Kore Yarımadası’nda Barış Rüzgârları

Uzak Doğu’da 2017 yılı Trump ile Kim Jong-un arasında anlamsız bir gözdağı ve gövde gösterileriyle geçti. Fakat 2018’de Kuzey Kore lideri, yeni yıl münasebetiyle yaptığı konuşmada Kore yarımadasında barış çağrısında bulunarak, “Kuzey ve Güney’in, gerilimi azaltmak, barış ve istikrarı tesis için aynı mirastan bir halk olarak birlikte çalışması gerektiğini söyledi. Kim, Kuzey Kore temsilcilerinin Güney Koreli meslektaşlarıyla 2018 Kış Oyunlarına bir heyet göndermeyi görüşmek üzere “mümkün olan en kısa zamanda” görüşmelere başlaması gerektiğini de sözlerine ekledi.

Kore Sorunu

İkinci Dünya Savaşından sonra Japonya’nın egemenliği altında bulunan Kore’nin bağımsız bir devlet olarak kurulmasını kabul eden müttefik devletler, Japonları Kore’den çıkarmak için 8 Eylül 1945’de Kore’ye asker çıkardılar. Fakat Sovyetler Birliği’nin müdahalesiyle 1948 yılında 38. paralel sınır olarak kabul edilince Kuzey ve Güney Kore devletleri ortaya çıktı. Kuzey Kore, Sovyet ve Çin güdümüne, Güney Kore ise ABD’nin güdümü altına girdi. 25 Haziran 1950’de Kuzey Koreli komünistler, Güney Kore’ye hücum ederek işgale başladılar. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, Kuzey Kore’nin bu saldırısını güvenliğin bozulması olarak nitelendirdi ve üye devletleri saldırıyı püskürtmek üzere yardıma çağırdı. 53 devlet, prensip itibariyle Güney Kore’ye yardımı kabul etti. Fakat yalnız 16 üye devletin kuvvetleri, Güney Kore Cumhuriyeti ordularıyla birlikte, Birleşmiş Milletlerin komutası altında çarpışmak üzere asker gönderdiler. 1950’de başlayan Kore Savaşı 1953’e kadar devam etti. 1953 yılında yapılan ateşkes ile Kore’de silahlı çatışma sona erdi. İkinci Dünya Savaşı’nın ardından alevlenen Soğuk Savaş’ın ilk sıcak çatışmasını oluşturan Kore Savaşı, resmi bir barış antlaşmasının bugüne kadar imzalanamaması nedeniyle Soğuk Savaş’ın kendi dinamiği içerisinde dondurularak rafa kaldırıldı. Gerek ABD, gerekse Sovyetler Birliği’nin Kore sorununu çözmek için hiçbir çaba göstermemesi sonucu, Soğuk Savaş’ın bitmesinin ardından Kore sorunu bu dönemin yegâne mirası olarak uluslararası politikanın gündemine girdi. Kuzey Kore yönetiminin bir türlü Soğuk Savaş’ın sona ermesini kabul etmemesi ve kendisini dış dünyadan soyutlayarak, dış müdahalelere karşı da nükleer silahlarıyla caydırmaya çalışması bölgesel güvenliği tehlikeye düşürmüştür.

Kuzey Kore, ülkesinin kaynaklarını ve dışarıdan gelen insani yardımların neredeyse hepsini silahlanmaya ayırmıştır. Bu bakımdan, verimli toprakları olduğu hâlde halkı kıtlıkla yüz yüze gelmiştir. Soğuk Savaş sonrası Sovyetler Birliği’nin ortadan kalkmasıyla birlikte Kuzey Kore’nin en büyük destekçisi Çin olmuştur. Çin, Kuzey Kore’nin enerjiden gıdaya kadar birçok alanda yardım aldığı tek kaynaktır. Bunun yanında, Güney Kore ve Japonya da Kuzey Kore’ye yardım etmiş ancak zaman zaman yaşanan siyasi krizler nedeniyle bu yardımlar aksamıştır.

ABD’nin Düşman Arayışı

Trump göreve gelir gelmez ilk iş olarak Çin’e karşı ilan edilmemiş bir savaşa açtı. Tek amacı, en azından kâğıt üzerinde Çin’le pazarlık yaparak cari açığı kapatmaktı. Görünmeyen neden ise Çin’in Asya Pasifik bölgesindeki önlenemeyen yükselişi ve bu yükselişin yavaş yavaş bölgesellikten ve ticaretten sıyrılması, siyasi bir güç haline dönüşerek küresel yönetişimde pay sahibi olmaya yaklaşmış olmasıydı. Trump, Çin’in elini kolunu bağlayabilmek adına, Çin için kazanç getiren ve jeopolitik önemini artıran her ne varsa yok etmek üzere harekete geçti. Önce ABD’nin üzerinde tam altı yıl bölge ülkeleriyle hazırlık çalışması yaptığı ve 2015 yılında 11 pasifik ülkesiyle imzaladığı ve dünyanın en önemli ticari anlaşması olarak gösterilen Trans Pasifik Ortaklık Anlaşmasından 2017’de çekildi. Bu anlaşma, ticari engellerin kalkması aynı zamanda iş gücü piyasası, çevre ve e-ticaret gibi alanlarda ortak kuralların benimsenmesini içeriyordu. Anlaşmanın imzalanma gerekçesini dönemin başkanı Obama, küresel ekonominin kurallarını Çin gibi ülkelerin belirlemesine izin vermeyecekleri konusundaki açıklaması ortaya koyuyordu. Buna rağmen Çin ile stratejik ortaklık kuran da Obama olmuştur. Bu anlaşma, Obama yönetiminin en büyük başarısı olarak gösterilmiştir.

Trump, bir taşla iki kuş vurmayı amaçladı; bir taşla Çin’e karşı başlatacağı yeni ticari savaşın önündeki engellerin başında gelen Trans Pasifik Ortaklığını ortadan kaldırdı diğer taş ile de Obama yönetiminin başarısını bir kalemde sildi. Kuşkusuz, Trump’ın bu hamlesi Çin’i çok fazla sarsmadı. Trump vakit kaybetmeden Çin politikasına meydan okuyarak Tayvan’la yakınlaşma işareti sayılabilecek bir hamle yaptı ve Tayvan lideri ile telefonda görüştü. Ardından Çin’in bölge ülkeleriyle anlaşmazlık içinde olduğu, egemenliği tartışmalı ada, adacık ve kayalıkların bulunduğu Güney Çin Denizi sorunu konusunda meydan okuyucu açıklamalarda bulundu. Trump, Soğuk Savaş döneminden kalma bir politika ile Çin’e yaklaşmaya çalıştı; ancak Çin’den ticari savaşa hazırız mesajından başka bir yanıt gelmedi. ABD için jeopolitik riskler sadece Çin ile sınırlı değil. Çin, fotoğrafın en büyük parçalarından birisi. Diğer büyük parça ise Rusya. Bunun yanında Kuzey Kore ve İran gibi küçük parçalar var. Tüm bunlara ABD’nin yanında eskisi gibi durmayan Avrupalı müttefikleri de eklenirse riskin büyüklüğü daha net anlaşılacaktır.

ABD’nin önünde aslında büyük bir jeopolitik fay hattı bulunmaktadır. Bu jeopolitik fay hattı üzerinde Çin, Kuzey Kore, Rusya, İran ve Suriye bulunmaktadır. Dolayısıyla, Çin ile başlatacağı bir hareketlilik bu fay hattı boyunca büyük şok dalgalarına neden olacak ve buralarda da büyük yıkıcı depremleri tetikleyecekti. Washington yönetimi tehdit söylemini bir anda Çin üzerinden çekerek Kuzey Kore’ye yüklenmeye başladı. Adeta Kuzey Kore’yi tahrik etmek isteyen Trump, Amerikan dış politikasında bir ilki başlatarak twitter üzerinden Kim Jong-un’a karşı saldırıya geçti. Bundan sonra inanılmaz bir twitter mücadelesi başladı. Artık ABD twitter üzerinden yönetiliyordu. Trump, Kuzey Kore meselesini tamamen twitter’dan yönetti. İtiraf etmek gerekir ki bugün gelinen noktada Trump başarılı da oldu. Trump, Kuzey Kore sorununu öne sürerek aslında Çin’i sıkıştırmaya çalışıyordu. Trump, Kuzey Kore sorununu Çin’in çözmesi gerektiğini eğer Çin çözemezse ABD’nin bu sorunu bizzat kendisinin çözeceğini söyledi. Trump’ın amacı Çin ile Kuzey Kore’nin bir şekilde arasını açıp Çin’i yalnız bırakmaktı. Zira Güney Kore üzerinden Çin’e yönelik izleme, dinleme ve istihbarat gibi bir takım faaliyetler düşünüyordu hatta örtülü operasyon merkezleri dahi oluşturacaktı; ancak tüm bunlara Çin’in müttefiki olan Kuzey Kore engel oluyordu.

Trump’ın diğer bir amacı ise Çin’in böylesine büyük bir sorunu çözebilme becerisine sahip olup olmadığını dünyaya göstermekti ve ayrıca son noktada ABD yine sahneye çıkıp meseleye el koyacaktı. Bu da kimin gerçek süper güç olduğunu gösterecekti. Çin, bu oyuna gelmedi ve rutin diplomatik söylemlerle savuşturdu; ancak Kuzey Kore’nin tepkisi sert oldu. 2017’de Kuzey Kore yirmiden fazla balistik füze denemesi yaptı. Bunun içinde hidrojen bomba denemesi de bulunmaktaydı. Çin bir anda kendini bu polemikten sıyırarak, ABD ile Kuzey Kore’nin karşı karşıya gelmesini sağladı. Çin, Birleşmiş Milletler sürecinde ABD’ye destek verdi. Tüm bunlara rağmen iki ülkenin söylemleri o kadar sertleşti ki neredeyse savaşın; hatta nükleer savaşın eşiğine kadar geldiler. Tüm bu süreçte Trump’ın twitter’daki birbiriyle çelişen mesajları kafaları karıştırdı. Bu kadar gerginliğin içinde zaman zaman Kim Jong-un’a iltifat etti. Ama her şeye rağmen ABD, Çin’in jeopolitik sinir uçlarını ele geçirerek onu felç etmek isteğinden vazgeçmiyordu.

Kore Yarımadasında Barış Rüzgârları

Uzak Doğu’da 2017 yılı Trump ile Kim Jong-un arasında anlamsız bir gözdağı ve gövde gösterileriyle geçti. Fakat 2018’de Kuzey Kore lideri, yeni yıl münasebetiyle yaptığı konuşmada Kore yarımadasında barış çağrısında bulunarak, “Kuzey ve Güney’in, gerilimi azaltmak, barış ve istikrarı tesis için aynı mirastan bir halk olarak birlikte çalışması gerektiğini söyledi. Kim, Kuzey Kore temsilcilerinin Güney Koreli meslektaşlarıyla 2018 Kış Oyunlarına bir heyet göndermeyi görüşmek üzere “mümkün olan en kısa zamanda” görüşmelere başlaması gerektiğini de sözlerine ekledi. Ayrıca Kim, yaklaşmakta olan olimpiyat oyunlarına Güney Kore’nin başarılı bir şekilde ev sahipliği yapmasını dileyerek, etkinliğin Kore halkının büyüklüğünü göstermek için “iyi bir şans” olacağını söyledi. Kim’in konuşmasında verilen mesaja Güney Kore’den de olumlu yanıt geldi. Güney Kore’nin Kuzey Kore’yi olimpiyat oyunlarına davet etmesiyle başlayan süreç bir anda Kuzey Kore ile Güney Kore arasında barış rüzgârları esmesine neden oldu.

Kim yeni yıl konuşmasında ABD’ye gözdağı vermekten de kaçınmadı. Masasının üzerinde nükleer silahları ateşleyecek bir düğme olduğunu hatırlatıyordu. Trump’dan yanıt gecikmedi kendisinin nükleer düğmesinin daha büyük, daha güçlü ve çalıştığını söyledi. 9 ocak günü Kuzey ve Güney Koreli yetkililer, sınırdaki Panmunjom köyünde bir araya gelerek Kuzey Kore’nin Kış olimpiyatlarına sporcu ve delegeler göndermesi üzerine anlaştılar. Mart ayında ise üst düzey bir Güney Koreli resmi yetkili Kuzey Kore’yi ziyaret etti ve Kim’in nükleer cephanesinin geleceğini ABD ile tartışmaya hazır olduğunu ve bu görüşmeler sırasında nükleer ve füze testlerini askıya almaya hazır olduğunu ifade ettiğini söyledi. 8 Mart günü Güney Kore Ulusal Güvenlik Direktörü, Trump’ı Beyaz Saray’da ziyaret ettikten sonra basının karşısına çıkarak Kim Jong-un’un Trump’la yüz yüze görüşme arzusunda olduğu mesajını ilettiğini, Trump’ın da bunu kabul ettiğini açıkladı. Bu açıklamanın ardından Kim Jong-un’un önce Güney Kore lideri Moon ile görüşeceği de duyuruldu.

Kuzey Kore Liderinin Sürpriz Çin Ziyareti

Bu arada 27 Mart günü Kim Jong-un Pekin’e gizli ve sürpriz bir ziyaret gerçekleştirdi. Ziyaret Kim’in Pekin’den ayrılmasına yakın bir zamanda resmen duyuruldu. Aslında ziyaret ile ilgili kuşkular günler önce dünya medyasına yansımıştı. Zırhlı ve iyi korunan gizemli bir trenin Kuzey Kore’den Çin’e geldiği haber olmuştu ve trende kim olabileceği konusunda bir takım tahminler vardı. Bu tahminler trende Kim Jong-un olduğu şeklindeydi, ancak Çin resmi bir açıklama yapmamıştı. Fakat ilerleyen günlerde ziyaret bittikten sonra gerçek ortaya çıktı. Kim Jong-un bir ziyaret gerçekleştirmişti. Kuzey Kore ile Çin’in arasında soğuk rüzgârlar estiği söylentisi Kim Jong-un’un yönetime gelmesinden beri gündemdeydi. Özellikle son dönemde Trump’ın baskısıyla Çin, Birleşmişler Milletler Güvenlik Konseyi kararlarına olumlu oy vermişti. Bunun iki ülke arasındaki ilişkileri gerginleştirdiği söylenmişti. Ancak Kuzey Kore, Çin ve Rusya arasında inanılmaz bir stratejik denklem kurulduğundan belki de kimsenin haberi yoktu. Kore sorunu bağlamında Çin, üzerinde baskı hissettiğinde dünya ile birlikte hareket ederken Çin’in yerini Rusya dolduruyordu. Böylece, Kuzey Kore aslında hiçbir zaman yalnız kalmıyordu. Çin, kâğıt üzerinde yaptırımlara destek verse de sınır komsusu olduğu Kuzey Kore ile farklı kanallardan ilişkisini devam ettiriyordu. ABD de dâhil olmak üzere herkes bu durumun farkındaydı.

Aslında en başından beri Çin ile Kuzey Kore birlikte hareket ediyorlardı. Örneğin geçen yıl Kuala Lumpur havaalanında bir suikast sonucu öldürülen Kim Jong-un’un Çin’de yaşayan üvey kardeşi, Kim Jong-nam’ın suikastında Çin istihbaratının rolü büyüktü ancak dikkatler Kuzey Kore’nin üzerinde olduğu için bu gözlerden kaçtı. Hatırı sayılır bir Çinli azınlığın yaşadığı Malezya’da Çin istihbaratının oldukça güçlü olduğu biliniyor. Geçmişte Soğuk Savaş döneminde Çin istihbaratının Malezya’da darbe yaptırarak bir komünist yönetimi işbaşına getirme girişimleri de olduğu iddia edilmişti.

Çin, yüzlerce yıl Kore Krallığı’nın hamiliğini yapmış olması nedeniyle Kore kültürü, siyaseti ve tarihi üzerinde büyük etkisi bulunmaktadır. Çin devlet başkanı Xi Jinping, Kore yarımadasındaki yeni süreci olumlu değerlendirerek, barış çabalarını desteklediklerini açıkladı ve Kim’e sonuna kadar destek verdiklerini gösterdi. Kim Jong-un, Çin’in desteği sayesinde Trump ile görüşmesinde yalnız olmadığı görüntüsünü vermekle birlikte eli boş olarak gitmeyeceği mesajını da veriyordu.

18 Nisan’da Trump, CIA direktörü ve müstakbel dışişleri bakanı Pompeo’nun Kim ile Kuzey Kore’de gizlice buluştuğunu ve “iyi bir ilişki kurulduğunu” duyurdu. Pompeo’nun ziyareti sırasında Kim nükleer silahlardan vazgeçeceği konusunda güvence verdi. Pompeo’nun bu gizli ziyareti akıllara 1971’de Amerikan dışişleri bakanı Henry Kissinger’ın Çin’i gizlice ziyaret ederek Mao ile görüşmesini getirdi. Hatırlanacağı üzere Çin ile ABD bu görüşmenin ardından 1972 yılında dönemin başkanı Nixon’un Çin’i ziyaret ederek Mao ile tokalaşmasıyla iki ülke arasındaki ilişkiler normale dönmüş, Çin, Birleşmiş Milletlere üye olmuştu. Böylece Kissinger ve Nixon Amerikan tarihine geçmişlerdir. Bu tarihi olay ABD’nin Soğuk Savaş dönemindeki en büyük diplomatik başarılarından birisi olmuştur.

Zira ABD, Çin hamlesiyle sosyalist bloku bölmeyi başarmış, Sovyetler Birliği’ne karşı Çin’i yanına almıştır. Yalnız şunu hemen belirtmek lazım ki o dönemde Çin-Sovyet birlikteliği sadece kâğıt üzerinde kalmıştı. Aslında, Çin, Sovyet cephesinden 1960’larda çoktan ayrılmıştı.

Pompeo’nun ziyaretinin hemen ardından Kuzey Kore, ulusal odağını değiştirmek ve ekonomisini iyileştirmek adına nükleer ve uzun menzilli füze denemelerini askıya aldığını ve nükleer test sahasını kapatmayı planladığını açıkladı. Kuzey Kore’nin bu çıkışına Trump, twitter’da “Bu Kuzey Kore ve Dünya için çok iyi bir haber” ve “büyük ilerleme!” şeklinde cevap verdi. Bu arada Kuzey Kore lideri ile Güney Kore lideri arasında kırmızı hat yani doğrudan telefon bağlantısı tekrar kuruldu.

Kuzey Kore-Güney Kore Liderlerinin Buluşması

27 Nisan gününün sabah saatlerinde Kuzey Kore lideri Kim Jong-un, sınıra gelerek Güney Kore topraklarına geçti. Böylece ilk defa Güney Kore topraklarına adım atan Kuzey Kore lideri oldu. Burada Güney Kore devlet başkanıyla el sıkıştı. Bu sırada Güney Kore devlet başkanı “sizin Güney Kore topraklarında olmanız ne güzel, acaba ben ne zaman Kuzey Kore topraklarına ayak basacağım bilmiyorum” şeklindeki değerlendirmesi üzerine Kim, Güney Kore liderinin elinden tutarak sınırın Kuzey Kore tarafına geçirerek, “işte şimdi siz de Kuzeye geçtiniz” diyerek hoş bir jest yaptı. Önemli bir ayrıntı da Güney Kore lideri Moon 1953 yılında Kuzey Kore’den Güney Kore’ye göçen bir ailenin çocuğu olması nedeniyle Kuzey Kore kendisinin ata yurdu olarak ayrı bir önem taşıyor.

Karşılıklı jestlerin ardından iki lider askerden arındırılmış bölgede görüşmelere başladırlar. Görüşmeler oldukça samimi ve sıcak bir atmosferde geçti. Görüşmelerde askerden arındırılmış bölgenin bulunduğu Panmunjom köyünün adı verildiği üç sayfalık Panmunjom Deklarasyonu yayınladı. Bu deklarasyonda özetle Kuzey ve Güney Kore, “nükleer silahlardan arındırılmış bir Kore yarımadasının” ortak hedefleri olduğundan; Kuzey ve Güney Kore “bu çabada aktif olarak uluslararası toplumun desteğini ve işbirliğini aramaya” karar verildiğinden; Kuzey ve Güney Kore, Kore Yarımadası’nda kalıcı ve sağlam bir barış rejimi kurmak için aktif olarak işbirliği yapacaklarından bahsediyordu. Ayrıca deklarasyonda şu andaki doğal olmayan ateşkesin sona erdirilmesinin ve Kore Yarımadası’nda sağlam bir barış rejiminin kurulmasının ve bu beklentilerin daha fazla geciktirilmemesi gereken tarihi bir görev olduğunun da altı çiziliyordu.

İki taraf da sınırın kuzey tarafındaki bir şehir olan Kaesong’da Koreler-arası bir irtibat bürosu kurmayı planladıklarını belirtti. Güney Kore lideri Moon, sonbaharda Pyongyang’ı ziyaret edeceğini açıkladı. Kim Jong-un da davet edilirse Seul’ü seve seve ziyaret edeceğini belirtti. Kim Jong-un görüşmeler sırasında yaptığı konuşmada iki Kore’nin birleşmesinden bahsetti. Daha önceleri ABD’nin Güney Kore’den çekilmesini isterken bu görüşmelerde bu konu gündeme gelmedi. Sonuç olarak Kore Savaşı bir barış antlaşması imzalanamadığı için halen teknik anlamda sona ermemiş durumdadır, sadece ateşkes anlaşması yapılmıştır. Dolaysıyla, Kim Jong-un’un barış adına atmış olduğu adım beraberinde bir barış antlaşması getireceğe benziyor.

Bu zirve Kore Savaşını bitirmiş oldu. Ne ilginçtir ki 65 yıl önce ateşkes anlaşmasını Güney Kore adına ABD imzalamıştı. Görüşmeden sonra Trump, Kore savaşının bittiğini bizzat kendisi twitter’dan duyurdu. Kim Jong-un, stratejik bir manevra yaparak Kore savaşının tüm sorumluluğunu dedesi Kim İl-sung ile Çin lideri Mao’ya yıkmış gibi görünüyor.

Kuzey-Güney Kore Zirvesinin Jeopolitik Sonuçları

Kuşkusuz zirvede alınan kararların hayata geçmesi, Kuzey Kore lideri Kim Jong-un’un Trump ile 12 haziranda Singapur’da yapacağı görüşmenin sonucunun ne olacağına bağlı. Ancak bu haliyle bakıldığında Kim Jong-un’un dediği gibi bölgede yeni bir tarih başlıyor. Kore halkı İkinci Dünya Savaşından bugüne çok büyük açılar çekmiş bir halk. Dolayısıyla bugün gelinen noktada sona eren sadece Kore Savaşı değil, aynı zamanda tüm Kore halkı için İkinci Dünya Savaşı da sona ermiştir. Zira Kore sorununun ortaya çıkışı İkinci Dünya Savaşı’nın bir sonucudur ve bu sorunun daha da derinleşmesi ise Soğuk Savaş’ın eseridir. Soğuk Savaş’tan bugüne yadigâr kalan tek önemli sorun olan Kore sorunu da artık gündemden kalkacak gibi görünüyor. Ancak her iki tarafın da hâlâ kuşkuları var.

Kim Jong-un’un neden bir anda yüz seksen derece dönüş yaptığı henüz bilinmiyor, olası tahminler var. Ancak 27 nisandaki görüşmenin hemen ardından yine gizlice Çin’e giderek Wuhan’da Çin devlet başkanıyla görüşmesi kuşkuları daha da artırdı. Zira Kim Jong-un’un açık bir şekilde Çin’den talimat aldığı ve Çin’e rapor verdiği görülüyor.

O halde Kuzey Kore’nin bu hamlesi aslında Çin’in taktik stratejik bir jeopolitik hamlesi gibi gözüküyor. En başından beri bu barış görüşmelerini ve ilişkilerin normalleşmesini Çin’in kurguladığı gibi bir izlenim ortaya çıkmaya başladı.

Ekim 2017’de düzenlenen Çin Komünist Partisi’nin 19. Kongresinde Çin Rüyasına ulaşmak için ilkeler kabul edildi ve aynı zamanda ideolojik bir yeniden yapılanma süreci başlatıldı. Bu bağlamda, Çin, özellikle dış politikasında yeni bir süreç başlatarak, Bir Kuşak Bir Yol İnisiyatifini yeni temel dış politika ve ekonomik hedef olarak belirledi. Tüm stratejilerini bu hedefler doğrultusunda değiştirmeye ve oluşturmaya başladı. Bu bağlamda Kuzey Kore stratejisi de yeniden ele alındı.

Çin, Kuzey Kore’ye ABD ile masaya otur, ama masadan kalkan sen olma diyerek aslında bir nevi Trump’ı gafil avlamış oldu. O ana kadar Trump, Kuzey Kore’nin barış için masaya oturacağını hiç düşünmediği gibi ona göre bir stratejisi de yoktu. Ancak Pekin ile Pyongyang’ın sürpriz hamlesi ABD’yi hazırlıksız yakaladı.

Barış Sürecindeki Riskler

Daha öncede söylendiği üzere halen bu barış sürecinde ciddi kuşkular bulunmaktadır. Taraflar arasında bu kuşkular devam ediyor. Uluslararası gözlemcilerin kanaati, Kuzey Kore’nin belli bir noktadan sonra barış sürecini çıkmaza sokarak bu süreçten çekileceği yönündeydi. Gerçekten de 15 Mayıs günü Kuzey Kore, ABD ile Güney Kore’nin düzenlediği Max Thunder tatbikatını gerekçe göstererek, Güney Kore ile 16 Mayıs günü gerçekleşecek olan üst düzey görüşmeyi iptal ettiğini duyurdu. Kuzey Kore, 12 Haziranda yapılacak Trump-Kim Jong-un zirvesinin de iptal edilebileceğini açıkladı. ABD bu duruma temkinli yaklaştı ancak Kim Jong-un’un tekrar masaya oturtmak için de herhangi bir çaba içerisine girmediği görüldü.

Libya Modeli

Kuzey Kore’nin neden böyle bir adım attığı sorusunun cevabına gelince aslında bu cevap, Trump’ın ulusal güvenlik danışmanı Bolton’da bulunuyor. Bolton, Kuzey Kore’nin tıpkı Libya gibi tek taraflı ve hiçbir önkoşul öne sürmeksizin nükleer silahlarından vazgeçmesinde ısrar ediyor. Kısaca ABD tarafı bunu Libya Modeli olarak adlandırıyor. Kuzey Kore ise asla ikinci bir Libya olmayacağız diyor. Aslında bu Libya konusu yeni değil.

Çin, Kuzey Kore’ye bu görüşmelerden önce Batı’nın nükleer programı konusundaki tek taraflı baskılarına karşı taviz vermemesini telkin ederken örnek olarak Kaddafi yönetiminin Libya’da düştüğü hatayı göstererek, Batı ile ilişkileri normalleştirmek için tüm nükleer programından tek taraflı vazgeçtiğini, böylece Kaddafi yönetiminin, ABD ve Batı’ya karşı caydırıcı gücünü kaybederek müdahaleye açık hale geldiğini ve bu hatasını da hayatıyla ödediğini hatırlatmıştı. Dolaysıyla, Kim Jong-un, Çin’in telkiniyle Kuzey Kore’nin Libyalaştırılmasına karşı çıkmış oldu. Her ne kadar Trump, bu süreçte Libya Modeli diye bir şey yok dese de Kuzey Kore bu konuda ısrarını sürdürmektedir.

Kuzey Kore’de Darbe İhtimali

Kuzey Kore’nin Güney Kore ile olan üst düzey görüşmeleri iptal etmesinde sadece tek taraflı nükleer silahlardan vazgeçmesi için üzerindeki Amerikan baskısı değil, aynı zamanda Kim Jong-un’un ülke içerisinde özellikle ordudan gelen yoğun baskılar da etkili olmuştur. Özellik Kim Jong-un’un Güney Kore ve ABD hamlesi Kuzey Kore ordusunda rahatsızlık yarattı.

Ordu, Kim Jong-un’un fazla taviz verdiği fikrinde. Kim Jong-un da orduyu ikna edebilmek adına elinden gelen bütün çabayı sarf ediyor. Belki dedesi ya da babası olsaydı onlar orduyu dizginleyebilirdi. Ancak Kim Jong-un tecrübesiz olması, yaş itibariyle genç olması ve her şeyden öte iktidarda ordunun onayı ile oturuyor olması, ordunun fikrini önemli hale getiriyor. Tek parti sistemlerinde ordu önemli bir aygıt, genellikle partinin bir organı olarak parti tarafından kontrol ediliyor; ancak ordunun üst düzey kimi yetkilileri Kim İl-Sung ve Kim Jong-il zamanından kalma kıdemli isimler. Zaman zaman perde arkasında aslında bu isimlerin Kuzey Kore’yi yönettiği iddia ediliyor. Kuşkusuz, Kim Jong-un’un da eli boş değil. Kuzey Kore ordusu üzerinde Çin’in önemli bir ağırlığı var. Kore savaşından itibaren Kuzey Kore ordusu içerisinde önemli bir Çin yanlısı grup var. Ayrıca bunların yanında yüzlerce Çinli askeri danışman görev yapıyor. Kim Jong-un’un son zamanlarda neredeyse ayda bir Çin’i ziyaret etmesinin bir nedeni de Çin’in desteğini arkasına alarak ordu karşısında elini güçlendirmek istemesidir. Son noktada bugün Kuzey Kore hiç olmadığı kadar bir darbe tehdidi ile karşı karşıyadır. Trump ile zirve öncesi bu gerçeği de göz ardı etmemek gerekir.

İki Kore’nin Birleşmesi Meselesi

Burada bir başka sıkıntı da Kim Jong-un’un ortak basın açıklamasında iki ülkenin birleşmesinden bahsetmesi oldu. Ancak bu birleşme olayı babası Kim Jong-il zamanında da Güney Kore ile çok konuşuldu. Fakat Çin bu birleşmeye hep karşı çıktı ve Kuzey Kore’ye o yönde telkinde bulundu.

Çin bu birleşmenin çok büyük bir jeopolitik tehlike doğuracağını düşünüyordu. Tıpkı birleşen iki Almanya durumunda olduğu gibi güçlü ve zengin taraf diğer tarafı yutacaktı. Batı Almanya, Doğu Almanya ile birleşerek Doğu Almanya’yı ortadan kaldırmıştı. Sonuç olarak daha güçlü ve zengin olan Güney Kore de Kuzey Kore ile birleşerek Kuzey Kore’yi ortadan kaldırıp Amerikan müttefiki güçlü bir Kore’nin ortaya çıkmasına neden olacaktı. Dahası Güney Kore, Kuzey Kore’nin elinde bulunan füze ve nükleer teknolojinin de sahibi olacak. Bu durum, bölgede Çin’in karşısına yeni bir nükleer gücün çıkacağı anlamına geliyor. Bu nedenle Pekin yönetimi, İki Kore’nin şu an için birleşmesine sıcak bakmıyor.

Cevap Yazın