Editörden : Şubat 2018

İdareye Vaziyet Ediyoruz

Vaziyeti idare etmekle, idareye vaziyet etmek aynı şeyler değildir. Yaşadığımız günler Türkiye’nin idareye vaziyet etmesi şeklinde nitelendirilebilir. Başta ABD ve Batı âlemi olmak üzere tüm emperyalist ülkelerin neden Türkiye düşmanlığı yaptıklarını anlamak için kendimize bakmamız yeterlidir.

Malumunuz “emperyal akıl” Türkiye’yi kendi haline bırakmak istemiyor. Şükür ki idarecilerimiz ve halkımız müstevlilerin niyetlerini fark edebiliyor ve onurlu bir milletten beklenen ne ise onu yerine getiriyor.

Olup bitenlere bakarak şunu söyleyebiliriz: Bize bir şeyler oluyor. Birkaç gündür yaşadıklarımız titreme nöbetlerinden başka bir şey değil. Ne mutlu bize ki kendimize geliyoruz.

Gündemi farklı bakış açılarıyla değerlendirmek de mümkün. Suriye konusunda bugüne kadar yanlış politikalar uygulamamızdan ziyade duruma vaziyet edememenin yani gereken müdahalede geç kalmanın ceremesini çekiyoruz. Hâlbuki önceden deklare ettiğimiz gibi mültecilerin sayısı 100 bine baliğ olduğunda müdahil olabilirdik. Şimdi geç oldu ama güç olmadı diyebiliyoruz. İşte bu noktada alandan gelen müşahedat, farklı tedaileri akla getiriyor. Çok iyi planlanmış sulh ve selamet amaçlı “Zeytin Dalı Harekâtı” önceden tespit edilen hedefleri başarıyla aşarken, tabii ki içte ve dışta tedbiri elden bırakmamak gerekiyor.

Ortadoğu’da barışı ancak ve ancak bölgedeki halklar/devletler getirebilir. Küresel emperyalist güçler, hiçbir zaman bölgede barışın olmasını arzulamaz aksine gerçekleşmesini de önlemeye çalışır.

Küresel emperyalist güçler, bölgedeki insanlar ve devletler arasındaki farklılıkları çatışma ve kaos sebebi kılmak için her türlü çabayı, fitneyi, planı, projeyi bir bir uygulamaya koyuyor. Mezhep, ırk, din gibi unsurları kullanıyor.

Arap-Türk, Şii-Sünni, Arap-Kürt, Türk-Kürt, Fars-Kürt, Laik-Dindar, İran-Arap, İran-Türkiye gibi farklılıkları çatışma unsuru olarak her defasında kullanmaya çalışıyor.

Son olaylarda yine emperyalistler Türkiye’de PKK, Irak’ta Barzani, Suriye’de PYD’yi çatışma sahasına sürmekte ardından sahada yalnız bırakarak çatışmanın derinleşmesini ve farklı alanlara yayılmasını beklemektedir. Amerika, Avrupa, Çin veya Rusya… Bunların öncülüğünde hiçbir zaman barış olmaz. Bunlara güvenerek yola çıkanlar yolda kalmışlardır. Onların yardım ve desteklerini alanlar çöküş ve yok oluş yaşayacaklardır. Emperyalistlere umut bağlayanlar düş kırıklığına uğrayacaklardır. Küresel güçlerle işbirliği yapanlar engellenmelidir. Bunlarla birlikte savaşanlar etkisiz hale getirilmelidirler. Kürtler içinde Amerika, Avrupa, Çin veya Rusya’ya bel bağlayanlar yok oluşlarını hızlandırmaktadırlar. Ama yok olurken bulundukları yeri de ateşe vererek yok etmektedirler.

Ey sen, bölge insanı, barış, diriliş ve kurtuluş için kıbleni Kâbe’ye yönlendir. Kulağını ezana ver. Dilini Kur’an’a bağla. Ayaklarını bu toprağa bas. Elini kardeşine uzat. Yüzünü hakikate çevir. Kalbini Allah’a teslim etmekten de geri kalma.

Dergimiz elinizdeki bu sayı ile 5. sayısına ulaştı. Her sayımızda olduğu gibi yine Türkiye ortak aklının sözcüsü olmaya çalıştık. Gündemdeki konuları muhtelif bakış açılarıyla farklı kalemlere yazdırdık. İçerden ve dışardan sahasının uzmanı isimlere sayfalarımızda yer verdik. Bu meyanda ülkemizde iyi tanınan Amerikalı Sosyolog Immanuel Maurice Wallerstein, bundan böyle her ay YÖRÜNGE’de yazacak. Şunu bilmenizi isteriz ki keyfiyetin izini sürmeye devam edeceğiz.

Sulh ve selametin egemen olduğu bir dünyada buluşmak dileğiyle…

– Adil Gülmez

Cevap Yazın