“Ahi Evran/Evren” Değil “Ahi Evrin”

Ahi Evran tabip değil, debbağdır; en azından esnafın iş kollarına göre şekillenmiş olan Ahilik geleneğinde en çok debbağlıkla bağlantılıdır.
Maşerî vicdan veya sûfiyâne algı “evran/evren/evrin”in kelime anlamından yola çıkarak Ahi Evran’a ‘yılancılık/tabiplik’ isnat etmiştir ve bunun sadece menkıbevî bir değeri olsa gerektir.

Ahi Evran’ın ismi bilhassa imlâsı yönünden tartışılmaktadır ve bunun haklı gerekçeleri de vardır. “Evren” kelimesinin Selçuklu devrinden beri “Evrân” = “Ê«—Ë«” imlâsıyla yazılıyor olması telaffuzu da etkilemiş gözükmektedir. Yani evran kelimesindeki “r” harfinin önüne bir “elif” konulması, elif harfinin ise sessiz bir harfin önüne geldiğinde kelimenin telaffuzunda “med/uzatma”ya sebep olması “evren”in “evran” diye okuna gelmesine yol açmıştır. Elbette -Türkiye Türkçesi şartlarında- kelimenin doğru telaffuzu “evren”dir. Fakat mademki “evran” telaffuzu yerleşmiştir; İslâm Ansiklopedisi’nin de imlâda esas aldığı üzere biz de rahatlıkla kelimeyi “evran” diye yazıp okuyabiliriz. Fakat acaba “Ahi Evran” nâmıyla tanıdığımız ünlü sûfînin asıl adı “Evran/Evren” miydi? Hiç sanmıyoruz… Asıl adı konusunda DİA şöyle diyor: “Şeyh Nasîruddin Mahmûd (ö. 1262) sonraları Ahi Evran ismiyle anılmıştır.”1 Kaynaklar tarihî şahsiyetleri umumiyetle sanlarıyla/unvanlarıyla birlikte verdiğinden, sözlü anlatıma da öylece yansımakta ve zamanla bir kısım unvanlar o şahsiyetlerin “adı” hâline gelmekte veya öyle olduğu sanılmaktadır. Aslına bakılırsa Ahi Evran’ın asıl adı Mahmud, babasının adı da Abbas’tır. Dolayısıyla kısa künyesi “Mahmud b. Abbas”tır. İsminin başındaki “Nasîrüddin” isim değil bir unvandır. Yıllar önce katıldığım bir sempozyumda Hoy şehrine hâkim bir dağın “Evrin Dağı” adını taşıdığını öğrenmiştim. “Evrin” adı her nedense zihnimde “Evran/Evren” kelimesiyle çakışmıştı. Heyecanla tebliği sunan Ali Rıza Mukaddem’in karşısında oturdum, kendimi tanıttım ve “Evrin” adı konusunda kafamda canlanan düşünceyi kendisiyle paylaştım. O da beni haklı buldu. Ama tabii bu hususu sadece bir ‘ihtimal’ olarak ileri sürebiliyordum.

O zamandan beri bu hususu yazmayı hep düşündüm fakat konuyu müşahhas olarak destekleyecek bir kaynağa rastlayamadım. Katıldığımı söz konusu ettiğim sempozyumun bildirilerinden oluşan kitap ise 2011’de basılabildi. 2008’deki sempozyumdan 3 yıl kadar sonra. Bildiri metnini okurken gördüm ki Ali Rıza Mukaddem, oturum sonrasında konuştuğumuz hususu bildiri metnine de yansıtmış. Fakat “…diğer bir rivayet ise Ahi Evren’in, Evren adını Hoy şehrinin batı taraflarında 3500 m. yüksekliğinde olan bölgenin en yüksek ve 3 zirveden oluşan Evrin dağından dolayı aldığıdır. … Nitekim Ahi Evren’in ailesinin bu dağa duyduğu ilgiden dolayı Ahi Evren’e Evren adını koymuş olması mümkündür.”2 diyerek beni çok şaşırtan garip bir yorumda bulunuyordu. Az evvel değinmiştik: Ahi Evran’a anne-babası “Mahmud” ismini koymuştur. “Nasirüddin” de “Ahi Evran/Evren” de birer unvandır. Oysa saygıdeğer Mukaddem, anne babasının Nasîrüddin Mahmud’a “Evren/Evrin” ismini koymuş olabileceğini belirtiyor. Ahi Evran’ın adıyla ilgili ve “diğer bir rivayet” şeklinde söz ettiği rivayeti hangi kaynaktan naklettiği ise tamamen meçhuldür. Çünkü tam bu noktada herhangi bir dipnot düşmüyor ve rivayeti aktardığı kaynağı tasrih etmiyor. Üstelik Ahi Evren’e anne-babasının “Mahmud” adını verdiği üzerinde cümle kaynaklar müttefikken, bir de “bazı ailelerin çocuklarına Evrin adını koyduklarını” söylüyor. Şüphesiz böyle bir vâkıanın tespiti için yazılı kaynaklar pek bir şey söylemez; daha çok saha araştırması yapmak gerekir. Fakat Mukaddem’in bu hususta bir saha araştırması yaptığına dair herhangi bir emare de gözükmüyor. Kanaatimizce anne ve babasının Ahi Evren’e daha doğumunda “Evrin” ismini vermiş olması mümkün değildir. Üstelik Ahi Evran’dan başka Evrin/Evran/Evren ismini taşıyan bir ikinci tarihî şahsiyet de hatırlayamıyoruz. Ayrıca Evrin’in çocuklara yaygın veya mevzi olarak verilen bir insan adı olması ihtimali de her açıdan zayıf görünüyor.

Ziya Kazıcı, DİA’daki “Ahilik” maddesinde çok net vurgulamıştır ki “Ahi Evran/Evren” Mahmud b. Abbas’a sonradan verilmiş bir unvan veya adlandırmadır. Asıl adı değildir. Fakat bu unvanın Nasîrüddin Mahmud b. Abbas’a verilmesinde Hoylu olmasının; Hoy’da da Evrin adlı bir dağın bulunmasının bir tesiri olsa gerektir. Tam da bu noktada Ahilikle ve benzeri oluşumlarla, teşekküllerle ilgili bilgi veren eski kaynakların bazı Ahileri / civanmertleri / Fütüvvet erbabını, bazı yörelere nisbet ettiği hatırlanabilir. Nitekim Kabusnâme’de geniş bir ‘bölge’ olan Horasan’ın Ahilerinden bazen “Merv şehrinin ayyarları”3 , “Kûhistan ayyarları”4 gibi nitelemelerle söz ediliyor. Bu adlandırmaları “Merv Ahileri / Merv Civanmerdleri”, “Kûhistan Civanmerdleri / Ahileri” şeklinde de telaffuz edebiliriz. İşte bunun gibi, Hoy şehrinin de belli sayıda Ahileri / Civanmerdleri olmalıdır ve bunların “Hoy Civanmerdleri / Ahileri” veya “Evrin Ahileri” gibi bazı nitelemelerle anılıyor olması daha akla yatkındır. Dolayısıyla “Ahi Evran” sıfatının da “Evrin dağı Ahisi” gibi bir anlamda kullanıldığını rahatlıkla düşünebiliriz.“Evrin” kelimesinin etimolojik çözümlemesi ise dilcilere ait olmalıdır. Fakat “Evrin”in, “Evren” kelimesinin ilk hâli olması makul bir açıklama olabilir. Zaten “evrin”, “evren”e göre Türkçedeki ses uyumuna tam anlamıyla mutabık gözüküyor. Anlam olarak “Evrin”in “evren” den farklı olmaması da gerekiyor ki bu hususta Ali Rıza Mukaddem’in aktardığı bir bilgiyi kullanabiliriz: “Uzaktan üç başlı büyük ejderhaya benzetilen bu dağın kutsalllığı …”5 Hemen belirtmeliyiz ki nazarımızda Ahi Evran’a tabiplik payesi verilmesinin, evren kelimesinin taşıdığı ‘yılan/ejderha’ anlamlarını konuya uyumlu hâle getirebilmekten öte bir açıklaması yoktur. Çünkü Ahi Evran asıl itibariyle deri tabaklama işiyle uğraşan debbağların piridir ve debbağlık Ahilikte ana kol kabul edilmiştir. Yani Ahi Evran tabip değil, debbağdır; en azından esnafın iş kollarına göre şekillenmiş olan Ahilik geleneğinde en çok debbağlıkla bağlantılıdır. Maşerî vicdan veya sûfiyâne algı “evran/evren/evrin”in kelime anlamından yola çıkarak Ahi Evran’a ‘yılancılık/tabiplik’ isnat etmiştir ve bunun sadece menkıbevî bir değeri olsa gerektir. Yoksa ona bu ismin tabiplikle ilintili olarak konulmamış olduğunu, bu ismin sadece ‘uzaktan üç başlı bir ejderhaya benzeyen’ Evrin dağından geldiğini düşündüğümüzü de belirtmeliyiz. Sevgili araştırmacı arkadaşımız Ali Rıza Mukaddem’in sunduğu bir bildirinin ilham ettiği bu düşünceleri, Ahi Evran’ın ismiyle ilgili bir ‘ihtimal’ olarak bir kenara yazmak istedik. Bu hususta Mukaddem’den ayrıldığımız noktayı vurguladık: ‘Evran/Evren/Evrin” çocuk adı değildir. Olsa olsa “Ahi” sıfatıyla birlikte kullanıldığında Ahi Evran’ın bir ‘mekân’a nisbetini belirten bir addır.