İslam ve Kapitalizmin Yayılışı

Weber için ekonomik bir organizasyon, önce dinî, ahlâkî ve ideolojik faktörlerle ortaya çıkar ve ekonomik yapıyı kurar. Dinin sosyal organizasyonları belirlemesi mümkün ise de bunun iş hayatını rasyonelleştirmesi halinde kapitalizme yol açan
bir değişim gerçekleşebilir.

Batı’da ortaya çıkan kapitalizm hakkında Weber’in açıklama biçimi, Batı dışı toplumlarda araştırma yapan yazarlarca da benimsendi. Weber’in kapitalizmi açıklarken getirdiği izah, dinî değer ve ritüellerle ekonomik olaylar arasında doğrudan bir ilişki bulunduğu yargısıyla ortaya çıkmaktadır. Weber altı inanç sistemini (Kofüçyanizm, Hinduizm, Budizm, Yahudilik, İslam, Hıristiyanlık) incelemekle beraber Protestan ahlâkı ile kapitalizm arasında kopmaz bir ilişki kurar. Ona göre Batı’da görülen kapitalizm özel ve sadece Batı’ya has bir fenomendir.

Weber için ekonomik bir organizasyon, önce dinî, ahlâkî ve ideolojik faktörlerle ortaya çıkar ve ekonomik yapıyı kurar. Dinin sosyal organizasyonları belirlemesi mümkün ise de bunun iş hayatını rasyonelleştirmesi halinde kapitalizme yol açan bir değişim gerçekleşebilir. İşte bu değişimin dinamiği Protestan etikle birlikte ortaya çıkmıştır. Asketizm “fazla tüketimden ve dünyevi zevklerden kaçınmak” anlamına gelmekte olup gerçekte Allah için çilecilik olarak tanımlanabilir. Ancak Weber bu kavramı Katolik yorumunun aksine, Tanrı’nın rızasını kazanmak için çalışmak anlamında ele almıştır. Buna göre zamanı israf etmek günahtır. Lüks tüketim, malayani ile uğraşma, tembellik, işe soğukluk gayri ahlâkîdir.

Weber, iş/çalışma’nın, yaşamın Tanrı tarafından yazılmış amacı halinde algılandığına işaret eder. Ona göre cinsel ilişkiye bile evlilikte Tanrı’nın şanını arttırmak için Tanrı tarafından istenen bir araç olarak “üretken ol ve çoğal” buyruğuna uyarak izin verilir. Böylece bütün cinsel tahriklere karşı ölçülü bir perhiz, soğuk banyo yanında “mesleğinde var gücünle çalış” diyen bir iş ideolojisi ortaya çıkar. Weber bu noktada Aziz Paul’un “çalışmayan yememelidir.” cümlesini nakleder (Weber, 1985: 127).

Protestan Ahlakı

Weber’e göre Protestan etikin dört yorumu bulunur: Kalvenizm, Pietizm, Metodizm, Baptistizm. Bu hareketler birbirinden mutlak biçimde ayrılmamışlardır (Weber, 1985: 75). Yazar, Puritan geçmişi bulunan ulusların ‘ulusal özellik’lerinde ve kurumlarında bugün de etkisi bulunan ve ‘aydınlanma’nın insanlara baktığı gözlüklerle karşıtlık oluşturan bireyciliğin köklerine işaret eder. İngiliz Puritan edebiyatında insanlar arası yardım ve arkadaşlığa güvensizlik görüldüğünden bahseder. Ancak yine bu dinsel öğretinin tek toplumsal etkinliği “in majorem gloriam dei – Tanrının büyük yüce onuru için, O’nun adına” ile temellenir. Çünkü Tanrı, Hıristiyan’ın toplumsal etkinlikleri olsun ister ve bunun da Tanrı’nın buyruğuna uygun ve ona göre düzenlenmesini emreder. Luther’de mesleğe dayalı iş bölümü ‘komşu sevgisi’nden türer. Kalvinistler için de ‘komşu sevgisi’ Tanrı’nın şanına hizmet için ve ilk önce lex naturae’nin (doğa kanununun) verdiği meslekî ödevleri yerine getirmek için kendini açığa çıkarır. Böylece toplumsal kullanımın hizmetindeki emeğin Tanrı’nın şanını arttıran ve böylece Tanrı tarafından istenen emek olmasını sağlar (Weber, 1985: 86). Bu yaklaşım birey’e ‘seçilmişlik’ duygusu verir. Kalvin, kendi kurtuluşundan emindir. Seçilmişler, Tanrı’nın görünmeyen kiliseleridir (Weber, 1985: 87-88).

Weber’e göre Descartes’in cogito ergo sum düşüncesi Puritanlardan alınmıştır. Bu ussallaşma, reform geçirmiş dini bütünlüğe özel asketik eğilimini vermiştir. Batı’daki keşişce yaşam biçimi, Doğu’daki keşişlik ile karşılaştırıldığında ussallığa dayanmıştır. Aydınlık, bilinçli, uyanık bir yaşam sürebilmek, asketizmin amacıdır. “Dinî anlamda metodik yaşayan insan, en üst biçimiyle yalnız keşiş idi.” Asketizm bireyi ne kadar sıkı yakalarsa, onu günlük yaşamdan o derece dışarı sürüklemekteydi. Çünkü dünyevî ahlâkın aşılmasının temelinde özel kutsal yaşam yatar. Kalvinizm dünyevî meslek yaşamı içinde inancın ispatının gerekliliğini getirmiştir. İş uğraşısı, kendi başına asketik bir araçtır (Weber, 1985: 106). Kapitalizmin etkileri, sekülerleşmeyle görünmüştür. Seçilmişlerin keşişce yaşantısı bir süre sonra faydacılığa yönelmiştir. Metodizm sonraki aşamada artık bir para kazanma bilincidir. Weber’in Protestan etik dışında kalan inançların (ve İslam’ın) benzeri bir ‘iş uğraşısı – meslek teolojisi’ ile dünyanın rasyonelleştirilmesine talip olmadığını ifade etti. Bu görüş nedeniyle Weber, İslam’ı yeterince inceleyemediği şeklinde bir yaklaşımla eleştirilmiştir.

Murat Çizakça, Fadime Özkan’a verdiği bir röportajda kapitalizmin Müslümanlar tarafından yükseltildiğini iddia eder. Yazara göre “İslam ekonomisi kapitalizmin ta kendisidir, kapitalizmin orijinal, etik, çirkinleşmemiş halidir.” Kapitalizm, Müslüman toplumlarda reddedilişine rağmen ilkeleri önce Kur’an’da ve sonra da Hazreti Peygamber uygulamalarında görülen “serbest piyasa, özel mülkiyet ve girişim özgürlüğü” şeklinde anlaşılmalıdır. Bu sistemde serbest piyasa bulunmakta ve fiyatlara müdahale edilmemektedir. Kâra konulmuş bir üst sınır yoktur. Kendisi de tüccar olan Hz. Peygamber ‘Rızkın onda dokuzu ticarettir.’ demekte ve üstünde kul hakkı olmayan dürüst tüccarlar Kur’an’da şehitlerle aynı mertebede zikredilmektedir. Batı Kapitalizmi, İslami Kapitalizm’den türediği için yapılacak şey, klasik İslami kapitalizmi modernize ederek günümüze uygulamaktır. (Çizakça, 27.08.2012).

Benzeri görüşler başka yaklaşımlarla da savunulmaktadır. Örneğin Patrick Haenni, Piyasa İslamı-İslam Suretinde Neoliberalizm kitabında İslamî burjuvazinin modernite ile kültüralist entegrasyonundan bahsetmektedir.

İslami Kavramların Tahavvülü

Yazar fundemantalist İslamî anlayışların 1970’lerden beri gelen argümanlarının yeni nesilleri artık ikna edemediğini ifade etmektedir. Patrick Haenni’nin yaklaşımına göre “Bugün başı kapalı olan bir kız, herkesin içinde dans da ediyor, partilere de gidiyor ve bunda hiç sakınca görmüyor” (Haenni, 2014: 42). “Dolayısıyla bugün türban, küreselleşmenin kültürel alanda dayattığına bir alternatif olmaktan öte, sosyal anlamda talep edilen bir objenin (başörtüsünün) ticari mantık çerçevesinde (…) pazarlanmasıdır” (Haenni, 2014: 43). Haenni’ye göre burada temel referans noktası Batı’dır ve yapılan şey, sahiplenilen Batı’nın farklı okuması değil İslamî burjuvazinin Amerikan hayalidir” (Haenni, 2014: 43-44).

Haenni, İslamî ıstılahların yeni anlamlar kazanması hakkında bir dizi örnek de verir: “Elektronik cihad” (s: 31); “hicret/hijra: burjuva ve ticari yönelimli gelecek inşası” (s: 60); “hacı: komprodor yerel girişimci” (s: 61); cihat: İslamî bir ortamda bireysel sınıf atlama” (s: 60); “Davet/Dawah: marka veya ürünün herkese arz edilmesi” (s: 65). Görüldüğü gibi İslâmî kavramlar modern kapitalist dünya kurgusuna eklemlenmek için tahavvüle uğramaktadır.

Haenni sekülerleşme ve İslamlaşmanın birbirine zorunlu olarak karşıt kavramlar olmadığını ifade eder. Yazara göre kapitalist toplumla entegre olan İslamlaşma örneğin giysi üretmeye başladığında “Bizler İslamî giysiler üretip sadece Müslümanlara satmak istemiyoruz.” (Haenni, 2014: 67) deme noktasındadır. Çünkü dinsel öğeler ne kadar ön plana çıkarsa hedef kitle o kadar daralacaktır (Haenni, 2014: 66). Bu durum Coca Cola’nın taklidini yapmayı gerektirmiştir: Mecca Cola, gibi. Haenni’ye göre “Her şeyin İslamî versiyonunu ortaya koyma hırsları, İslam’ın eklektik zayıf temelli entelektüel kurgular içerisinde kaybolmasına yol açmıştır” (Haenni, 2014: 34).

Bu Yönelişi Nasıl Açıklamak Gerekir?

Kabul edilmeli ki Müslümanlar Hz. Peygamber’in dünya malıyla ilişkisi bağlamında uyguladığı ahkâm ve sünnetin modern dünyada nasıl yaşanacağı konusunda bir çıkış bulamamışlardır. İslamî değerler toplumsal alanda yaşanamamaktadır. En basit olarak şu söylenmelidir ki, kimse kimseye borç para vermemektedir.

Toplumda güven, eminlik, dürüstlük, yolda kalmışa yardım, helal lokma gibi değerler yitirilmiştir. Diğer taraftan ikiyüzlülük, yalan, emanete hıyanet, kamu malına zarar, söz tutmamak, hırsızlık, ihmal, kolay yoldan zengin olma, refah talebi, tembellik, zorbalık, bağırarak alt etme gibi toplumsal çürümüşlük durumları egemenlik kesbetmiştir. Bu olgusal durum aktörel sapma değil yapısal bir kapatılmışlık, kapitalizmin yayılma metodolojisi olarak yürütülmektedir.

Batı, kapitalizmin kentsel yayılma halinde dünyayı sarmasına direnilemeyeceği şekilde yapılanmıştır. Bu durum Müslümanlar için ilk kırılmadır. Kenti durdurmanın yolunu bulamayan Müslüman toplumlarda bazı kimliklerin sosyal ve ekonomik yükseliş (sınıf atlama) talepleri ise ikincil ve fakat yapay bir kırılma oluşturmaktadır. Batı bir yandan kentsel yayılmayı yürütmekte ve diğer yandan da Müslümanların “Avrupa değerlerine bağlı kalarak” Batı’ya eklemlenmelerini politize etmektedir. Bu iki etkenden kurtulmuş farklı bir Müslümanlık zihni üretme gereği ortaya çıkmıştır. Ancak bunun için Batı’nın küresel anlamda kentsel modelinin dışına çıkmak gerekmektedir. Mesele aktörel değil, yapısaldır. Bunu başaramazsak şunu göreceğiz: Avrupa ve Batı, İslam’ı yutuyor.