Editörden : Mart 2018

Mezhepler ve Cemaatler Gerilim Oluşturmamalı

Mezhepler Müslüman kimliğinin mütemmim bir cüzüdür. İctihat makamına erişmeyen müslüman bir fert için “mezhepsiz” olmak bir nevi nakısadır. Mezheplerin ayrıştırıcı bir unsur olarak görülmemesi gerekir. Ayrıca bir gerilim ve çatışma sahası şeklinde de algılanmamalıdır. Ne var ki günümüz İslam aleminde mezheplerin “ötekileştirme” hatta kavga sebebi sayıldığı da bir vakıadır. Müslüman bireyi bu istismar sahasından çekip kurtarmak gerekiyor.

İşte bu nokta Diyanet İşleri Başkanlığı’nın varlık nedeni olmalıdır. Diyanet’e yüklenen görev mihrab ve minber hizmetleri ile sınırlandırılamaz. Diyanet elzemdir. Hilâfetin kaldırılması, tekke ve zaviyelerin kapatılması, devletin dininin İslam olduğu ibaresinin anayasadan çıkarılması sonrasında yeni bir döneme girilmiştir. Yeni terminoloji “mülk u devlet” olarak kalmış; millet, devlet zemininden dinini de alıp sosyal hayatın içine doğru çekilmiştir. Yrd. Doç. Dr. Özkan Öztürk’ün tespitlerine göre: “Eğer Diyanet İşleri Başkanlığı olmasa idi bu itizal ve kopuşun daha derin olacağı aşikârdır. Bu arada yaşanan küskünlükler, sosyal hayata çekilen dinî zümrelerde birçok müspet veya menfi durumu, imkân veya zaafı ortaya çıkarmış, devlet dışına atılan dinî zümrelere başka güçlerin müdahalesi olmuş, yeni gerçeklikler ortaya çıkmıştır. Seküler devletle din ilişkileri türlü devirlerden geçmiş, en son 15 Temmuz badiresine sebep olmuş, şaşırtıcı olarak dini temsil ettiği söylenen bir cemaatin seküler, seküler olduğu ifade edilen bir devletin (?) ve ona sahip çıkan milletin de din adına tepkiler verdiğine şahit olunmuştur. Demek ki din ve devlet ilişkileri hassas bir denge üzerinde gitmektedir. Anlaşılıyor ki bu bağlam karışıklığının, yer bulamamanın, çatallanmanın, küskünlüklerin acıları devlete de dine de zarar vermektedir. Öyle görünüyor ki ikiz kardeşlerin birbirlerini yok etmeye girişmeyeceği bir düzleme olan ihtiyaçta her iki yöne de bakabilen Diyanet İşleri Başkanlığı’na her zamankinden büyük vazifeler düşmektedir.”

Diyanet Hakem Konumunda Olmalı

Diyanet İşleri Başkanlığı’nın misyonu konusunda Dr. Necdet Subaşı şöyle diyor: “Diyanet İşleri Başkanlığı sadece mezhep konusunda değil toplumun gündelik tercihleri konusunda da o tercihlerden herhangi birine somut olarak taraf olmamak gibi bir eğilimi kurumsal olarak korumak zorundadır. Yani bu, şu anlama geliyor: Siyasal anlamda siyasi çekişmelere taraf olmamalı. Mezhebî anlamda taraf olmamalı, kültürel anlamda taraf olmamalı. Bu onu mezhepler üstü bir konuma mı taşıyor yoksa mezhepler arası bir tercih yapmayarak bir anlamda İslam’ın daha temel, en temel ilkelerini referans kabul ederek o ilkeler çerçevesinde toplumdaki farklı dinî, mezhebî eğilimleri koruyan, kollayan, onları meşrulaştıran bir yerde mi durduruyor? Bunları iyi anlamak gerekiyor. Benim kişisel kanaatim çok farklı dinî yorumların yer aldığı, dinî üslup ve terminolojinin farklılaştığı bir coğrafyada yaşıyoruz. Diyanet İşleri Başkanlığı örneğin dine çok farklı perspektiflerle bakagelmiş bir gelenek içerisinde, Hanefi bir gelenek içerisinde, Şafii bir gelenek içerisinde daha değişik dinî terminolojilerle buluşmuş Müslümanların içlerinden birine yakın durması, onlardan birini himaye etmesi, onlardan birinin kurumsal güçlenmesine katkıda bulunması toplumsal barış, toplumsal birlik açısından son derece sıkıntılı sonuçlar doğuracaktır. Zira dinin tek bir mezhebe indirgenmesinin, dinin ülke üzerinde tek bir meşruiyet üzerinden yorumlanmasının da toplumdaki muvazeneyi, dengeyi önemli ölçüde yıpratacağı kanaatindeyim.”
Hakan Temiztürk, televizyon haberciliği üzerine kaleme aldığı incelemesinde şöhret girdaplarında başı dönen ekran yüzlerine belletici dersler veriyor. Diyanet İşleri Eski Başkanı Prof. Dr. Mehmet Görmez, kendisine yönelttiğimiz soruları cevaplandırırken konunun uzmanı akademisyenler de kapak dosyamıza ışık tutan yazılar kaleme aldılar.
Yeni sayılarda buluşmak dileğiyle…

Cevap Yazın