Editörden Haziran 2018

Türkiye’nin Zor Seçimi

Malum ülkemiz bir seçim atmosferinden geçiyor. Böyle zamanlarda politikacıların sıklıkla dile getirdikleri bir söylem vardır: “Bu seçim gerçekten çok önemli” Seçmenlerin bir kısmı bu iddialara inanarak gereğini yaparken diğer kısmı ise başka saiklerle kendi bildiğini okur. Konu tercih meselesidir. Tercih aynı zamanda mesuliyeti gerektirir. Kim neyi tercih ederse sonucuna katlanır.

24 Haziran seçimlerinde 16 Nisan 2017’de kabul edilen Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ni hayata geçireceğiz. Bu açıdan baktığımızda bir seçmen olarak siyasetçiler gibi bizler de “bu seçimler gerçekten çok önemli” diyebiliriz.

Türkiye’nin siyasi hayatı 1946 yılından sonra farklı bir evreye geçti. Yeni geçilen çok partili siyasetin ilk seçimlerinde bir garabete imza atılarak açık oy, gizli tasnif sistemi uygulandı. Bu garip uygulamayla milletin tercihi ne yönde oldu sorusu doğru cevabını bulamazken, milli şef yönetiminin ömrü 4 yıl daha uzatılmış oldu. 1950 seçimlerinde “yeter, söz milletin” refleksini gösteren halk, demokrasi için kara bir leke olan hileli yönteme gereken cevabı vermiş oldu. 1950 ile 60 yılları arasında yapılan 3 seçimde de “söz milletin” kararı başarılı oldu ve halkın tercih ettikleri bu ülkeyi yönetti. Fakat milletin oyunu alarak iktidara gelemeyeceklerini anlayanlar çıkış yolunu demokrasi dışı yöntemlerde arayarak 27 Mayıs 1960’da silah zoruyla ülke yönetimini vesayet altına aldılar. Yeter, söz milletindir diyen demokrasi kahramanı Menderes’i darağacına gönderdiler. Askeri darbeyle iktidarı ele geçiren vesayetçilerin kendi hâkimiyetlerini idame ettirebilmek için hazırladıkları anayasaya karşı çıkan Süleyman Demirel’in önüne bu kez vesayetçiler, Menderes’in darağacında sallanan fotoğraflarını koydular. O da sonraki yıllarda alışkanlık haline getireceği o meşhur dirayetsiz ritüelini yaptı ve şapkasını alıp gitti.

Seksenli yıllarda vesayetçiler milletin tercihini bir kez daha taciz ederek yeniden ülkeyi kontrolleri altına aldılar. Buna karşılık halk da bu sefer darbeci vasilerin karşısına merhum Turgut Özal’ı çıkararak bu ülkenin gerçek sahibinin millet olduğunu bir kez daha ispatladı.

Ancak düzen temelden, köklü bir değişikliğe uğramadığı için 1946’da tek partili sisteme geçen ülkede taşlar bir türlü yerine oturmamıştı. Merhum Erbakan’ın liderliğinde yeniden kendine gelen ülkede vesayetçiler sistemde manipüle edebilecekleri delikler bulmakta gecikmediler ve meşum 28 Şubat sürecini bu ülkenin başına bela ettiler. Çok çileli-hileli geçen 28 Şubat sürecinden sonra milletin cevabı Recep Tayyip Erdoğan ile vücut buldu.

Halka rağmen memleketin gerçek sahibi olma hakkını kendinde görenler, yöntem ve kimlik değiştirerek bu kez 15 Temmuz’da bu ülkeyi işgale kalkıştılar. Her şeyi göze alan bağımsızlık yanlısı güçler, meydanlara çıkıp dış güçlerin maşası hainleri geri püskürterek özgür iradelerine sahip çıktılar.

İşte şimdi yeniden bir tercih yapmanın eşiğindeyiz. Çok partili hayatımızda birçok açıdan yenilikler getiren bir seçim yapacağız. Vasiliği elden bırakmayan, bunun için ülkemizi işgal etmek isteyen dış güçlerle işbirliği dahi yapabilenlere bu sefer fırsat vermeyecek bir sisteme bu seçimle geçeceğiz. Tercih elbette milletin.

Erken seçimin kaçınılmaz olduğunu Nisan 2018 tarihli Yörünge dergisinin 7. sayısına açıklayarak dikkatleri celbeden ANAR Başkanı Dr. İbrahim Uslu’nun 24 Haziran seçimiyle ilgili değerlendirmeleri yine gündemi belirleyecek.

Hayırlısı neyse o olsun ülkemiz ve tüm dünya için…

Cevap Yazın