Hikâyede Büyük Boşluk Var

FETÖ yargısını devreye sokarak MHP yönetimini ele geçirmeye çalışan Akşener’in, o dönemde ilginç destekçileri vardı. Bu destekçiler, İyi Parti’nin kuruluş sürecinde de ortaya çıktı. Akşener, MHP’yi kongreye zorluyordu ama merkez medya tabir edilen gazete ve televizyonlar, bütün unsurlarıyla girişime destek veriyordu. Bu destekçilere HDP’liler, CHP’liler, FETÖ’nün kaçak elemanları ve AK Partili küskünler eklendi.

Türk siyasetinin yakın tarihini izleyenler için Meral Akşener ismi çok da yabancı değil. Bu “doktoralı” siyasetçi, Refahyol hükümetiyle birlikte çıktı siyaset sahnesine. Mesut Yılmaz-Tansu Çiller çekişmesi, hiç beklenmedik bir ismi, seçimi kazanan ama sistemin sakıncalı gördüğü Prof. Dr. Necmettin Erbakan’ı çıkardı öne. Çiller’in onayı (“Erbakan’la koalisyon ortağı olabiliriz” açıklaması), Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in, gönülsüz de olsa Erbakan’a yönelmesi sonucunu doğurdu. Demirel’in muhtemel hesabı şuydu: “Nasılsa bu hükümet kurulamaz, kurulsa da uzun ömürlü olamaz.” Erbakan seçeneğini bu şekilde tüketeceğini (devre dışı bırakacağını) ve seçim sonuçlarına saygı duymayan Cumhurbaşkanı” etiketinden kurtulacağını düşünüyordu. Bağrına taş basmak pahasına, Erbakan’ın Çankaya’ya çağırdı ve hükümeti kurmakla görevlendirdi. Beklenmedik şey gerçekleşti: Hükümet kurulabildi. Erbakan, Başbakanlık görevini üstlendi. DYP lideri Tansu Çiller de Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı oldu.

Sürpriz İçişleri Bakanı

Kabine, alanında başarılı olmuş yetkin kişilerden oluşuyordu. Uyumlu bir “takım” kurulmuştu. Erbakan’ın nezaketi ve Çiller’in çoğu zaman “fedakârlık” olarak değerlendirilen katkıları, hükümete ömür biçenleri sukut-u hayale uğratmıştı. Demirel’in istediği şey olmayacaktı.

Refahyol koalisyonunun “mukavim” görüntüsü, sadece Çankaya’dan değil, silahlı ve silahsız bürokrasi tarafından da endişeyle izleniyordu. Hükümet kurulmadan önce başlayan “irtica” fısıltıları, kabinenin uyumlu çalışmasıyla birlikte kampanyaya dönüştü ve 28 Şubat postmodern darbesine ilk harç konulmuş oldu.

Meral Akşener, DYP listelerinden milletvekili seçilmeden önce, kamuoyu tarafından tanınan bir isim değildi. Tarih bölümünü bitirdiği, doktora yaptığı, üniversitelerde ders verdiği biliniyordu ama hakkında ayrıntılı bilgi bulunmuyordu. Talihi, bir kazayla değişti. Tarihe “Susurluk Skandalı” olarak geçen trafik kazasından sonra, devlet içinde yuvalanmış çetelerle ilişkili olduğu ileri sürülen İçişleri Bakanı Mehmet Ağar görevinden istifa etti. Yerine, çiçeği burnunda milletvekili Meral Akşener getirildi. İçişleri Bakanı olunca, hakkında bilgi akmaya başladı. Çoğunlukla spekülatif bilgilerdi bunlar: Ülkücü olduğu. MHP’de farklı departmanlarda görev yaptığı, bir dönem bazı kriminal şahıslarla ilişki kurduğu vs. Bu rivayetler, ilerleyen zamanlarda, somut bilgilerle doğrulanacaktı. Bir iddiaya göre, 1998 yılında MİT, kaçak mafya babalarından Alaattin Çakıcı’nın yerini belirliyor. Akşener de bir akrabası aracılığıyla Çakıcı’ya yerini değiştirmesi mesajını iletiyor. Bu iddia, sadece iddiada kalmadı. Bir süre sonra bir bant kaydı çıktı ortaya. Kayıtta Çakıcı şunları söylüyordu: “Şimdi Meral Akşener ile halamın kocası işadamı, anlıyor musun? İzmit’te çok yakinen tanışıyorlar. Hatta Doğruyol’a para, mara da yardım ediyor. Anladın mı dediğimi? Onlar çok eski ailece tanışırlar. Hemen açıyor. Bizim enişteye söylüyor. ‘Alaattin yerini değiştirsin’ diyor.” İlerleyen yıllarda bu olay soruldu. Akşener yalanlamadı.

Çetelerle İlişki

İrtica haberleriyle yürüyen siyaset gündeminin ikinci ve en önemli ayağını devlet içindeki çete faaliyetleri ve faili meçhul cinayetler oluşturuyordu. Başbakan Erbakan’ı “irtica”dan sigaya çekenler, Çiller ve partisini çete faaliyetlerine göz yummakla, faili meçhul cinayetlere meydan vermekle suçluyordu. “Sol” çevrelerden yöneltilen bu suçlamaların odağında ise Meral Akşener bulunuyordu.

İlginçtir, Refahyol hükümeti düşürülünce, “çete” iddiaları gündemden kalktı. Maksat hasıl olmuştu. Silahlı ve silahsız bürokrasinin alesta tuttuğu çevreler (daha çok sol çevreler) için temel motivasyon hükümetten (özellikle Erbakan’dan kurtulmak) olduğu için, çete iddiaları bir süre “uyumaya” bırakıldı. Ama Akşener ve selefi Ağar’a yönelik eleştiriler devam etti.

Her fırsatta karşısına çıkarılan çete iddialarıyla ilgili olarak Meral Akşener yıllar sonra şu açıklamayı yapacaktır: “Ben, İçişleri Bakanlığı yaptığım dönemde tarihin en uzun, en geniş, en kapsamlı sınır ötesi harekâtına imza atmış bir bakanım. Utanarak söylüyorum. Bazıları diyor ki sosyal medyada ‘Meral Akşener MHP’ye genel başkan olmasın, faili meçhullerin sorumlusu O’dur’ diyorlar. Ne derseniz deyin hepsi kabulümdür. Bu ülke için, bu milletin birliği beraberliği için bir şey yapılması gerekiyorsa yapmışımdır, sorumluluğunu da sonuna kadar alıyorum.”

FETÖ’yle İlişkisinin Tarihi

Meral Akşener’in FETÖ’yle irtibatı ne zaman başladı? Muarızları, 2013 17/25 Aralık tarihini işaret ediyor. Bu tarihten sonra Akşener sıklıkla FETÖ’nün yayın organlarında göründü, FETÖ’cülere kol kanat geren beyanatlar verdi ama örgütle irtibatının tarihi eskidir. Bir zamanlar (o zamanki ismiyle) cemaatin mutemet ismi olarak bilinen ve Fetullah Gülen’le ters düştüğü için 1990’lı yıllarda yapıyla ilişkisini kesip “itirafçı” olan Nurettin Veren, Akşener’in İçişleri Bakanı yapılmasında Fetullah Gülen’in yönlendirmesi bulunduğunu söylüyordu. Bu “itiraf” şunu gösterir: Akşener, milletvekili olmadan önce de bir şekilde yapıyla irtibatlıydı ve Fetullah Gülen tarafından İçişleri Bakanlığı’na önerilecek kadar “yakın” bir isimdi.

Gazeteci Sabahattin Önkibar’ın “Asena – Meral Akşener’in dünü ve bugünü” adlı kitabında ilginç detaylar yer alıyor. Önkibar’a göre, İçişleri Bakanlığı’yla taltif edilen Akşener’in bir görevi de Gülen cemaati ile irtibatı “sağlam” tutmaktı.

Kitaptaki “Akşener’e Fethullah görevi” başlıklı bölümde şunlar yazıyor: “Çiller, Ayvaz Gökdemir çıktıktan sonra sekreterine şu talimatı verir: ‘Meral’i (Akşener) bulun, hemen buraya gelsin.’ Tansu Hanım’ın Meral Akşener’e ilk sözü şu olur: ‘Sen Müslümanlığı iyi biliyorsun…

Bu Fetullah Hoca benim için çok önemli. Ayvaz Hoca’yı görevlendirmiştim ama o beceremedi. Bundan sonra bunlarla teması sen sağlayacaksın. Tanıyor musun Fetullah Hoca’yı?’ Akşener: ‘Hoca’yı tanımıyorum ama Kocaeli’ndeki birkaç adamını biliyorum. Onlar kanalıyla ulaşırım.’ Çiller: ‘Ben de haber gönderirim. Bundan sonra Ayvaz Bey yerine Meral sizinle muhatap olacak diye… Aman göreyim seni, bunlarla iyi ilişki kur.’ Akşener: ‘Emredersiniz.’ Meral Akşener’in Fetullah Cemaati’yle ilişki serüveni böyle başlar. Peşi sıra Akşener birkaç kere Fetullah Hoca’yı ziyaret eder ki yanında bir keresinde Celal Adan, diğerinde Nevzat Ercan vardır. Bunlara ilaveten Akşener, Tansu Hanım’ın Fetullah Gülen’le yaptığı sekiz görüşmenin birisinde bulunmuştur.”

‘Liderimiz Yalancıdır’

Akşener-FETÖ ilişkisine devam etmeden önce, biraz gerilere gidelim. Akşener, Tansu Çiller’in “has adamı” olarak biliniyordu ama gemiyi ilk terk eden kendisi oldu. Önce devrik hükümeti suçladı. Sonra partisinden istifa etti. Türkiye gazetesi yazarı Fuat Uğur bu vetireyi şöyle anlatıyor: “28 Şubat’ta DYP-Refah Partisi koalisyonu darbeyle indirilmiş ve ardından 18 Nisan 1999 seçimleri yapılmıştı.

Tansu Çiller’li DYP yüzde 12 oy almış ve muhalefete düşmüştü. Meral Akşener, yeni siyasi sergüzeştine işte o noktada başladı. Gemileri ilk terk eden olma konusundaki becerisini gösterdi ve partisinden istifa etti.

İktidar olduğu dönemde ANAP’lı bakan Güneş Taner’le yaptığı mukavva fabrikası pazarlığıyla ilgili konuşmasının dinleme kayıtlarını sızdırdığı Ertuğrul Özkök ve Aydın Doğan’ın gazetesi Hürriyet’e röportaj verdi. Orada “Ne oldu da Tansu Çiller’i terk ettiniz?” sorusunu “Partideki hatalar nedeniyle ağır bir yenilgi alınması ve özeleştiri yapılmaması” diye yanıtladı. Daha neler demedi ki o söyleşide. Çiller’in kendisini kullandığını, seçim sonrasında bir danışmanıyla kendisinin parti içi muhalefet cephesine katılıp katılmadığını kontrol ettirdiğini (Çiller kendisine ne kadar güvendiyse artık), kullanılmaktan pişman olduğunu, arkadaşlarının kendisine tetikçi dediğini. “Ama Milliyet’e verdiği röportajda dozu daha da artırıp Çiller için “yalancı” dedi: “Teşkilatımız onu savunmak için gayret etmekten, çaba göstermekten yoruldular. Liderimiz için yalancı, vefasız ve güvenilmez kavramları karşımıza çıkıyor. Bu kavramları destekleyen olaylar da var.”

AK Parti’yle Görüşmeler ve MHP

Meral Akşener’in ismi, bir aralar, yeni kurulmuş AK Parti’yle de anıldı. Ama bu macerası uzun sürmedi. Partide gerekli ilgiyi bulamayınca ayrıldı. Yani, henüz yol almamış gemiyi terk etti. Bir süre sonra onu, “asıl evim” dediği MHP’de gördük.

Önce, 2004 yerel seçiminde MHP’den İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı adayı yapıldı. Kazanamayınca, 2007 genel seçiminde milletvekili olarak MHP listesinden Meclis’e girdi. Kopuş, 7 Haziran 2015 seçiminden sonra başladı. O tarihe kadar MHP Grup Başkan Vekili olan Akşener, TBMM Başkan adaylığı için emrivaki yapınca, ismi çizildi.

MHP lideri Devlet Bahçeli, bu emrivakiyi şu sözlerle eleştirecektir: “Bu şekilde söylenen isimlerden hiç hoşlanmam, ismi geçeni de devre dışı tutarım. Meral Akşener’i eğer çok sık kullanırsanız, o devre dışı kalır, haberiniz olsun. 80 milletvekilimiz var, her şey Akşener. Bu olmaz. O zaman başka bir şey var burada demektir. Zannediyorum başkanvekilliğini de kaybeder.” Nitekim öyle oldu. Başkanvekilliğini de kaybetti. 1 Kasım 2015 seçiminde de aday gösterilmedi.

Mücadele de bundan sonra başladı. Kaset kumpasıyla CHP’de genel başkan değiştirmeyi başaran FETÖ, MHP’yi de kasetle dizayn etmeye (bir anlamda partiyi ele geçirmeye) çalışmıştı ama Bahçeli’nin “kararlı duruşuna” toslamıştı. Ve Akşener girdi devreye. MHP’ye genel başkan olmak istediğini açıkladı ve partiyi kongreye zorlayan birtakım girişimlerde bulundu. Bu girişimlerini, mahkeme kararlarıyla destekledi. Yani, iki kez “refüze” edildiği halde, mahkemeye (iki kez) kongre kararı aldırdı.
Akşener’in “parti içi” girişimine yargı desteği sunan hakimlerin, 15 Temmuz girişiminden sonra FETÖ’den tutuklandıklarını hatırlarsak, FETÖ irtibatının (ya da tutkusunun) boyutları daha net anlaşılacaktır.

Akşener’in İlginç Destekçileri

FETÖ yargısını devreye sokarak MHP yönetimini ele geçirmeye çalışan Akşener’in, o dönemde ilginç destekçileri vardı. Bu destekçiler, İyi Parti’nin kuruluş sürecinde de ortaya çıktı. Akşener, MHP’yi kongreye zorluyordu ama merkez medya tabir edilen gazete ve televizyonlar, bütün unsurlarıyla girişime destek veriyordu. Bu destekçilere HDP’liler, CHP’liler, FETÖ’nün kaçak elemanları ve AK Partili küskünler eklendi. İyi Parti’nin kuruluş aşamasında sürpriz sayılabilecek bir gelişme yaşandı; koroya Kandil’den kimi unsurlar da dahil oldu.

Hikâyedeki Boşluk

Meral Akşener, ülkücü geçmişten gelen bir siyasetçi. En azından böyle biliniyor. Ama yol arkadaşlarının büyük çoğunluğu CHP tandanslı. Devlet Bahçeli’den şekvacı MHP’lileri etrafında toplayarak oluşturduğu “milliyetçi” görüntüyü boşa düşürecek ilginç irtibatlara ve angajmanlara sahip.

Çoğunlukla mahiyeti bilinen irtibatlar bunlar. Ki, FETÖ’ye yakın olduğu, İYİ Parti’nin FETÖ tarafından kurdurulduğu bugün birlikte siyaset yaptığı kişiler tarafından bile (Koray Aydın bunlardan biridir) dile getiriliyor. Ama Akşener’le ilgili asıl muamma, 28 Şubat sürecindeki rolüdür. Türkiye’nin yakın geçmişine bakanlar, bu rolün genellikle abartıldığını ve “kahraman Akşener” payesiyle ödüllendirildiğini göreceklerdir ama Akşener o rolde sebat etmedi. Üstelik koalisyon ortağı olan RP’ye karşı tutum geliştirdi.

Her fırsatta Erbakan ve arkadaşlarını eleştirdi. Mesela, Refahyol’un Kültür Bakanı İsmail Kahraman’ı Atatürk düşmanı olmakla suçladı. Bu suçlamalarını, süreç içinde, artırarak sürdürdü.

Haksız “kahraman” payesiyle ortalıkta dolaşan ve bunu sorun yapmayan Akşener’in en önemli özelliklerinden biri de oluşturduğu imajın tersine bir görüntü (bir performans) sergilemesi. Bu da hikâyesindeki en önemli boşluğu oluşturuyor ve izleyenlerde şöyle bir kanaat uyandırıyor: “Bu bilgisizlikle, bu öngörüsüzlükle, bu cehaletle mi ülkeyi yönetmeye talip?”

Hep İz Bıraktı

İyi Parti’nin Cumhurbaşkanı adayı Meral Akşener’in hikâyesinde boşluğu anlayabilmek için, bıraktığı “iz”e de bakmamız gerekiyor. 17/25 Aralık’tan sonra Akşener’i FETÖ’cülerle dayanışma içinde gördük. Bu tarihin önemi şudur: FETÖ, 17/25 Aralık’tan sonra “Paralel Devlet Yapılanması” adıyla MGK’nın kırmızı kitabına girmişti. Yani, devlet için “öncelikli tehdit”ti.

Devlet ve birçok siyasi aktör “yapı”yla aralarına mesafe koydular ama Akşener irtibatını sürdürdü. Üstelik irtibatını “işbirliğine” dönüştürdü ve FETÖ mensuplarıyla ortak hareket etmeye başladı. İrtibat, 15 Temmuz darbe girişiminden sonra da devam etti. Hemen aklımıza, Akşener’in “hukuk danışmanı” olduğu ileri sürülen Nuri Polat geliyor.

Bu isim, 15 Temmuz’dan sonra gözaltına alındı ve tutuklandı. Yargı süreci devam ediyor. Aynı şekilde, İYİ Parti’nin sosyal medya sorumlusu Kerim Çoraklık, yine FETÖ kapsamında gözaltına alındı ve tutuklandı. İYİ Parti’nin sahip çıkmadığı Çoraklık, aynı zamanda resmi bir çalışandı. Kardeşi de aynı partinin kurucuları arasındaydı. Bu isimlerin bir özelliği de şu: Kendilerini gizleme gereği duymuyorlar. FETÖ’cülüklerini her fırsatta, her vesileyle faş ediyorlar. Hatta irtibatlarıyla gurur duyuyorlar.

Bu satırların yazarı, “kendilerini gizleme gereği” duymayan mensuplardan yola çıkarak, “iz bırakan Meral Akşener”le ilgili bir değerlendirme kaleme almıştı. O yazıdan devam edelim: Nuri Polat’ın FETÖ’yle bağının derecesini bilmiyoruz. Soruşturma sonucunda ortaya çıkacak. Fakat, fazlasıyla angaje bir isim. Bunu biliyoruz. Kendilerini gizleyemiyorlar, hangi kılıkla dolaşırlarsa dolaşsınlar, bir şekilde açık veriyorlar. Yollarını değiştirseler de iz bırakıyorlar.

Kemal Kılıçdaroğlu’nun danışmanı Fatih Gürsul da gizlenememişti. Işık evlerinde arkadaşlık ettiği bir müntesip tarafından teşhis edilmişti. Daha doğrusu, “bundan sonra hayatına CHP’li ve Kemalist olarak devam edeceğini” aktardığı eski bir arkadaşı tarafından faş edilmişti. (Fatih Gürsul, geçenlerde 10 yıl ağır hapis cezasına çarptırıldı.)

Meral Akşener’in hukuk danışmanı da iz bırakanlardan. Daha doğrusu mebzul miktar iz bırakmış. Hatırlayacaksınız, Samanyolu TV, terör örgütünün yayın organı olduğu gerekçesiyle Digitürk, kablolu TV, Tivibu ve Türksat platformlarından atılmıştı.

Nuri Polat, bu olay üzerine coşmuş ve Fethullah Gülen’in bir fotoğrafını yayınlayarak sosyal medya hesabından şöyle bir paylaşımda bulunmuştu: “Digitürk’ten, kablolu TV’den, Tivibu’dan, Türksat’tan attınız, herkül sitesini engellediniz. Ama izlememize engel olamadınız…” Bu paylaşım Nuri Polat’ı FETÖ’cü yapıyorsa (ki, bence ciddi bir karine teşkil eder), daha açık mesajlar veren Meral Akşener’i nereye koyacağız, hangi sıfatla anacağız.

FETÖ’yle İrtibatlı Değilse, Ne?

Meral Akşener, bu örgütün bir elemanı değilse de bir gönüllüsü gibi davrandı, gönül bağını gizlemedi. Hatta iltisakının derecesine ilişkin kafa karıştırıcı (daha doğrusu “zihin açıcı”)açıklamalarda bulundu. Mesela şöyle dedi: “FETÖ’cü değilim ama olsam bundan gurur duyardım.” Hadi daha açık konuşalım: Mebzul miktar “iz” bıraktı.

FETÖ kanalında yaptığı bir konuşmasında da “Başbakan olacağını, Başbakan olduğunda FETÖ’cü polisleri salıvereceğini” söylüyordu.

MHP genel başkanlığına adaylığını koyduğu dönemde, hırsı aklından önde giden tuhaf bir Meral Akşener portresi vardı. Sadece davranışları, enteresan çıkışları ve “bu da nerden çıktı?” dedirten cümleleriyle değil, “destekçileri”yle de tuhaftı.

Neredeyse bütün bir muhalefet cephesi (Doğan Medya Grubu, FETÖ, Avrupa Birliği ülkeleri, Amerika, İngiltere, AK Parti’deki küskün takımı, Beyaz Türkler, Yağız Türkler, Karaşın Türkler, hepsi…) Meral Akşener’in başarılı olmasını istiyordu. Devlet Bahçeli’den yana saf tutanları da taciz ediyordu. Bu kadar çok destekçiye sahip Meral Akşener, yargıdaki malum klik tarafından da destekleniyor ve kollanıyordu. Mesela, bir mahkeme, sürekli “kongre kararı” alıyordu. Başka mahkemeler bozuyordu.

Meral Akşener yılmıyor, ısrarla, aynı mahkemeye koşuyor ve bir kongre kararı daha aldırıyordu. İlginçtir, Meral Akşener’e destekçi olan mahkemenin bazı üyeleri FETÖ’den tutuklu bulunuyor. Başka “ilginç” durumlar da var: Mesela, “genel başkanlık” için yarıştığı günlerde, sanki seçim arefesindeymişiz gibi sürekli “ayın 15’ini” işaret ediyordu. 15’den sonra her şey iyi olacakmış, Allah’ın izniyle ülkeyi yönetecekmiş. Niye 15’inden sonra? Ne olacaktı ki ayın 15’inde? Hatırladığımız kadarıyla, ayın 15’inde bir seçim ihtimali yoktu. Bir kongre ya da kurultay ihtimali de yoktu…

MHP’yi kongreye götürme çabaları vardı ama bunun da ayın 15’iyle bir alakası yoktu. Hadi diyelim ki ayın 15’inde (Akşener, Mayıs 15’i işaret ediyordu) seçim yapıldı ve Akşener’in genel başkan olduğu MHP büyük bir oy çoğunluğuyla iktidara geldi. Ülkeyi nasıl yönetecekti? Dahası, bize ne vaat ediyordu? Cevap şu: “Ülkeyi yurtta sulh, cihanda sulh esasına göre yöneteceğiz…” Hatırlatmak gerekir mi, bilmem? Meral Akşener’in işaret ettiği tarihten iki ay sonra darbe girişimi yaşandı.

Darbe girişiminde bulunan hain komitenin ismi de “Yurtta Sulh Konseyi” idi. Bu kadar “iz”, bu kadar “rastlantı…” O zaman ara başlıktaki soruya dönebiliriz: Madem geride bırakılan “iz”ler FETÖ’yle irtibat konusunda karine teşkil ediyor (bence de etmelidir), sürekli “iz” bırakarak dolaşan Meral Akşener’i FETÖ’yle irtibatlı saymayacaksak, kimi sayacağız ve hikâyedeki boşluğu nasıl dolduracağız?

Cevap Yazın