Meral Akşener: Proje mi, Kurtarıcı mı?

Türkiye’ye sistem değişikliği getiren yolda son viraj, 24 Haziran 2018’de dönülecek. Susurluk kazasının ardından çetelerin, kasetlerin, faili meçhullerin ve 28 Şubat sürecinin fırtınalı yıllarında 8 aya yakın İçişleri Bakanlığı yapan, bugün ise “proje mi, kurtarıcı mı” sorusuyla karşımıza çıkan Cumhurbaşkanı adaylarından Meral Akşener kim? Yörünge okurları için Meral Akşener portresi hazırladık.

1990’lar, Türkiye’nin siyasal ve sosyal atmosferinin karışık olduğu yıllardı. 3 Kasım 1996’da, Balıkesir’in Susurluk ilçesinde bir kamyona arkadan çarpan özel otomobilden üç cesetle birlikte Mafya-Devlet ilişkileri de çıktı. İçişleri Bakanı Mehmet Ağar, kazadan kısa bir süre sonra görevinden istifa etti. Bakanlık koltuğuna bir kadın oturdu. Bu kişi, Meral Akşener’den başkası değildi. Tarih, 26 Nisan 1997.

Türkiye’yi temellerinden oynatan 28 Şubat’taki Milli Güvenlik Kurulu toplantısından sonraki ikinci toplantı yapılıyordu. 26 Nisan’daki bu toplantıda Milli Eğitim Bakanı Mehmet Sağlam, eğitim reformu konusunda askerlere brifing verdi. 8 yıllık kesintisiz eğitim, askerlerin dayatması sonrası Refah-Yol hükümeti tarafından kabul edilmişti. Toplantı olumlu ve sakin bir havada son buldu.

Herkes toplantı odasından çıktı. Masanın bakanların oturduğu bölümünde, üzerinde not ya da antet bulunmayan bir kağıt kalmıştı. Kâğıdın bulunduğu yerde İçişleri Bakanı Meral Akşener oturmuştu. Masada “unutulan” bu kâğıt, sonraki günlerde asker-hükümet gerginliğini en üst seviyeye çıkaracaktı.

Asker ve MİT Takip Ediliyor

“Unutulan kâğıt”, Akşener’in, Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Dairesi Başkanlığı’na getirdiği Bülent Orakoğlu tarafından hazırlanmıştı. İki bölümden oluşan istihbarat notuydu. Notun ilk bölümünde Genelkurmay karargâhına yapılan kritik giriş çıkışlara ilişkin tespitler yazılıydı. Belgenin ikinci bölümünde ise polisin, Milli İstihbarat Teşkilatı’nı (MİT) da gözlediğini gösteriyordu. Bülent Orakoğlu’nun bu faaliyeti sadece gözetlemeyle sınırlı değildi. Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’nın içine “casus” da yerleştirilmişti. Polis memuru, Onbaşı Kadir Sarmusak skandalı da böylece patlak verdi. 28 Şubat’la başlayan, masada “unutulan” bilgi notu ve Sarmusak olayıyla zirveye ulaşan bu gelişmeler, 54. Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti olan Refah Yol hükümetinin askerin baskısıyla iktidardan uzaklaştırılmasıyla tamamlandı.

Demokratlık Sicili

Meral Akşener, doktorasını yaptıktan sonra çeşitli üniversitelerde dersler verdi. 1990’ların hemen başı, Akşener’in “dernekçi/vakıfçı” olarak siyasetçilerin yanında görüldüğü yıllardı. Çiller ailesinin de en güvendiği kişilerdendi. Tansu Çiller, Şehit Analarını Koruma Vakfı Başkanı Meral Akşener’i gezilerinde yanından hiç ayırmıyordu. Zaten vakfı da Çiller bizzat kendisi kurmuştu.

O dönem Kanal D’de yayınlanan ve başında Uğur Dündar’ın olduğu Arena isimli programda Tansu-Özer Çiller çiftinin Antalya Beldibi’nde, Hazine arazisine inşa edilen otelleriyle ilgili haberler yapılıyordu. Uğur Dündar, bu olayı ve sonrasındaki gelişmeleri 27 Eylül 1998 tarihli Hürriyet gazetesindeki köşesinde şöyle yazıyordu: “Sayın Meral Akşener’e gelince… Onun inandırıcılık ve demokratlık sicili bizim arşivimizdeki kayıtlara göre hiç de parlak değil! Dört yıl kadar önceydi. Meral Akşener o sırada, Tansu Çiller’in ebedi başkanı olduğu Zübeyde Hanım Şehit Analarını Koruma Vakfı’nın maaşlı müdürüydü. Çiller çifti, haberlerimizin kamuoyundaki etkisini görünce, ilginç bir karar aldı. Meral Akşener bu kararı, Arena programında milyonlarca TV seyircisine şöyle duyurdu: Antalya Beldibi’nde, Çiller Ailesince inşa edilmekte olan pansiyonun geliri, Zübeyde Hanım Şehit Anaları Vakfı’na bırakılacak, aile bu işten hiçbir gelir sağlamayacaktır! Pansiyon dedikleri lüks otelin inşası hızla tamamlandı ve şehit anaları avuçlarını yaladı! Çünkü tesisin işletmesi, çoktan Bursalı bir işadamına verilmişti. Biz de Meral Akşener’in sözlerine inanmakla, seyircimize karşı çok zor bir durumda kalmıştık. Aynı Meral Akşener, milletvekili seçilip DYP Genel Başkan Yardımcısı olunca, Tansu Çiller’i eleştiren gazetecileri, Çiller fanatiklerine hedef göstermekten çekinmemişti. Bu işaretin verilmesinden kısa bir süre sonra medya kuruluşlarına peş peşe saldırılar başlamıştı!”

AK Parti Kurucularının da Kapısını Çaldı

Çiller ailesinin en güvendiği isim olan Meral Akşener’in yükselişi de başlamıştı. 1994 yerel seçimlerinde Doğru Yol Partisi’nin (DYP) Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkanlığına adaylığını koydu ancak kaybetti. Ardından DYP kadın kolları başkanı oldu. Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne ise DYP listesinden ilk kez, 1995 genel seçimlerinde girdi. 1990’lar biterken Tansu Çiller ile Akşener arasındaki ilişkiler de geriliyordu. DYP’nin o zamanki İstanbul İl Başkanı Süleyman Soylu, 32 il başkanını da yanına alarak Akşener’in partiden istifasını istedi. Temmuz 2001’de DYP’den ayrılan Akşener için yeni bir dönem başlıyordu.

2000’ler Türkiye’nin, siyasal ve sosyal olarak değişim sürecin de başlangıcıydı. Necmettin Erbakan’ın liderliğindeki Milli Görüş hareketi içinde “Yenilikçiler”, “Gelenekçiler” mücadelesi de su yüzüne çıkmıştı. Akşener, 2001 yılında Abdullah Gül ve Recep Tayyip Erdoğan’ın birlikte hareket ettiği oluşumla bir araya geldi. “Liderliğin sorun olacağını düşünmüyorum” derken bir anda fikir değiştirdi. “Milli Görüş çizgisini sürdürüyorlar” diyerek sonradan AK Parti adını alacak hareketten 4 ay gibi kısa bir sürede koptu. Bu kez yeni adresi, Milliyetçi Hareket Partisi’ydi. Görevi ise partinin lideri Devlet Bahçeli’nin başdanışmanlığı.

Onun İçin Bir Meclis Açılsın

2004 yılında MHP’nin İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan adayı oldu. Ancak 1994 yerel seçimlerinde olduğu gibi yine tek girdiği bu seçimde de kazanamadı. 2007 ve 2011 yıllarında ise MHP listelerinden Meclis’e girdi. İki dönem TBMM Başkanvekilliği yaptı. 7 Haziran 2015’te yapılan genel seçimlerde aday gösterildi ve seçildi. Adının, kulislerde TBMM Başkanlığı için geçmesi, parti içinde rahatsızlığa neden oldu. MHP lideri Devlet Bahçeli, bu rahatsızlığı şöyle dile getiriyordu: “80 milletvekilimiz var, her şeyde Akşener. Bu, o zaman başka bir şey var burada demektir. Onun için bir Meclis açılsın.”

Seçimlerin yenilendiği 1 Kasım 2015’te bu kez liste dışı kaldı. MHP’nin o seçimde oy oranın düşmesi üzerine parti içindeki diğer muhaliflerle birlikte kurultay talebinde bulundu. MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Çağrı Heyeti başkanlığında yapılacak olan bir Olağanüstü Genel Kurulu, “Paralelcilerin korsan toplantısı” olarak nitelendirdi. Akşener, Eylül 2016’da partiden ihraç edildi. Dava açtı ancak ihraç kararı Aralık 2016’da mahkeme tarafından onanarak kesinleşti. Akşener 25 Ekim 2017’de MHP’den ayrılanlarla birlikte İYİ Parti’yi kurdu ve genel başkanı oldu.

“Sayın Gülen…”

MHP’de Bahçeli’ye bayrak açmasının akabinde Meral Akşener’in, Fetullah Gülen ile ilişkisi olduğu yönünde iddialar konuşulmaya başladı. İYİ Parti kurulduktan sonra bu iddialar daha da arttı. Akşener ve yakın çevresi ise bu iddiaları en yüksek perdeden hep reddetti. “FETÖ’nün mağdurları bizimle, zenginleri onlarla” başlığıyla twitter hesabından paylaşılan videoda, Gülen Hareketiyle bağ iddialarına Ergenekon ve Balyoz davalarının “mağduru” kurucularını öne çıkararak bir anlamda yanıt veriliyordu. Ancak Akşener, FETÖ elebaşısı Gülen ve icraatlarına geçmişte olumlu bakıyordu. Seçim sathı mailine girilen bu günlerde sosyal medyada yeniden dolaşıma giren Gülen hareketinin anlatıldığı bir belgeselde şu ifadeleri kullanmıştı: “1980 öncesinin öğrencilerinden birisiyim. Bizim görüşümüze sahip gençlerden beş bine yakın kayıp var. Karşı görüşten belki bir o kadar vardır. Bu kayıpları engellemenin yolu toplumun bütün katmanları arasında Sayın Gülen’in yapmaya çalıştığı gibi farklı dinler arasında konuşmayı, mutabık kalınabilecek noktaları ortaya koyabilmek için bir çalışma yapmanın kimseye zararının olmadığı, aksine faydasının olduğuna inanıyorum.”

“Turuncu Devrimci” Kurucu

Birçok partinin “küskünlerinin” yer aldığı İYİ Parti’nin 200 kişilik kurucular kurulunda dikkat çeken isimlerin başında Denge ve Denetleme Ağı’nın temsilcisi Selda Tandoğan Demirel geliyordu. Önce İYİ Parti lideri Akşener’e “başdanışman” olduğu iddia edildi. Ancak kamuoyundan gelen tepkiler sonrası İYİ Parti Genel Başkan Yardımcısı Ümit Özdağ, bu iddiaları yalanladı. Hemen ardından da Demirel, sosyal medya platformu twitter’da görevi bölümüne yazdığı “başdanışman” ibaresini sildi. Demirel, 2011 seçimlerinde AK Parti’den Adıyaman Milletvekili Aday Adaylığına başvurmuş fakat milletvekili adayı gösterilmemişti. Peki, Selda Tandoğan Demirel’in başdanışmanlığı neden tartışmaya neden oldu? Demirel, 2011 yılında “sivil anayasa” çalışmalarına destek vermek için kurulan ve National Endowment For Democracy (Demokrasi için Ulusal Bağış-NED) destekli National Democratic Institute (Ulusal Demokratik Enstitü-NDI) tarafından fonlanan Denge ve Denetleme Ağı’nın kurucuları arasında yer aldı. 2013-2015 yılları arasında da bu kuruluşun sözcülük görevini üstlendi.

Tüm dünyada “Neo-Con” kimliğiyle tanınan, “Demokrasi Projesi” olarak da adlandırılan ve finansmanı ABD hükümeti tarafından sağlanan demokrasiyi geliştirme ajansı NED, Amerikan Merkezi Haberalma Teşkilatı’nın (CIA) eski ajanlarının çalıştığı bir kuruluş ve özellikle Orta Doğu’ya, ABD çıkarları doğrultusunda şekil veren politikaların yaygınlaşmasını sağlamasıyla tanınıyor. 1983’te kurulan NED, Türkiye ve benzeri ülkelerde Batı kampına yakın olan STK’lara verdiği finans desteği ile de biliniyor. Öyle ki 2012 yılında destek verdiği mali kuruluşlar arasında OHAL kararnamesiyle kapatılan Taraf gazetesinin de olduğu basında yer almıştı.

NED destekli NDI ise ABD’deki Demokrat Parti’nin uluslararası kanadı. Eski Sovyet Cumhuriyetlerindeki oy vermeyi yaygınlaştırma kampanyalarını, seçim sonu sandık yoklamalarını, bağımsız medyayı ve radikal gençlik guruplarını finanse eden NDI’nın yönetim kurulu başkanlığını ABD’nin eski Dışişleri Bakanı Madeleine Albright yapıyor.

Weinstein: Bugün Yaptığımızı 25 Yıl Önce CIA Gizlice Yapıyordu

NED’in bağışta bulunduğu STK’lar arasında Sırbistan, Gürcistan ve Ukrayna’daki ayaklanmalarda öne çıkan Batı yanlısı muhalefet bileşenleri de bulunuyor. 2008 yılında Türkiye’de “Renkli Devrimlerin Sırrı/Yeni Soğuk Savaş” ismiyle yayımlanan kitapta yazar Mark MacKinnon, Turuncu Devrimlerin finansörü olarak nitelendirdiği NED adlı kuruluş hakkında ilginç bilgilere yer veriyor.

Doğu Avrupa dışında en çok Latin Amerika ile ilgilenen NED, Venezüella’da 2002’deki başarısız darbe girişimi ve 2004’te yapılan ihtilaflı referandumdan sonra muhaliflere maddi yardım yapmakla suçlanmıştı. Eski Devlet Başkanı Hugo Chavez, NED’in, Venezüella seçimlerini gözlemleyen Sumate adlı sivil toplum örgütüne 31 bin dolar verdiğini gösteren belgeleri halka açıklamıştı. Gazeteci-yazar Mark MacKinnon kitabında, NED adlı kuruluşun tasarlanmasında katkısı olan Senatör Allen Weinstein’ın, 1991’de şöyle dediğini aktarıyor: “Bizim bugün NED olarak yaptığımız 25 yıl önce CIA tarafından gizlice yapılıyordu.”

FETÖ Liderinin Kefili

Bir dönem ABD’nin Türkiye Büyükelçiliği görevini yürüten Morton Abramowitz de NED’in önde gelen isimlerinden. Dünyanın en büyük finans spekülatörlerinden biri olan George Soros’la birlikte Renkli Devrimlerde adı öne çıkan Abramowitz’in, başka bir özelliği daha var. Fetullah Gülen, ABD’de yeniden kalma hakkını 2008 yılında 19 sayfalık bir kefalet mektubu ile alabildi.

Gülen’e kefil olan isimler arasında CIA’de çalıştığı dönemde Türkiye’de de görev yapan Graham Fuller ile ABD’nin eski Ankara Büyükelçisi Morton Abramowitz de vardı. ABD’nin kritik birimlerinde görev yapmış bu iki ismin kefaleti, Gülen’in ABD’de kalabilmesini sağladı.

Cevap Yazın