Gösteri Toplumunda Gençlik Deizme Kayar mı?

“Gençlik deizme kayıyor” tartışmaları bir yönelim ya da değişime işaret etmesi bakımından anlamlı bir tartışma olabilir. Ancak konu sosyolojik bağlamından koparılarak dindarların değişimini ıskalayacak şekilde sadece gençlik dönemine has bir tartışma olarak yürütüldüğünde verimsiz bir noktaya ulaşma ve gençleri etiketleme riski barındırmaktadır.

“Modern üretim koşullarının egemen olduğu toplumlarda yaşam, uçsuz bucaksız bir gösteriler yığını olarak sunulur… Gösteri kendini asla sorgulanamayacak olan geniş ve ulaşılamaz bir gerçeklik olarak sunar. Tek mesajı şudur: “Görünen şey iyidir; iyi olan görünür.” …Gösteri zincirlenmiş bir modern toplumun kâbusudur.”
(Guy Debord, 1996: 13,16.)

Aslında Ne Oluyor? Gençlik Deizme Kayıyor mu?

Bir süredir “gençlik deizme kayıyor” söylemi medyada yer buluyor. Konya’da bazı sivil toplum kuruluşlarının gerçekleştirildiği bir çalıştayda konu ile ilgili bazı tespitler yapılarak önerilerde bulunuldu. Medyada konu ile ilgili değerlendirme ve görüşler yer aldı. Öncelikle bu iddianın olgusal boyutuna bakmak gerekmektedir. Birinci olarak “Gerçekten gençler arasında deizm yayılmakta mıdır?” sorusunun cevabını vermek gerekir. Bir konuda değişiklik olduğunu iddia edebilmek için elimizde geçmişe ait bir veri olmalıdır. Hâlihazırda Türkiye’de deizme inanmanın istatistiki boyutuna ilişkin somut bir veri bulunmamaktadır. Dolayısıyla “gençler arasında deizm artıyor” iddiası ispata muhtaç bir tespittir. Meselenin gündeme geliş biçimine bakıldığında en fazla bir yönelimin işaretleri sayılabilecek bazı öngörülerin olgusal gerçeklik gibi sunulduğu ve öngörüye dayalı bir değişime işaret etmenin ötesine taşındığı görülmektedir. Buna göre sanki deizm Türkiye’de gençler arasında yaygın bir inanış gibi sunulmaktadır. Deizme kayma söyleminin İmam-Hatip Liseleri söz konusu edilerek dillendirilmesi ise ayrıca tartışılması gereken ve gerçeklikle örtüştüğü oldukça şüpheli bir görüştür. İkinci olarak da bazı yazarların ve çalıştaya katılan öğretmenlerin de dile getirdiği gibi gençlerden bazıları “deist olduklarını” ifade etmektedirler. Bu noktada ise deizmin ne olduğu, gençler tarafından ne kadar bilindiği ve deist olduklarını düşünen gençlerin görüşlerinin deizm inancı ile ne kadar uygunluk gösterdiği önemli bir sorudur.

Kesin Olan Şey Türkiye’de Dindarların Değişimidir

Bütün bu sorulardan sonra böyle bir tartışmanın varlığını nasıl anlamlandırmak gerekir. Gençlerin deist olup olmadıkları ve deizm inanışının yaygınlığı tartışmaya açık bir konu olmakla birlikte kesin olan şey Türkiye’de toplumun değişmesidir. Gençlik de bu değişimin bir parçasıdır. Bir diğer deyişle Türkiye’de toplumun -daha özel olarak dindarların- değişmesine bağlı olarak ortaya çıkan sosyolojik gerçekliği “gençler deist oluyor” diyerek izah etmek kolaycı bir yaklaşımdır. Bu durumda bahsi geçen tartışma ile birlikte daha yakından incelemeye değer konu Türkiye’de dindarların değişimi ve dindarlığın ne yöne evrildiğidir. Türkiye’de dindarlığın arttığı yönündeki görüşler sosyolojik olarak incelendiğinde dindarlığın arttığını iddia etmek yerine dindarlığın kamusal ve kurumsal temsilinin artmasına bağlı olarak görünürlüğünün artması daha izah edilebilir bir görüştür. Bunun sebepleri arasında Türkiye’de kır-kent dengesinin yüksek oranda kent lehine değişmesi, siyasi değişime bağlı olarak dindarların temsil gücünün artması, dini kurumların gelişmesi, dini özgürlüklerin önündeki engellerin kalkması ile zaten var olan toplumsal bir gerçekliğin görünürlük kazanması sayılabilir. Türkiye’de dindarlığın geçmişe oranla görünürlük kazanması başlangıcı 1980’lere kadar götürülebilecek bir sürecin sonucudur. Bahsi geçen yıllardan itibaren “öteki” olarak tanımlanan dindar kitle toplumsal süreçlerde yer almış, toplumsal temsil ve ekonomik güç kazanmasıyla birlikte de siyasal alanda daha aktif bir şekilde kendini göstermiştir.

Gösteri Toplumunda Dindarlık ve Dindarlığın Aldığı Yeni Biçimler

Debord, yukarıda bir paragrafını alıntıladığımız “Gösteri Toplumu“ isimli kitabında kapitalizmin biçimlendirdiği tüketim ilişkilerinin ülke ve ideoloji ayırt etmeksizin bir gösteri biçimi yarattığını iddia ederek bu durumun kaçınılmaz bir şekilde dünyanın tek bir pazar haline gelmesiyle sonuçlanacağını ileri sürmektedir. 1980’lerden itibaren ekonomik refahın arttığı Türkiye’de dindarların değişimi bu çerçevede ele alınabilir. Debord’un yaklaşımını sürdürecek olursak medyada ve kamusal alanda görünürlüğü artan dindarlık temsilleri, dindar yaşamı geride bırakmaya başlamıştır. Bu süreçte olmak yerine görünmek, içini doldurmak yerine kurumsal yapılanmalarının gelişmesi, dindarlığı tanımlayan unsurlar haline gelmiştir. Dindarlığın bu biçimi, dindarların olduğundan fazla görünmesine ve yeni ortaya çıkan kültürel, siyasal ve ekonomik iktidara hazırlıksız yakalanmasına sebep olmuştur. Diğer bir ifadeyle İslam ile sekülerleşmenin bir arada tecrübe edildiği Türkiye’de ekonomik, sosyal ve siyasal değişime bağlı olarak kamusal alanda görünürlük kazanan İslami kesim bu süreci iyi değerlendirememiştir. Bu süreçte İslami aidiyetler ile kimlikler dönüşmüş ve çeşitli eleştirilerin konusu olmuştur. Dindarların sosyal değişimi bağlamında getirilen önemli eleştirilerden biri, tüketim kültürünün etkilerinin baskın bir şekilde hissedildiği Türkiye toplumunda, dini değer ve sembollerin içinin boşaldığı eleştirisidir. Bunun bir örneği olarak örtünme pratiği de gösterişçi bir biçim almış, dindarların bir kısmı tesettürü görünmemeye karşıt bir biçimde görünürlüğün bir simgesi olarak kullanmıştır (Özbolat, 2014.). Dindar kesimin olduğundan fazla görünmesi, olmak yerine görünmeyi tercih eden bir yöne evrilmesi, yeni nesil açısından rol model sorununu gündeme getirmiştir. Zira bireyin kimliğini oluşturma sürecinde “kim olduğu” sorusuna cevap ararken en fazla ihtiyacı olan şey rol modeldir. Bu noktada artık Türkiye’nin elitleri arasında yerini alan, iktidar alanlarında söz sahibi olan dindarların; bazı dini yaşantı ve özelliklerine, kullandığı din diline ve din eğitimi anlayışlarına yakından bakmak yararlı olacaktır.

Din Anlayışımız, Yöntemlerimiz ve Din Dilimiz Gençlere Hitap Etmiyor

Türkiye’de dindar kesimin yetişkin kuşağı, bir ölçüde kendi dünyevileşme süreçlerinin sonucu yaşadığı dini hassasiyet kaybını çocuklarında telafi etmek istemektedir. Ancak modern toplumun bir üyesi olan yetişkin dindar kuşağının, modern toplumun diğer üyeleri gibi, yapacak çok işi vardır. Bu durum bir taraftan aile içi ilişkilerde çocuklara yönelik ilgi eksikliğini ortaya çıkarırken bir taraftan da kent hayatının da etkisi ile otantikliği kaybolan dini eğitim süreçlerinde hizmet alımını gündeme getirmiştir. Böylesi bir süreç, çocuklarını dindar olarak yetiştirmek isteyen ailelere cevap vermek üzere resmi ya da sivil din eğitimi kurumlarını somut göstergelerle ortaya konabilecek, kısa vadede sonuçları görünebilecek dini hizmetlere yöneltmiş olmalıdır. Ailelerin bir an önce çocuklarında görmek istedikleri, din eğitimi kurumlarının ise bir an önce vermek istedikleri dindarlık biçimi gençlerin bedenine ne kadar uygundur? Gençler böyle bir yaklaşımı ne kadar anlamlı bulmaktadır? Gençlerin bugün biraz kendini ispat sadedinde biraz da dönemsel özellikleri gereği tepkisel olarak yaklaştıkları din anlayışlarının onlara ne kadar hitap ettiği, bu süreçte uygulanan yöntemlerin ne kadar uygun olduğu esasında yetişkinlerin acilen cevaplaması gereken sorular arasındadır. Medyada yer alan bilgilere göre hareket edilecek olursa (Bkz. Emeti Saruhan, Gerçek Hayat, “Anne Ben Deist Oldum”) aileler ve dini kurumlar, yeni neslin ihtiyaçlarını karşılamak, onları anlamak, onların dilini konuşmak yerine kendi çağlarına uygun, kendi önceliklerini yansıtan biçimsel bir dindarlığı dayatmış görünmektedir. Aksi halde deist olduğunu söyleyen bir gencin “Yolda şarkı söylerken seke seke yürüyebilmek istiyorum. İslam buna izin vermiyor” sözleriyle ifade edilebilecek tepkisini izah etmek güçleşmektedir. Başa dönecek olursak “gençler deist oluyor” söyleminden daha gerçek olan durum eskiden gençleri tatmin eden din dili, dini bilgi, yaklaşımlar ve dindarlığın temsil biçimleri bugünün gençlerine hitap edememektedir. Dindarların gündelik hayatına, çalışma hayatına, aile ilişkilerine bakıldığında inançla hayat arasındaki yarıklar daha ilginç görüntüler ortaya çıkarmaktadır. Gündelik hayatlarında gayet modern bir görüntü sergileyen dindar aileler, çocuklarına her türlü modern-maddi imkânı sağlamakta ancak söz konusu dindarlık olunca gençlere geleneksel kalıpları sunmaktadır. Böyle bir yaklaşım biçiminin doğal sonucu olarak gençler gözlerinin önündeki modern gerçeklik ile inşa edilmek istenen dindarlık arasında zihinsel uzlaşı sağlayamamaktadır.

Modern “Medya Vaizleri” ve Dini Temsil Sorunu

Gençliğin dine bakışında etkili olan bir diğer unsur, zaman zaman katı bir söylem kullanan bazen de cedelci bir üslupla reyting savaşına kurban giden dini tartışmalardır. Yukarıda bahsi geçen “Gençlik ve İnanç Çalıştayı Sonuç Raporu”na da yansıdığı gibi “medya vaizleri” eliyle yürütülen, bir sonuç almak ya da gönle hitap etmek yerine gençliğin kafa karışıklığını besleyen bu tür dini temsil biçimleri din adamlarına olan güveni sarsmaktadır. Bu programlarda ya dinin sınırlarını zorlayacak derecede esnek ya da yaşanması zor, katı din söylemi gençliğin şüphelerle boğuşmasına, din adamlarına, din kurumuna ve dindarlara olan güvenine halel getirebilmektedir. Popülarite ve sosyal ilişkilerinden güç alarak din adına konuşan bireyler, bu gücü söylemlerine yansıtmakta, bir süre sonra birçok alanda fikir beyan eden kanaat önderleri rolüne soyunmaktadır. Uzmanı olmadığı konularda fikir beyan eden bu kişiler, söylemleriyle bir süre sonra siyasetin diline evrilmekte, sonuç olarak din dilini kullanarak özgün örnekler inşa eden din adamları yerine siyasetin dilini benimseyen sıradan medya aktörleri ortaya çıkmaktadır.

Bir de Dışsal Faktörler Var

Gençler de toplumun diğer kesimleri gibi toplumsal hayatı biçimlendiren etkilere maruz kalmaktadır. Bu bağlamda gençliğin inanç ve pratiklerini belirleyen diğer hususlara da değinmek gerekmektedir. İslam dünyasının dört bir yanında ortaya çıkan toplumsal kargaşalar, etnik ve mezhebi çatışmalar, gençlerde yarınlarının ne olacağına, İslam’ın toplumsal vaatlerinin gerçekliğine dair şüpheler uyandırmış olmalıdır. İçinden geçtiği dönem gereği gençlerin bu türlü şüpheleri belirli ölçüde doğal karşılanabilir. Hatta doğru yönlendirildiğinde dini şüpheler bireyin dini gelişiminde bir basamak olabilir. Ancak FETÖ ve DAEŞ gibi yapılanmaların oluşturduğu sarsıntı, gençliğin şüphelerini ve travmanın boyutlarını arttıracak boyutlara ulaşmış olmalıdır. Türkiye’deki dindarlığın kentleşme sürecinde ortaya çıkan bireysellik ve bunun gençlere etkisi açısından da değerlendirilmesi gerekir. Sosyolog Simmel’e göre birincil ilişkilerin baskın olduğu kasabada, bireyler tanıdıklarıyla daha fazla karşılaşır ve olumlu ilişkiler kurar. Mekâna düşen insan sayısının arttığı kentte, kitlenin tamamına yetecek içsel bir enerjiye sahip olmak mümkün değildir. Bu sebeple bir süre sonra dışımızdakilere karşı mesafe koyarız. Bu mesafelilik hali aynı zamanda güvensizlik telkin eder. Bu sebeple modern kent güvensizliğin mekânıdır. Gençlik döneminin en önemli özelliklerinden biri de gençlerin ben olma durumunun toplum tarafından onaylanmasıdır. Bu süreç en açık biçimde aile içi ilişkilere yansımaktadır. (Er)gen(ç)lik döneminde gençler birey olduklarının kabul edilmesini ve kendilerine saygı duyulmasını beklemektedirler. Modern kentte ortaya çıkan bireysellik, bireyin kendini gerçekleştirmesi anlamında birey olma halinin ötesine geçerek, yaş grubu sınırlaması olmaksızın toplumun her kesiminde gözlenen bir süreç olmaktadır. Bu bağlamda modern dönemin karakteristik özellikleri bireysel dindarlık yönelimleri doğurmakta, bu süreçte İslami ilkeler bile bireysel bir tercihin konusu haline gelmektedir. Böylesi bir süreçte dini inanç biçimi gençler için bir tercih konusu haline dönüşebilmektedir. Böyle olunca toplumsal süreçlerin bireyselliği teşvik ettiği bir vasatta bireysel dindarlık gençlik için bir seçenek olarak değerlendirilebilmektedir. Ancak gençlik için söz konusu edilebilecek bu hususun toplum bütünü için de farklı şekillerde söz konusu olabildiği gözden kaçırılmamalıdır. Diğer bir deyişle toplumsal değişmenin bir göstergesi olarak bütün toplum kesimleri için söz konusu edilebilecek bir tespitin gençlere has bir özellik olarak sunulması gençliği etiketlemekten öte bir anlam ifade etmeyecektir.

Peki Gençler Ne Yapsın?

Türkiye’de dindarların yaşadığı değişim, dünyevileşme, dini temsil sorunu, din adamlarının sarsılan otoritesi göz önünde bulundurulduğunda “gençlik deizme kayıyor” tartışmalarının sosyal değişme ve onun oluşturduğu travmalar boyutunda ele alınması daha uygun görünmektedir. “Gençler deist oluyor” söylemi bir sürece işaret etme açısından anlamlı ancak gerçekliğin tamamını ifade etmeyen bir yaklaşım biçimidir. Bir bütün olarak dindarların yaşadığı değişimi daha iyi analiz edebilmek için Weber’in Protestan ahlakının kapitalizmi doğurmasına yönelik teorisi analiz biçimi olarak yardımcı olabilir. Buna göre asıl sorulması gereken soru “Acaba Türkiye’de son dönemde ortaya çıkan din yorumları ve dini yaşantı biçimleri seküler bir toplumun inşasına giden süreci mi hazırlamaktadır?” ya da “Türkiye’de seküler bir toplum dindarlar eliyle mi gerçekleştirilmektedir?” soruları daha anlamlı görünmektedir. Diğer bir boyuttan meseleye bakıldığında bahsi geçen tartışmanın kentleşen dindarlığın görünümleri olduğu ileri sürülebilir. Simmel’e göre kentler belirli bir büyüme sınırını aştıktan sonra bireylerin diğer bireylerden bağımsız olması anlamında yalıtılmışlık, mesafelilik ve güvensizlik ortaya çıkar. Bu sürecin sonunda kozmopolitan yapılar üretilir ve bu tür ilişkiler toplum tarafından desteklenir. Kimsenin kimseyi tanımadığı bu kozmopolitan yapılarda bireysellik ön plana çıkar. Kozmopolitan yapı bireye kişiliğini fark ettirecek davranış kalıpları sergilemeyi telkin eder. Bu durumda da birey toplumsal çevrenin ilgisini çekecek kasıtlı tuhaf, sıra dışı şeylere yönelir. Zira kozmopolitan, yalıtılmış, mesafeli yapıda “farklı olma” fark edilir olmayla eşdeğer bir şekilde özsaygıyı arttıran bir unsurdur (Simmel, 2013: 97.). Debord’un da dediği gibi bu yapıda “Görünen şey iyidir; iyi olan görünür.” Son olarak yukarıda bir kısım gerekçelerini ortaya koymaya çalıştığımız gibi Türkiye’de dindarların din anlayışları, gençliğe yönelik dini talepleri, dinin medyadaki temsili, dindarlığın biçimsel göstergelere yönelmesi, dindarlığın kurumsal temsilinin ve görünürlüğünün artmasına rağmen içinin boşaldığı eleştirileri, acaba bir “din yorgunluğu” mu var sorusunu anlamlı hale getirmektedir. İlk defa Dr. Necdet Subaşı tarafından kullanılan bu kavram gençlik özelinde neye tekabül etmektedir? “Gençlik deizme kayıyor” tartışmaları bir yönelim ya da değişime işaret etmesi bakımından anlamlı bir tartışma olabilir. Ancak konu sosyolojik bağlamından koparılarak dindarların değişimini ıskalayacak şekilde sadece gençlik dönemine has bir tartışma olarak yürütüldüğünde verimsiz bir noktaya ulaşma ve gençleri etiketleme riski barındırmaktadır.

Kaynaklar
Abdullah Özbolat, “Tüketim Bağlamında Dindarların Dönüşümü”, Birikim Dergisi, 12 Kasım 2014, http://www.birikimdergisi.com/guncel-yazilar/1127/tuketim-baglaminda-dindarligin-donusumu. Erişim Tarihi: 25.04.2018.
Emeti Saruhan, “Anne Ben Deist Oldum” Gerçek Hayat, 2 Nisan 2018, http://www.gercekhayat.com.tr/dosya/anne-ben-deist-oldum/, Erişim Tarihi: 25.04.2018.
Guy Debord, Gösteri Toplumu ve Yorumlar, Çevirenler: Ayşen Ekmekçi-Oktay Taşkent, Ayrıntı Yayınları, İstanbul, 1996.
George Simmel, Modern Kültürde Çatışma, Çevirenler: Tanıl Bora- Nazile Kalaycı- Elçin Gen, İletişim Yayınları, İstanbul, 2013.

Cevap Yazın