Bir Prens’in Amerika Yolculuğu

Suudi Arabistan’ın yeni ve genç prensi Muhammed bin Selman, son İngiltere ve ABD ziyaretiyle dünyanın dikkatlerini üzerinde toplamayı başardı! Genç yaşta veliaht olmasıyla adından söz ettiren Muhammed, “ılımlı İslam” söyleminden İsrail ile ilişkilerine, Türkiye karşıtlığından Katar izolasyonuna kadar pek çok tuhaflığıyla da gündeme gelmişti. Prens’in ABD ziyaretinde Orta Doğu’nun kan ve gözyaşına boğulmasının ilk sorumlusu Bush ve son sorumlusu Trump ile verdiği fotoğraflar ise dramatikti.

Fahd bin Abdülaziz’in Suudi Arabistan kralı olduğu dönem (13 Haziran 1982-1 Ağustos 2005) Orta Doğu’da büyük alt üst oluşların başlangıcının yaşandığı yıllardı. Fahd, Suudi Arabistan’ın kurucusu İbni Suud’un otuz yedi çocuğundan biriydi. 54 yaşında veliaht prens olmuştu. İbni Suud’un krallığı yöneten dördüncü oğlu olarak kral olduğunda 61 yaşında idi. Görece gençti yani.

Fahd’ın krallığı döneminde bölgedeki en büyük rakibi İran, Irak ile savaşıyordu. 1980’de başlayan savaş iki ülkeye de bir şey kazandırmadan ve yüzbinlerce insanın ölümüyle iki ülkeyi de tahrip ederek 1988’e kadar sürdü. 1988’de savaş sona erince Irak’ın diktatörü Saddam Hüseyin boş durmadı. Silahlanmaya devam etti. Elde ettiği silahlarıyla -hem de kimyasal silahlarıyla- Halepçe’de Kürtlere 16 Mart 1988’de ölüm yağdırdı. Suudi Arabistan’da Fahd kraldı.

Saddam İran-Irak savaşının sona ermesinden 2 yıl sonra, 2 Ağustos 1990’da komşusu Kuveyt’i işgal etti. Saddam’ın bu deliliği, Orta Doğu’daki ABD işgaline zemin hazırladı. Suudi Arabistan’da ABD önderliğinde büyük bir askeri güç yığıldı. 16 Ocak 1991’de ABD önderliğindeki askeri ittifak güçleri, Irak ordusunu Kuveyt’ten çıkardı. Sadece 12 günde! ABD bir kere Orta Doğu’ya yerleşmiş ve en yakın müttefiki Suudi Arabistan’la pek çok ‘iş’in planlayıcısı ve uygulayıcısı olmuştu. Kral yine Fahd’dı.

11 Eylül 2001’de ABD’nin kalbine saplanan hançer, bu defa Afganistan’ın (7 Ekim 2001’de başlayan ABD işgali 28 Aralık 2014’e kadar sürecekti) ve hemen ardından Irak’ın işgali (20 Mart 2003’te başlayan ABD işgalinin 18 Aralık 2011’de Amerikan askerlerinin çekilmesiyle sona erdiği varsayıldı ama Irak’ta durum hâlâ içler acısı) ile sonuçlandı. Afganistan’ın da Irak’ın da işgal edildiği yıllarda Fahd hâlâ kraldı! 2005 yılında 84 yaşında ölünce yerine Abdullah bin Abdülaziz geçti (1 Ağustos 2005). Fahd’ın prenslikle birlikte 30 yılı aşan iktidarı sona ermiş yerine geçen 81 yaşındaki Abdullah bin Abdülaziz’in krallık dönemi başlamıştı. Abdullah iktidara geç geldi. Devr-i iktidarı da 23 Ocak 2015’e kadar sürebildi yani 9,5 yıl! Kral Abdullah’ın ölümünden sonra Suudi hanedanı kendi içinde birtakım ayak oyunlarına da şahit oldu. Yaşlı kralın ebediyete uğurlanmasına Türkiye de üç günlük yas ilan ederek tazimde bulunmuştu. Giden kral yaşlı idi de yerine gelen Selman bin Abdülaziz çok mu gençti? Değildi; o da kral olduğunda 80 yaşında idi. Ayak oyunlarına müdahale edebilecek durumda değildi yani.

Muhammed’in Yükselişi

İran-Irak savaşı devam ederken Selman bin Abdülaziz Riyad bölgesi valisiydi. Valilik yıllarında üçüncü eşinden ilk oğlu oldu 1985’te: Muhammed bin Selman. Kral’ın beş karısından olan 13 çocuğunun en farklısı olacaktı Muhammed. ABD’nin, ülkesine yerleştiği yıllarda 5-6 yaşlarındaydı. ABD, Afganistan’ı işgal ettiğinde 16, ‘demokrasi getirme’ niyetiyle Irak’ı işgal ettiği 2003’te 18 yaşındaydı; ülkesinin ve bölgenin sorunlarıyla yeni yeni yüzleşiyordu. Böyle hassas bir dönemde Suudi prenslerinin çoğunun aksine eğitimini ülkesinde tamamlamayı tercih eden Muhammed, Kral Suud Üniversitesi’nde hukuk da okudu. (Muhammed’in tek bir evliliği ve o tek eşinden ikisi kız, ikisi erkek dört çocuğu bulunuyor.) Hem ülkesinde hem bölgede hem de Batı dünyasında (özellikle ABD ve İngiltere’de) son dönemin en popüler isimlerinden biri olmayı başaran Muhammed’in tırmanışı oldukça hızlı oldu.

Bugün yaşlı babası Kral Selman bin Abdülaziz’in yanında ülkenin ‘de facto’ lideri olarak görülen Muhammed, 2009 yılında, Riyad valisi olan babasının özel danışmanı olmuştu. Bu statü radikal değişikliklere alışık olmayan krallıkta benzeri olmayan bir durumdu. Siyasi yolculuğundaki büyük sıçramayı, kral Nisan 2015’te kendisinin yerine gelecek olanı yeni jenerasyondan seçtiğinde yaptı. Muhammed bin Nayif, veliaht prens olduğunda, kralın üvey kardeşi Mukrin Bin Abdülaziz kenara itildi. Kral Selman’ın oğlu da yardımcı veliaht prens olarak atandı. Bu ‘ayak oyunları’ Muhammed bin Nayif’in bir süre sonra tahttan uzaklaştırılmasına, Muhammed bin Selman’ın ise tahtın varisliğinde ikinci sırada yer almasına zemin hazırladı.

Selman bin Abdülaziz Ocak 2015’te kral olduğunda, oğluna krallıkta daha iyi bir pozisyon verecek hızlı değişiklikler de yaptı. 29 yaşındaki oğlu Muhammed’i dünyanın en genç savunma bakanı olarak atadı. Sadece iki ay sonra, Suudi Arabistan’ın komşusu Yemen’e askeri operasyon başlatacak koalisyona öncülük etmesiyle Suudi Savunma Bakanı ve Prens Muhammed bin Selman, uluslararası alanda da boy göstermeye ve sorunların tarafı olmaya başladı. (Koalisyon şimdilik Yemen Devlet Başkanı Abdurabbu Mansur’un isyancıların kontrolündeki başkent Sana’yı yeniden ele geçirmesi konusunda ‘başarısız’ olmuş görünüyor; ancak Suudilerin Yemen’deki saldırıları ve katliamları devam ediyor.)

Teamüllere Aykırı

On yıl öncesine kadar prensler içinde bir prens olan ama baş döndürücü bir hızla yükselerek dünyanın en önemli adamlarından biri haline gelen Muhammed, son derece kalabalık olan, amansız ve acımasız iktidar kavgaları verilen Suudi hanedanı içerisinde ‘teamüllere aykırı’ bir şekilde sivrildi. Genellikle yaşlı prenslerin kral olması söz konusu iken (son iki kral 80’li yaşlarda, Fahd ise 61 yaşında kral olmuştu) ‘ekber ve erşed’ uygulamasından muaf tutulan Muhammed, hanedanın içindeki güç savaşlarını kazanarak genç yaşta kendisine tahtı getirecek sonucu elde etti. Yaşlı babasının yakın zamandaki muhtemel ölümüyle fiilen yürüttüğü krallık tahtına resmen de oturmuş olacak.

1985 doğumlu bir prensin bu acımasız mücadelenin içinden bir anda sıyrılmasındaki tuhaflığa ve teamül aykırılığına dikkat çeken bir ekşisözlük yazarı, “Kurt rakiplerini bir şekilde saf dışı bırakması ve en son amcası Muhammed bin Nayif’i oyunun dışına itmesi (57 yaşındaki asıl veliaht prens Muhammed bin Nayef, kendisine biat etmek zorunda bırakılmış ve kraliyet ailesi içerisindeki teamüller sarsılmıştır), azımsanacak gibi değildir.” yorumunu yapıyor. Yazar, kişisel yetenekleri, hırsı ve acımasızlığı kadar; uluslararası güç odaklarıyla ama en çok da dünyada yeni bir maceraya hazırlandıkları artık iyice belli olmaya başlayan Amerikan kapitalizmi/emperyalizmiyle kurduğu yakın ilişkinin, Muhammed’in bu hızlı yükselişini kolaylaştırdığını savunuyor: “Kendine bu denli güvenmesi, zaman zaman pervasız açıklamalar yapması, ABD ve İsrail taraftarlığını bu kadar açıktan beyan etmesi, İran’a karşı son derece saldırgan bir dil kullanması, Vahhabilik geleneğiyle çelişecek biçimde görünür ve popüler olması ve yaşlı babasının ölümünü bile bekleyemeden tahta çıkmak için sabırsızlandığını göstermesi, ‘bir şeylere’ hazırlandığının açık işareti gibi okunabilir.”

İran’la Gerilim

Suudi Arabistan ve onun fiili lideri Muhammed, iç savaşın -ve daha fazlasının da- yaşandığı Suriye ve Yemen’de karşıt tarafları destekledi. Bu kadar değil; Riyad ve Tahran, Şii din adamı Nimr El-Nimr’in Suudi Arabistan’da idam edilmesiyle de karşı karşıya geldi.

İran devlet medyası, olayların sorumlusu olarak gördüğü Prens Muhammed’in yükselişini de “yumuşak darbe” olarak yorumladı. BBC Arapça Servisinin derlemelerine göre, Muhammed, Suriye’deki İran varlığına karşı olduğunu ama aynı zamanda ABD yandaşlığını gösteren şu sözleri sarf etti geçen yıl: “Amerikalı askerlerin Suriye’de uzun vadeli olmasa bile en azından orta vadede kalması gerektiğine inanıyoruz. Suriye’deki ABD gücü, Washington’un bu ülkenin geleceğinde söz hakkına sahip olmasına da imkân verecektir.” Prens, yine 2017’deki bir ABD gezisi sırasında The Atlantic dergisine verdiği mülakatta İran’ın dini lideri Ayetullah Ali Hamaney’i hedef aldı. Hamaney’in Adolf Hitler’den daha tehlikeli olduğunu öne sürdü ve “Hitler, Hamaney’in yanında daha iyi görünüyor. Hitler, Hamaney’in yapmaya çalıştığını yapmadı. Hitler, Avrupa’ya hükmetmeye çalıştı, bu kötü fakat Hamaney bütün dünyaya hükmetmeye çalışıyor.” ifadelerini kullandı.

Suudi Arabistan Veliaht Prensi, The Atlantic dergisinden önce Time dergisine verdiği röportajda, Amerikalı askerlerin Suriye’de “İran’ı durdurma” noktasındaki son durak olduğunu savunmuş ve ancak bu şekilde İran’ın bölgedeki etkisinin engellenebileceğini de belirtmişti.

Amerika’yı Sev, Türkiye’yi Kötüle!

Bütün konuşmalarında ABD’yi eleştirmekten kaçınan, ABD’nin bölgede sebep olduğu yıkımları görmezden gelip işgalinin sürmesi temennisinde bulunan Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, bölgedeki diğer müttefiki darbeci Abdulfettah Sisi’nin yönetimindeki Mısır’la da arayı iyi tutma gayretinde. Prens’in ‘gayreti’ sadece iyi ilişkiler, dostluk vs. ile de sınırlı değil. İran için sergilediği tavrı Türkiye’ye de teşmil etme derdinde. Kahire’ye yaptığı bir ziyarette Mısır ve Suudi Arabistan’ın ortak düşmanlarını açıklarken şu ifadeleri kullanmıştır: “Mısır ve Suudi Arabistan’ın düşmanları şeytan üçgenini temsil ediyor. Bu da Türkiye, İran ve terör örgütleridir.” Bölgedeki mazlum milletlerin sesi soluğu olmak için çaba gösteren Türkiye’yi suçlamaktan çekinmeyen Muhammed, Erdoğan ve Türkiye’nin yeni bir “Osmanlı halifeliği” kurmaya çalıştığını iddia etmiştir.

Konuşmaları ve davranışları ile kendisi hakkında “İki üç başarılı hamleyle iktidarı ele geçirdi. Bu hamlelerde de ABD yardımı (hem fikirsel hem de operasyonel olarak) olduğunu düşünmeye engel bir durum yok. ABD yine kendisi için doğru atı başa geçirdi. 30’lu yaşlarda olduğu için ölene kadar (yani 50 yıl kadar!) ya da ABD için daha yeni ve işlevsel bir akrabası çıkana kadar işi götürür.” yorumlarının yapılmasına sebep olan Muhammed, güzel bir PR ile ülkesinin Vahhabi köktenci imajını ılımlı İslam’a doğru çevirmeye çalışıyor bir yandan da. Batılılara şirin gözükme ameliyesi!

İsrail’e Yakın, Katar’a Uzak!

Muhammed bin Selman’ın, İran’la birlikte Türkiye’ye karşı duruşunu anlamak zor; daha zoru ise İsrail’e de gülücükler göndermesi. Suudi Arabistan ve İsrail arasında resmi diplomatik ilişkiler henüz kurulmuş değil. Ancak son yıllarda iki ülke arasında gözle görülür bir yakınlaşma sürecinin yaşandığı da açık. 2002’den beri İsrail-Filistin sorunu konusunda “iki devletli çözüm” önerisini destekleyen Riyad, Filistin işgalcisi İsrail’le temaslarda bulunmaktan çekinmez duruma geldi. Polis Akademisi’nden Dr. Ozan Örmeci’nin tespitlerine göre, 2015 yılında, bir CFR etkinliği kapsamında, İsrail Büyükelçisi Dore Gold ve Suudi General Dr. Anwar Eshki bir araya gelmiş ve ortak bir oturuma katılmışlardı. 2016 yılında, Suudi Arabistan’ın Güney Afrika üzerinden İsrail’e ait insansız hava araçları (drone) almaya çalıştığı yazılmıştı. Dr. Anwar Eshki başkanlığındaki bir Suudi heyeti, 2016 yılı içerisinde İsrail’i ziyaret etmişti.

Prens Muhammed bin Selman ise “Yahudilerin devlet kurma hakkı” olduğunu açıklayarak bu temaslara ve İsrail yakınlaşmasına katkısını sunmuştu: “Filistinlilerin ve İsraillilerin kendi topraklarına sahip olma hakları olduğuna inanıyorum fakat normal bir ilişkiyi garantiye alacak bir barış anlaşmasına varılması gerekiyor.”

İki ülkenin daha da yakınlaşacağı ve kısa süre içerisinde Riyad ve Tel Aviv’in “İran karşıtlığı” çizgisinde bir işbirliğine yöneleceği de tahmin ediliyor. Bu durum, zamanla İsrail’in Suudi Arabistan tarafından tanınmasına bile neden olabilir! Suudi Arabistan gibi tarihsel açıdan en sert, en güçlü ve en önemli Sünni İslam ülkelerinden birinin İsrail’i tanıması, kuşkusuz Yahudi İsrail Devleti’nin güvenliğini garanti altına alabilecek tarihi bir gelişme olacak!İki ülkeyi birbirlerine yakınlaştıran iki sebep daha bulunuyor: Birincisi, İran’ın nükleer programına olan muhalefetleri; ikincisi de İran’ın Şii yayılmacı politikasına tepkileri.

Mısır, Birleşik Arap Emirlikleri ve Bahreyn ile birlikte Türkiye karşıtlığında ve Katar’ın izolasyonunda buluşan Suudi Arabistan ve Prens Muhammed, Orta Doğu’nun yeniden dizayn edildiği ortamda ABD ve İsrail atlarına oynamayı tercih etti. İran’la mezhep karşıtlığı ve bölgesel rekabeti de uygun malzemeler olarak kullandı; kullanıyor. Muhammed, ABD ve İsrail’e gülücükler gönderirken İran kontrolündeki Yemen’de işler iyice kötüleşiyor; Suudi füzeleri Yemen’in fakir ve garip halkına ölüm yağdırırken İran’ın kontrolündeki Husilerin Riyad’a gönderdiği füzeler Orta Doğu’daki krizi daha da derinleştiriyor. Savunma Bakanı olur olmaz Yemen’de İran desteğindeki Husilere karşı askeri operasyon başlatan Prens Muhammed, başarısızlığına karşın İran ve Yemen politikasında ısrarcı olmayı sürdürecek gibi görünüyor. Prens’in ABD Başkanı Donald Trump ve diğer Körfez ülkeleriyle beraber giriştiği anlaşılması zor bir diğer iş de “Katar ablukası” oldu. Müslüman Kardeşler hareketine Türkiye ile beraber en çok destek veren ülke olan Katar’a yönelik bu izolasyon, Suudi Arabistan’ın ve Prens Muhammed’in döneminde Orta Doğu’da yeniden statükoya dönüleceği ve halk hareketlerinin önüne set çekileceği şeklinde yorumlanıyor.

Fotoğrafın Düşündürdükleri

Prens Muhammed Bin Selman, göreve getirildiği günden bu yana –yukarıdan beri anlatılanlardan anlaşılacağı üzere- bölgenin, Müslümanların, Arap halkının teveccühü yerine İsrail, ABD ve Batının teveccühünü yeğledi. İktidarı ele geçirirken kendisine verilen desteğin karşılığında Washington’a ve çocukluğundan beri bölgede yaşanan kaosun, işgalin, ölümlerin sorumlularına tazimde kusur etmedi.

2017 yılı Mart ayında Beyaz Saray’daki görüşmeleri sonrasında, İslamofobik açıklamalarıyla İslam dünyasında zaman zaman tepki yaratan ABD Başkanı Donald Trump’ı “Müslümanların gerçek dostu” olarak nitelendirdi. Son derece ilginç ve bol malzemeli geçen son İngiltere ve ABD gezisinde ise Amerikan emperyalizminin ve katliamlarının bütün sorumlularıyla poz vermekte sakınca görmedi. Fotoğrafların çoğunda alışılmışın dışında takım elbiseli olarak görünen Prens, dünya kamuoyunun ilgisini üzerinde toplamayı, magazin medyasına malzeme olmayı yeterli kazanç saydı!

Önce İngiltere’ye giden Prens, geleneksel olarak Orta Doğu’da önemli bir güç olan bu ülkede ülkesi adına lobi yaptı ve ABD ziyareti öncesinde moral topladı. Prens’in Suudi Arabistan’da ipleri eline almaya başladığına dikkat çeken İngiliz medyası da bu ziyarete geniş yer ayırdı. Prens’in 19 Mart’ta başlayan iki haftalık ABD ziyareti ise çok geniş yelpazeye yayılan baş döndürücü bir görüşme trafiğine sahne oldu. Veliaht prens, Facebook’un kurucusu Marc Zuckerberg ile de görüştü. Yine takım elbise giymişti! Ünlü talk-show programcısı Oprah Winfrey’i bile kapsayan çok kapsamlı ve başarılı bir PR çalışmasına imza atan Prens, Trump tarafından Beyaz Saray’da ağırlandı. İlk tuhaf görüntüler buradan paylaşıldı. ABD’den satın aldığı rekor sayıdaki silahları fiyatlarıyla birlikte gösteren tablolar Trump tarafından hem Prens’e hem de medyaya gösterilirken Prens Muhammed, ‘teamüllere aykırı’ bu durumu gülerek karşıladı. ABD ile ilişkiler konusunda pozitif mesajlar vermeyi sürdüren Prens’in dünyanın en pahalı tablosu olan Leonardo da Vinci imzalı “Salvator Mundi”yi 450 milyon dolara satın aldığı da iddia edildi. “Ilımlı İslam” söylemleri ile Batıya şirin görünmeyi başarmış olan Prens, silah tablolarındaki milyar dolarlık silahlara ve da Vinci tablosuna yatırdığı paralarla bir kez daha şirinlik yapmıştı.

Bush’ların Karşısında Saygılı Bir Prens!

Suudi Prens Muhammed bin Selman’ın ABD ziyaretinden yansıyan fotoğrafların en ilginç, en incitici ve en dramatik olanı belki de ülkesinin büyükelçisi Prens Halid bin Selman ile birlikte Teksas’ta eski ABD Başkanı George W. Bush’u ziyaret ettiğini gösteren fotoğraftı. Görüşmede baba Bush, yani ABD’yi önce Körfez’e, sonra Orta Doğu’nun ve Asya’nın içlerine kadar işgalci güç olarak konumlandıran eski başkan, o yıllarda henüz çocuk olan karşısındaki muhatabının ziyaretini “iki ulus arasındaki uzun süredir devam eden dostluğunu kutlamak için harika bir fırsat” olarak değerlendirdi. Ziyarette, eski ABD Dışişleri Bakanı ve Genelkurmay Başkanı Jim Baker ile 43. Cumhurbaşkanı ‘oğul’ Bush da hazır bulundu. Prens’in karşısında oldukça saygılı göründüğü ‘baba’ Bush, tekerlekli sandalyeye mahkumdu artık; hayat ona acımamıştı!

Ama acaba Prens’in, ‘baba’ Bush ve kadrajdaki diğerlerinin zamanında acımasızca suçlar işlediğinden haberi var mıydı? Olan biteni merak edip öğrenmiş miydi?

Küba’daki Amerikan üssü Guantanamo’da hapishane açan Bush’un buradaki binlerce Müslümanı insanlık dışı işkencelerden geçirdiğini duymuş muydu? ABD’nin 11 Eylül saldırılarının ardından Usame bin Ladin’i yakalamak ve Taliban yönetimini görevden indirmek bahanesiyle 7 Ekim 2001 tarihinde Afganistan’a asker gönderdiğini, yıllar boyunca burada binlerce masum insanın ölümüne sebep olduğunu, bir ülkeyi tarumar ettiğini biliyor muydu? 20 Mart 2003 tarihinde Irak’ı işgal harekâtını başlatarak milyonlarca Müslümanın hayatını kaybetmesine, yerinden yurdundan olmasına, sakat kalmasına, çaresiz düşmesine yol açtığını hatırlıyor muydu?

Prens Muhammed, karşısında tazimde bulunduğu, kendilerine şirinlik ettiği, takım elbisesiyle ‘teamüllere aykırı’ diplomatik taklalar attığı kişilerin bugün Orta Doğu’nun tam bir kaos, katliam, işgal yurdu haline gelmiş olmasının sorumluları olduğunun farkında mıydı acaba?

Cevap Yazın