İttifak Tamam, Türkiye Seçime Hazır 2019 Erken mi Geliyor?

Yeni sistemin bu ilk seçimiyle ilgili yaklaşımımız, sandık skoruyla değil, ülkeyi bir an evvel yeni sistemin kurumlarıyla tanıştırmak, dünya sisteminin içine girdiği bunalımı fırsata çevirmek ve kendi fay hatlarını narmış, millet iradesini devlet iradesiyle buluşturmuş ve sosyolojik farklılıkların siyasallaşmasının önüne geçmiş bir Türkiye inşa etmek olmalı.

2019 Ne Kadar Yakın Ne Kadar Uzak?

16 Nisan 2017’deki cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine geçiş referandumuna giderken zikretmeye başladık bu tarihi. Referandumdan sonraki ilk seçim Kasım 2019’da gerçekleşecek ve bu vakte kadar yeni sistemin gereği olan uyum yasaları çıkartılacak dedik. Uyum yasalarının bir kısmı Meclis’ten geçti. Halkın ilk kez cumhurbaşkanını doğrudan seçtiği 10 Ağustos 2014’ten itibaren zaten fiili olarak uygulanmaya başlanan yeni sistem, halk nezdinde de kabul gördü. Bunda, 2013’teki Gezi Parkı olaylarıyla başlayan ve 15 Temmuz 2016’daki darbe girişimine kadar geçen sürede Erdoğan’ın gösterdiği güçlü liderliğin etkisi büyük oldu.

Bu arada, AK Parti ve MHP arasında referandumda temelleri atılan ittifak, yasal zemine kavuşturuldu. Tüm bunlar olurken bir taraftan da erken seçim lafı hep edilegeldi. Ne zaman Cumhurbaşkanı Erdoğan’a sorulsa hiçbir tereddüde mahal vermeyecek şekilde erken seçimin söz konusu olmadığını, Ak Parti’nin çok önemli bir gerekçe oluşmadığı müddetçe seçimi erkene almak gibi bir yaklaşımının olmadığını tekrar etti. (Hatırlatalım: iki kere vaktinden önce seçim yapıldı; birincisi CHP’nin Meclis’in seçtiği Cumhurbaşkanını beğenmeyip toplanma yeter sayısı üzerinden 367 icadı çıkartması ve Meclis’in kararını Anayasa Mahkemesi’ne götürmesi sonrası gerçekleşti. İkincisi ise 7 Haziran 2015 seçimleri neticesinde AK Parti tek başına hükümet kuracak sandalye sayısına ulaşamayınca ve partiler koalisyon hükümeti kuracak uzlaşıyı yakalayamayınca gerçekleşti. Bu erken seçimden ziyade literatüre de geçtiği haliyle bir “tekrar seçim” oldu.)

Bu net ifadelere rağmen erken seçim söylentilerinin sona ermemesi ise bir yönüyle muhalefetin bu söylenti üzerinden nabız yoklaması, bir yönüyle de seçime hazır olmadığı izlenimini izale etme girişimi olarak yorumlandı. Ama en çok da MHP’nin erken seçimi isteyebileceği, aralarında bir ittifak olduğundan Erdoğan’ın da Bahçeli’nin bu talebini geri çevirmeyeceği ifade edildi. MHP’nin erken seçim istemesi bir bakıma anlaşılır. Çünkü Fırat Kalkanı ile başlayan, Zeytin Dalı Harekatı ile devam eden askeri başarıların yarattığı olumlu havanın sandıkta kendisine de yarayacağını düşünüyor olabilir. Zira operasyonlara amasız, fakatsız çok güçlü bir destek verdi. Konu ile ilgili CHP’ye yönelttiği eleştiriler zaman zaman Ak Parti’nin eleştirilerinin de önüne geçti.
MHP’den belli bir kamuoyu oluşturarak ayrılan, Bahçeli ve ekibine zarar vereceği, seçimde barajı geçip MHP’nin oylarını eriteceği düşünülen İyi Parti’nin baştaki rüzgârını kaybetmesi ve AK Parti ile ittifakının MHP’den İyi Parti’ye kayışların önüne geçeceği tahminleri de MHP’yi erken seçime heveslendirmiş olabilecek etkenlerden. Bunlar erken seçimi MHP açısından istenilir kılan gerekçeler.

Kim İsterse Erken Seçim Olur?

Ak Parti’de durum ne peki? Ak Parti’nin erken seçimi istediğine dair güçlü karineler belki yok ama istememesi için de bir sebep yok. Belki de erken seçimin gündemden düşmemesinin gerekçesi bu. Ve tabii Ak Parti istemezse ya da razı olmazsa erken seçime gidilemeyeceği gerçeği de ortada. Hatta bir görüşe göre AK Parti Cumhurbaşkanlığı ve milletvekilliği seçimini yerel seçimlerin önüne almayı tercih bile edebilir. Bunun sebebi olarak da partinin Cumhurbaşkanlığı seçiminde bir risk görmediği, milletvekili seçiminde çoğunluğu kaybetme endişesi taşımadığı ama belediyelerle ilgili bu kadar rahat hissetmediği gösteriliyor ve bu yüzden Ak Parti’nin yerel seçimleri, cumhurbaşkanlığı seçiminin gerisine atmayı tercih edebileceği dile getiriliyor.

2018 Meclis’teki dört parti için de kongre yılı. CHP, HDP ve MHP kongre süreçlerini tamamladı. Ak Parti ise sonbaharda olağan genel kongresini yapacak. İlçe ve il teşkilatlarındaki bu hareketlilik ve kongre süreçleri de partileri seçime ısındırmaya başladı. AK Parti ve MHP açısından seçime dair belirsizliğin olmaması, Cumhurbaşkanı adayının zaten en başından beri Erdoğan olarak netleşmesi, seçim ittifakı yasasının Meclis’ten geçmesiyle o konudaki belirsizliğin de ortadan kalkmış olması, her iki partide seçime hazır bir görüntü ortaya çıkartıyor. Bugün seçime karar verilse başları ağrımaz bir rahatlık içindeler.

CHP ve HDP için durum o kadar iç açıcı değil. Seçimden kaçıyor görüntüsü vermemek adına CHP zaman zaman AK Parti’yi erken seçime davet dahi ediyor. Bu konuda Ak Parti’nin bir istisna olduğunu söyleyebiliriz, çünkü hem seçime dair yerleşik bir özgüvene sahip hem de başta da belirttiğimiz gibi seçimlerin zamanında yapılmasını, siyasi istikrarın bir gereği olarak iktidara geldiğinden beri savunuyor.

İttifakların Partilere ve Seçmen Davranışlarına Etkisi

Seçim tartışmasının en önemli ayağını, kurulan ve kurulması muhtemel ittifaklar oluşturuyor. Zira ittifaklar hem sonucu belirleyecek önemde hem de tümden siyaset yapma biçimine, kültürüne dair yeni davranış biçimleri gelişmesine sebep olacak nitelikte.

AK Parti ve MHP’nin oluşturduğu ve BBP’nin de sonradan katıldığı Cumhur İttifakı lehte-aleyhte pek çok tartışmaya yol açtı. Evvela dile getirilen eleştiri, MHP ile ittifakın AK Parti’nin Kürt seçmenini küstüreceği şeklindeydi. İlk bakışta yerinde gibi gözüken bu tespit kamuoyu anketleriyle doğrulanmadı. Dahası bu yaklaşım, bir endişeden ziyade Kürtlerin tamamını PKK’nın yedeğinde siyaset yapan HDP seçmeni olarak görmek gibi bir yanlışı yansıtıyordu. Ve daha da ilginci 7 Haziran seçimlerinden sonra AK Parti’nin tek başına hükümet kuramaması üzerine HDP’li siyasetçiler, “Yeter ki AK Parti ve Erdoğan devre dışı kalsın MHP ile dahi koalisyon kurarız.” dediler. Hülasa bu endişeyi dile getirenler samimiyse “HDP’nin MHP ile koalisyon ortağı olmaya yanaştığı bir yerde AK Parti’nin MHP ile ittifak kurması neden Kürtleri küstürsün?” sorusuna cevap vermeli. Kaldı ki MHP, PKK terörünün en fazla can yaktığı dönemde dahi son derece titiz bir dil kullanmış, Kürtlerle terörün bir tutulmasına şiddetle karşı çıkmıştır.

Ayrıca HDP’nin (BDP) Gezi Parkı kalkışmasından itibaren CHP ile yaşadığı flört, (kalpaklı Mustafa Kemal bayraklarıyla Abdullah Öcalan’ın yan yana sallandığı mitinglerde yahut bazı milletvekillerinin HDP’lileri aratmayan açıklamalarında görüleceği üzere) ortada dururken Kürt seçmenin siyasi iradesi üzerinden endişe beyan etmek, iyi niyetten ziyade siyasi algı çalışması gibi durmaktadır.

İttifaktan Hangi Parti Daha Kârlı Çıkar?

Bir başka tartışma konusu da ittifaktan hangi partinin kârlı çıkacağı hakkında. Cumhurbaşkanlığı seçiminden ziyade milletvekili seçimiyle ilgili bir soru bu. Daha önceki tecrübeler, ittifakların büyük değil küçük partiye yaradığını gösteriyor. Her seçmen kendi partisine oy atabileceği ve nasılsa hükümet kurmak milletvekili sayısıyla ilişkili olmayacağı için seçmenin Cumhur İttifakı altındaki küçük partilere gitme eğilimi gösterebileceği ifade ediliyor. Bu denklemde AK Parti’nin orta Anadolu’da MHP lehine oy kaybetmesi söz konusu olabilir. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın oyunun, partisinin önünde olduğu gerçeği de destekliyor bu olasılığı.

Kurulup kurulamayacağı henüz belli olmayan muhalefet kanadındaki ittifak senaryolarına gelince: Cumhur İttifakı’nın hali hazırda şekillenmiş olması, bu ittifakın adayının da Cumhurbaşkanı Erdoğan olarak çoktandır belli olması, üzerine bir de erken seçim ihtimalinin bir türlü gündemden düşmemesi muhalefet kanadını baskı altına almış durumda. Muhalefet kanadının ortada henüz bir Cumhurbaşkanı adayı bile yok. Üstelik “Aday çok da netleştiremiyoruz.” gibi bir durum da söz konusu değil. Kılıçdaroğlu “Cumhurbaşkanı adayımız kazanacağından kuşku duymadığımız bir isim olacak.” diyerek kendisinin aday namzedi dahi olamadığını belirtti. Ekmelettin İhsanoğlu travmasından sonra yeni bir “çatı aday” formülünü CHP seçmenine kabul ettirmek de zor görünüyor. Ayrıca Kemal Kılıçdaroğlu’nun temenni ettiği gibi referandumdaki hayır bloğunun Cumhurbaşkanlığı seçiminde Erdoğan karşında yine blok oluşturacağı tezi, hükümet seçimi ve referandum dinamiklerini tanıyanlarca imkânsız bulunuyor.

Oy oranı çok az ve henüz oyu tespit edilemeyen Saadet Partisi ve İyi Parti’nin ittifak denklemlerinde ne yana düşecekleri de az çok belli oldu. Saadet Partisi ideolojik bir parti olarak “Onmasam da ölmem nasılsa” diye düşünüp şimdilik “kilit parti” güzellemelerine tav olmayı tercih ediyor. İyi Parti ise başlangıçta arkasına aldığı rüzgârı erken kaybetti. Yine de muhalefet cenahında Cumhurbaşkanlığına adaylığını açıklamış tek kişi İyi Parti Genel Başkanı Meral Akşener. Akşener’in Bahçeli’den çok CHP seçmeninden oy alabileceği konuşuluyor.

İttifakın toplam oyunun yüzde 10’u geçmesi halinde ittifaka katılan partilerin tek başlarına yüzde 10’u geçmeleri beklenmeksizin oy oranlarınca vekil çıkarabilecek olmaları bu iki partinin ittifak yapabilme ihtimalini akla getiriyor. Ancak MHP’nin AK Parti ile ittifakı, seçmeninin İyi Parti’ye kayma ihtimalini ortadan kaldırdı. Saadet tabanı ise partilerini Cumhur İttifakı içinde görmek istiyor. Bu durumda iki partinin birlikte barajı geçmesi ihtimal dışı duruyor.

İttifakların Siyaset Kültürüne Etkisi

2019, sıradan bir seçim tarihi olmanın ötesinde anlamlar taşıyor. Partilerin seçim ittifakları yapmaları da yine bu çerçevede önemli ancak Türkiye için daha büyük bir anlamı olduğunu teslim etmek gerekir. Bir kere sistem değişikliğinin anayasalaşmasından sonra yapılacak ilk seçimden söz ediyoruz. Teknik gibi gözüken bu detayın arkasında aslında Türkiye’nin son dört-beş yılda geçirdiği değişim ve verdiği mücadelenin etkisi var. Bir anlamda Türkiye’nin iddialarını devam ettirip ettiremeyeceğinin de oylanacağı bir tarih olacağı gözüyle bakılıyor 2019’a.
Küresel aktörlerin çoğaldığı, tek kutuplu dünyanın çok kutupluya döndüğü, bölgemizde ise hala bir büyük güç yoksunluğunun yaşandığı ve bunun yol açtığı bir kaosun hüküm sürdüğü bu dönemde Türkiye aktörleşme istidadı gösterdi. Tam da bu yüzden terör örgütleri aracılığıyla bölgesel ve küresel kimi aktörlerin saldırısına uğradı.

Erken seçim tartışmasının doğrudan bununla ilgisi yok gibi görülebilir ancak Fırat Kalkanı ve ardından gelen Zeytin Dalı Operasyonu’nun başarıyla sonuçlanması, vatandaşın milli duygularının ve özgüveninin artışına vesile oldu. Bu durum, erken seçimi bir seçenek olmanın ötesine taşıyor. ABD’nin bölgesel hesaplarındaki belirsizlik, PKK’yı desteklemekten geri durmayacağının anlaşılması, Avrupa ülkelerinin, terörle mücadelesinde Türkiye ile empati kurmak şöyle dursun terör örgütlerine arka çıkmaya devam etmesi, bölgesel aktörlerin sorunlarını kendi aralarında çözmekten hala çok uzak olması, ABD’nin İran’ı çevreleme politikasının yol açabileceği yeni sorun alanları ve olası çatışmalar Türkiye’nin 2019’u beklemeden cumhurbaşkanlığı sisteminin imkânlarıyla donatılmış bir liderliğe ihtiyacını gündeme getiriyor.

Bir erken seçim her ne kadar yeni sistemin süre tahdidi getirmesi dolayısıyla kazanılmış iktidar döneminden az ya da çok feragat etmek anlamına gelse de önümüzdeki beş yıllık yeniden yapılanma dönemini garanti edecek yüksek bir oy oranı ve meşruiyetiyle yeniden iktidar kurmaya ihtiyacı var Türkiye’nin.

Daha açık ifade etmek gerekirse, Türkiye’nin Erdoğan’ın liderliğini riske atma lüksü yok.

Erken seçim, muhalefetin saikleri ne olursa olsun Türkiye’nin menfaatleri çerçevesinde tartışılmalı ve devletin yeniden yapılandırılması, kamu kurumlarının erken ve hızlı çalışması, insan kaynaklarının etkinleştirilmesi ve revize edilmesi anlamında gündeme alınmalıdır.

Yoksa hali hazırda 2019’da olsa farklı, 2018’de olsa farklı bir seçim sonucuyla karşılaşacağımıza dair bir ihtimal ya da öngörü söz konusu değil. Yeni sistemin bu ilk seçimiyle ilgili yaklaşımımız, sandık skoruyla değil, ülkeyi bir an evvel yeni sistemin kurumlarıyla tanıştırmak, dünya sisteminin içine girdiği bunalımı fırsata çevirmek ve kendi fay hatlarını onarmış, millet iradesini devlet iradesiyle buluşturmuş ve sosyolojik farklılıkların siyasallaşmasının önüne geçmiş bir Türkiye inşa etmek olmalı.

Beka meselesini çözmek dediğimizde anlaşılması gereken sadece coğrafi olarak parçalanma ihtimalini bertaraf etmek değil sosyolojik farklıkların ideolojikleşmesini önleyecek bir siyasal kültür de oluşturabilmektir. Erken ya da vaktinde, yeni sistemin ilk seçimi ile yapmayı amaçladığımız şey bu olmalıdır.

Cevap Yazın