad’dan yardım devşiriyor ve bu vesile ile onlar nazarında yararlığını da ispatlamış oluyordu. Ali Abdullah Salih’in bu Husi ruletini daha sonra Devrim Sürecinde (11 Şubat 2011) BAE, Suudi Arabistan devraldı.

BAE ve Suudi Arabistan müdahale için 2015 yılına kadar beklemişlerdi. Zira planları siyasal İslam’ı temsil eden devrim güçleriyle ve özellikle İhvan ile Husileri çarpıştırmaktı. Bu itibarla, Husilerin Saada’dan başkent Sanaa’ya doğru ilerlemesi karşısında Suudi Arabistan kılını bile kıpırdatmadı. BAE Liderliği ve bilhassa Muhammed Bin Zayed ile birlikte Darbeci Sisi’yi destekleyerek Mürsi’yi deviren Kral Abdullah Yemen’de de Husilerle birlikte İhvan’ı kafa kafaya çarpıştırarak burunlarını sürtmek istiyordu. İki tarafı vuruşturarak iki taraftan da kurtulmanın hesabını yapıyordu. Bir taşla iki kuş vurma planı. Kral Abdullah’ın ölümünün ardından durum değişti. Savunma bakanlığına getirilen ve ‘Yarımada’nın Büyük İskender’i lakabıyla anılan Muhammed Bin Selman ilk iş olarak Yemen’e asker gönderme kararı aldı. Bununla birlikte Mart 2015 tarihinden beri ülkeyi Husilerden ve pençelerinden temizleme noktasında bir varlık gösteremediler. Sadece kolera gibi hastalıkların yayılmasına neden oldular. Bir de Husileri Yemen’den sökme bahanesiyle durumdan vazife çıkartarak ülkeyi parçalamanın ve bir kısmını topraklarına katmanın derdine düştüler.

Ali Abdulllah Salih’in kullanışlı silahlarından ikisini de istismar ediyorlar. Kuzeyde Husileri güneyde ise Kaide meselesini kendi çıkarları doğrultusunda kullanıyorlar. Sözgelimi, Birleşik Arap Emirlikleri, Arap Yarımadası Kaidesi’ni istismar ederek onlar üzerinden durumdan vazife çıkartıyor. Haşdi Şabi Irak’ta, Esat güçleri ve Batılılar Suriye’de nasıl ki IŞİD’in izini sürerek varlıklarını pekiştiriyorlarsa aynı şekilde Kaide de kimi güçlerin yükselmesi için manivela görevi görüyor. Birleşik Arap Emirlikleri baştan beri Güney Yemenli ayrılıkçılar üzerinden Yemen’i bölmenin hesaplarını yapıyor. Böylece hem Aden Limanı üzerinde nüfuzunu artırmayı hem de Yemen’in kıymetli bölgelerine el koymayı tasarlıyor. Yemen’in toprak bütünlüğünü aşındırarak ülkeyi çıkarlarına göre yeniden tanzim etmenin yollarını arıyor. Bu itibarla gerek Suudi Arabistan gerekse BAE, sadece ülkeyi bütün olarak tutmanın peşinde olan İhvan’a yükleniyor.

Yeni Bir Emperyalist Güç Doğuyor

2017 yılında Yemen Cumhurbaşkanı Hadi, Birleşik Arap Emirliklerinin ülkesindeki pozisyonunu şöyle özetlemişti: Halaskar, kurtarıcı değil aksine işgal gücü! Bunlar da Arap işgal güçleri. Son sıralarda bilhassa Birleşik Arap Emirliklerinin emperyalist eğilimlerinden hem açıklıkla hem de sıklıkla söz ediliyor. Katar gibi rakip ülkelerin sıkıştırılmasıyla, Suudi Arabistan’ın da dize getirilmesiyle birlikte ortam Birleşik Arap Emirliklerine kaldı. Dikensiz gül bahçesi haline gelen bölge BAE liderlerinin emperyalist iştahlarını artırdı. BAE, Libya, Yemen, Somali, Cibuti gibi ülkelerde cirit atıyor, emperyalist emellerini gerçekleştirmek için hamle üzerine hamle yapıyor.

Amerikan menşeli Combating Terrörism Centre (CEC) raporunda bu ülkenin emperyalist dürtülerinden açıkça bahsedilmektedir.1 Nizavisimaya Gazeta’ya konuşan uluslararası ilişkiler uzmanı Rus Kirill Simeonov da Birleşik Arap Emirliklerinin emperyalist bir imparatorluk kurma çalışmaları yürüttüğünü ve emperyalist bir güç olarak sivrildiğini ifade etmiştir.2 İhvan’a yakın isimlerden Nobel ödüllü Yemenli aktivist Tevekkül Karman’ın ifadesiyle sadece ‘Umman Sahili’ kimliğinden ibaret olan bu ülke boyundan büyük işlere kalkışıyor. Amerikan ve Rus kaynaklarının da ittifakıyla bu ‘cirmi küçük, cürmü büyük ülke’ emperyalist dürtülerin peşinden koşuyor. Bu hususta şimdiye kadar yaptığı sondaj ve denemeler, pek de başarılı geçmiş sayılmaz. Halife Hafter’i destekleyerek Libya’yı karıştırdı ise de burunlarını işlerine soktukları Somali ve Cibuti gibi ülkeler tarafından istenmeyen ülke muamelesi gördü. Çapı emperyalist ülke olmaya yetmiyor. Son dönemde Güney Hareketi (Hirak el Cenubi) ve Arap Yarımadası Kaidesi (AQAP) bahanesiyle Yemen’de de emperyalist dürtülerini tatmin etmek istedi. Ancak burada da maksadına eremedi.

Sokotra Takımadaları

Yemen’de emperyalist emellerle gözüne kestirdiği bölgelerden birisi de yeraltı ve yer üstü kaynaklarıyla ünlü Sokotra Takımadaları. Bölge eşsiz ve gönül çelen bir güzelliğe sahip. Bilenlere göre Sokotra Takımadaları Ekvator’a ait Galapagos Takımadalarına eş değer bir tabiat harikası. Sokotra Takımadaları altı adadan oluşuyor. Cumhurbaşkanı Hadi, Ekim 2013 tarihinde bu bölgeyi müstakil bir il olarak ilan etmiş başkenti olarak da Hadibu’yu belirlemişti. Arap Baharı sonrasında bölgedeki zeminin yumuşamasını fırsat bilen ve fırsatı Arap Baharı dalgasının yüzeye çıkarttığı siyasal İslamcılara kaptırmak (İhvan) istemeyen BAE, boşluğun İhvan gibi İslamcı hareketler tarafından doldurulmasını engellemek için hemen devreye girdi. Bir taraftan İhvan’ı zayıflatmaya çalışırken diğer taraftan da ülkenin mukadderatına el koyabilmek için yasal yönetimin de altını oyuyorlar. Dediklerini yaptırtabilecekleri cılız bir yerel hükümet istiyorlar. Dolayısıyla kurtarıcı kisvesinde işgalciliğe soyunuyorlar.

BAE’nin Motivasyonu

İmparatorluk hevesiyle el koyduğu yerlerde tutunamaması üzerine ‘teselli armağanı’ peşinde koşan ve bu uğurda gözüne Sokotra Adası ve çevresini kestiren BAE yönetimi burada da baltayı taşa vurdu. Cibuti ve Somali’den kovulan Birleşik Arap Emirlikleri bu kayıplarını Sokotra Adası ve çevresi üzerinden telafi etmenin yollarını arıyordu. Uzun vadeli hedefi aslında gözüne kestirdiği bölgeler üzerinden Babu Mendep ile Hürmüz Boğazına kelepçe vurmaktı. Aden limanını da Çinlilere kaptıran BAE’nin hesapları Sokotra Adası ve çevresinde de tutmadı.

1 Mayıs 2018 tarihinde Sokotra Adasına işgal güçleri çıkaran Birleşik Arap Emirlikleri anında tepki çekmiştir. Nedeni de bu girişimini gerekçelendirememesidir. Şöyle ki Yemenlilerin de ifade ettiği gibi, bölgede kovulacak Husi veya Kaide tarzı herhangi bir örgüt veya milis gücü bulunmamaktadır. O halde BAE durduk yere buraya neden asker çıkardı? Birleşik Arap Emirlikleri bu hareketinden dolayı ayrılıkçı Güney Hareketi tarafından da kınanmıştır. Güney Hareketi (el Hirak el Cenubi) Başkanı Hasan Baum da askeri çıkarmayı açık bir işgal olarak nitelendirmiştir.

Hasan Baum, Birleşik Arap Emirliklerinin Güney Yemenli bağımsızlık taraftarlarının duygularını ve eğilimlerini istismar ettiğini ve kendi amaçları doğrultusunda kullandığını da ifade etmiştir. Güneyin hükümranlık haklarını, milli güvenliğini ihlal ettiğini ve vesayetini dayattığını hatırlatmıştır. Güneyin kurtuluşunun ilanından iki yıl sonra BAE’nin yeni dolaplar çevirdiğini söylemiştir. Hiçbir şartta yabancı işgalci istemediklerini ve dayatmayı kabul etmeyeceklerini bildirmiştir. 1967 yılına kadar Afrar Devleti adına Sokotra ve Mahra bölgesini yöneten hanedanlığın son üyesinin oğlu olan Abdullah Bin İsa Bin Afrar da Yemen hükümetinin hükümranlık haklarına dair hassasiyetini takdirle karşıladığını ve desteklediğini kaydetmiştir.

BAE’nin bu emperyalist maceraları sadece yerel hükümeti; Yemen Başbakanı Ahmed Bin Dağr ile Cumhurbaşkanı Hadi’yi rahatsız etmekle kalmıyor onun ötesine de geçiyor. Yemen’in toprak bütünlüğünü yele veren Körfez Koalisyonu güçleri kendi aralarında da çekişiyorlar. Umman Sultanlığına ait Mahra Vilayeti bölgesinde Suudi Arabistan’a ait askeri hareketlilik Umman Sultanlığını da rahatsız ediyor. Bölge halkı ise bu askeri hareketliliğe karşı gösteriler yapıyor. Yemen halkı da ülke bütünlüğü ve Sokotra Takımadalarının geleceği konusunda Birleşik Arap Emirliklerinin şüpheli hareketlerine karşı gösteri düzenliyor.

Bölge dışından Türkiye gibi ülkeler de Yemen’in toprak bütünlüğü konusunda hassasiyetlerini dile getirdiler. İçeriden ve dışarıdan gelen tazyikler karşısında Birleşik Arap Emirlikleri geri adım atmak zorunda kaldı. Bununla birlikte, 2015 müdahalesi sırasında İhvan ile Koalisyon ülkeleri arasında kapanan makas yeniden açılmaya başlandı. Bu açıdan Birleşik Arap Emirliklerine ait güçlerin Suudi Arabistan güçleriyle yer değiştirmesi itirazları ortadan kaldırmayacaktır.

BAE rejimine yönelik öfkeler daha açık olsa da onun arkasında Suudi Arabistan rejimine yönelik de öfkeler artıyor. Bu ülkeyi de işgalci güç görme eğilimi gözleniyor. Bölgede emperyalizmin üç atlasından bahsediliyor. Şiiliği temsilen İran, Vehhabiliği temsilen Suudi Arabistan ve Amerikan sufiliğini temsilen de Birleşik Arap Emirlikleri. Uçları temsil eden bu güçler bulundukları yerleri un ufak ederek emperyalizmin amaçlarına hizmet ediyorlar. Yasal Yemen hükümeti, BAE’nin Sokotra Adasında işgal denemesiyle alakalı olarak Güvenlik Konseyi’ne bir şikâyet tasarısı sunmuş ve Ada üzerinde hükümranlık haklarının gasp edildiğini ifade etmişti. Bu karşı ataklar üzerine kendisini savunacak mecali kalmayan ve bahane bulmakta zorlanan BAE yönetimi Ada’daki askerlerini çekmek zorunda kalmıştır. Yemenli yazar Yasin Temimi’ye göre, BAE güçlerinin ricatı bu ülke rejimi için manevi bir hezimet anlamına geliyor.3 BAE’nin emperyalizm dürtüleri konusunda arzuları sınırsız olsa da imkânları kıt. Girdiği yerleri uzun süre elinde tutması imkânsız. Hazmetme kapasitesi oldukça sınırlı ve dar. İnsan kaynakları sınırlı olduğu oranda İslam âleminde kitle desteği de yetersiz bulunuyor. Bu açıdan Amerikan eğilimli bazı sufi gruplarla temas hattında olsa bile bu ona gerekli kitle tabanını temin etmeye yetmiyor. Ayrıca Arap Baharı sonrasında askeri maceraları ve müdahaleleri kendisine yönelik nefret katsayısını yükseltiyor. Ve onu kitleler nezdinde kifayetsiz muhteris konumuna sokuyor. Sadece iç çekişmeler üreterek İslam âlemini yıpratıyor ve enerjisini boşa harcatıyor.

Cevap Yazın