ABD’nin “Terör Ordusu” Planı Suya Düştü… Orta Doğu’da Dengeler Değişiyor

Afrin’in PYD’den alınmasıyla terör örgütü PKK’nın Akdeniz’e çıkış yolu kapatılacak, Amanoslar üzerinden Türkiye’ye yönelik terör tehdidi minimize edilecek, terör devleti projesine ikinci büyük darbe vurulacak. “ABD’nin, PYD’li teröristlerden oluşacak 30 bin kişilik sınır koruma ordusu kuracağı” haberleri Ortadoğu’da dengeleri değiştirecek itici güce dönüştü. Türkiye artık dünden daha da kararlı.

Türkiye İçin Çıkış Noktası: Afrin

Yıllar sonra “20 Ocak tarihi neyi ifade ediyor” denildiğinde, “Türkiye’yi ve bölgeyi paramparça etmeyi, Doğu Akdeniz havzasındaki münhasır ekonomi bölgelerini bölge ülkeleri aleyhine ele geçirmeyi amaçlayan bir planın tepelendiği tarihtir” yanıtı verilecektir. Evet, 20 Ocak saat 17.00’de Türk Silahlı Kuvvetleri ve TSK destekli ÖSO güçlerinin Afrin’e dört koldan başlattığı harekat bu kadar tarihi önemdedir.

Başta PKK/PYD olmak üzere bölgedeki terör örgütlerini hedef alan harekat, aynı zamanda Suriye’nin toprak bütünlüğüne yönelik önemli bir hamleydi. Harekatın siyasi, askeri, diplomatik aşamaları da Türkiye’nin attığı adımın ne kadar doğru olduğunu göstermekte. Bu önemli harekatın perde arkası ise yıllar öncesinde bu bölgede oluşturulan yapılanmaya dayanıyor.

Geçmişten günümüze Afrin’in önemini bilirsek, harekatın önemini de bir o kadar özümseriz, öğreniriz.

PKK İçin Afrin’in Önemi

PKK terör örgütünün kuruluşundan bu yana en önemli üslenme bölgelerinin başında Suriye’nin kuzeyi geliyordu. Özellikle Suriye kontrolündeki Bekaa Kampı’na giden teröristler bu bölgeyi kullanıyor ve buradan güneye iniyorlardı. Bölgedeki Kürt nüfusun varlığı da örgüt açısından bazı demografik avantajlar sağlıyordu. Özellikle Ayn el Arap ve Afrin’de yoğun olarak Kürt nüfus bulunması, dönemin Suriye yönetiminin örgüte verdiği destek vs. nedenlerle PKK terör örgütünü bölgede güçlendirmişti. Afrin bölgesi, örgüt açısından çok sayıda avantaj barındırıyordu.

Bölgenin dağlık yapısı, Akdeniz’e açılan kapılardan olması, Türkiye ile Suriye arasındaki Hatay gerilimini kullanması gibi nedenlerle örgüt Amanoslar üzerinden bölgede etkinliğini artırıyor, siyasi gücünü pekiştiriyordu. Irak’ın kuzeyindeki peşmerge destekli partilerin de diğer bölgelerde yoğunlaşması, Afrin’de PKK’nın aradığı boşluğu oluşturmuştu. Ayrıca Afrin önemli bir ekonomi merkeziydi. Afrin’in zeytin, zeytinyağı, un ve şeker üretiminde ciddi bir merkez olması, terör örgütüne mali kaynak sağlamasına yol açtı.

Bu durum yıllar sonra PKK’nın Büyük Ortadoğu Projesi çerçevesinde oluşturduğu KCK’nın Suriye ayağı olarak kurulan PYD döneminde de devam etti. Örgütün Suriye iç savaşı başlamadan önce yığınak yaptığı yerlerden biri de Afrin’di. Bu hazırlıklar, 2011 yılı Mart ayında başlayan gösteriler ve ardından çıkan iç savaşla sonuç vermeye başladı. Terör örgütünün silahlı teröristlerinin 2012 yılı Temmuz’unda ele geçirdiği üç merkezden biri, Hatay’ın hemen dibindeki Afrin bölgesiydi. Bu dönemde terör örgütü PYD, silahlı teröristlerinden oluşturduğu YPG’nin ilanını da yaptı. Artık bölge YPG’li teröristlerin kontrolüne geçmişti.

Koridor Planı Ortaya Çıkıyor

Bu hamlenin üzerinden henüz birkaç ay geçmişti ki, şu an tutuklu bulunan Aysel Tuğluk, esas planın merkezini ve özünü itiraf eden bir yazı yazdı. Tuğluk, Radikal 2 internet sitesinde 21 Eylül 2012 tarihinde yayımlanan “Yeni Stratejik Hamleler” başlıklı yazısında şu ifadeleri kullandı:

“Sanırım Washington koridorlarında kavramlar epeyce değişti.

I- Basra’dan Akdeniz’e ‘Kürt koridoru’ üzerine uzun vadeli planlar tartışılıyor.

II- Sünniler, Şiiler ve farklı Sünni aktörler arasında Kürtlerin tampon ve denge unsuru olması konuşuluyor.

III- Ortadoğu’da Hıristiyan azınlıklar ile Kürtler arasında yeni bir ‘seküler merkez’ inşası düşünülüyor.”

Koridor demek, Suriye’nin kuzeyindeki üç bölgenin birleştirilmesi ve genişletilmesi hedefinin işaretiydi. Ancak önce buraların sağlamlaştırılması, askeri anlamda tahkim edilmesi gerekiyordu. Örgüt önüne ilk hedef olarak bunu koydu. 2014 yılının Ocak ayında Cezire ve Ayn el Arap’ın yanı sıra Afrin’de kanton yönetimi ilan edilmesi bunun işaretiydi.

Türkiye’nin hassasiyetleri daha çok kaşınmaya başlamıştı. Özellikle Türkiye’de PKK’nın silah bırakmasını esas alan Çözüm Süreci devam ederken yapılan bu hamle, sürece yönelik şüpheleri de artırdı. Örgüt, Türkiye’deki çatışmasızlık sürecini sadece Türkiye içinde değil, Suriye’de de istismar ediyordu.

DAEŞ’in Ortaya Çıkması ve “Kobani” Olayları

Örgüt açısından koridorun birleştirilmesi planı, DAEŞ’in ortaya çıkmasıyla rahatça uygulanmaya başlandı. DAEŞ terör örgütünün kanlı saldırıları gerekçe gösterilerek PYD adım adım toprak işgalini genişletti. Koridor için de ilk hamle Cezire bölgesi ve Ayn el Arap arasındaki Tel Abyad bölgesi işgal edilerek yapıldı.

DAEŞ’in Ayn el Arap’a yaptığı saldırı ile Batı kamuoyunda “seküler Kürt siyasi örgütü” görüntüsü kazandırılan PYD terör örgütü, Türkiye’nin NATO’daki müttefiki ABD’nin büyük askeri desteği ile bu kuşatmayı sonlandırdı. Artık örgütün Batı dünyasında önü açılmıştı. Sadece Kürtlerin yaşadığı topraklar değil, koridor planı ve Ortadoğu’yu yeniden dizayn edecek hamlelerin yapılacağı Arap, Türkmen coğrafyası da örgütün ve akıl hocalarının hedefindeydi.

Türkiye’de Çözüm Süreci’nin sona ermesi ve güvenlik güçlerimizin PKK terör örgütünü adeta ezmesi, PYD’nin de gözünü korkuttu. Ancak üst akıl terör örgütüne yeni rotasını çizmişti.

Herkes, PKK terör örgütünün şehir merkezlerindeki militanlarına indirilen darbelere kilitlenmişken PYD, Afrin ile diğer bölgenin birleştirilmesi için ilk hamleyi yaparak 2016 yılının Haziran ayında Fırat’ın batısına geçerek Münbiç’i işgal etti. Bundan sonraki hamle, Münbiç’in Afrin’le birleştirilmesiydi. PKK/PYD unsurları Suriye’nin kuzeyindeki sözde “Kobani”, “Cezire” kanton yapılarını Afrin’le birleştirmek için güneyde El Bab’ın kuzeyi, Mare ve Tel Rıfat hattını, kuzeyde ise Cerablus ve Azez hattını kullanmak istedi.

Fırat Kalkanı İlk Hançer

Tüm bu süreçte Türkiye, diplomasi ile sorunu çözme yolunu denedi. Başta ABD ile olmak üzere tüm müttefikleri PYD konusunda ikna çalışmaları, içeride de yaşanan bazı gelişmeler ve FETÖ unsurlarının etkinliği nedeniyle sonuç vermedi.

15 Temmuz’da yaşanan işgal girişimi püskürtülünce askeri hamle zamanı gelmişti. O zor dönemde Türk Silahlı Kuvvetleri, 24 Ağustos 2016 tarihinde başlatılan Fırat Kalkanı Harekatı, koridor planının tam ortasına “hançer saplama” olarak değerlendirilebilir.

Yaklaşık 7 ay süren harekat sonucunda Türkiye Cerablus ile El Bab arasındaki yaklaşık 40 km’lik alana yerleşti ve PYD’nin Münbiç’teki teröristleriyle burun buruna geldi. Türkiye koridor planına ilk hançeri saplamıştı. Harekat sona erdikten sonra Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 3 Nisan 2017 tarihinde yaptığı açıklama bugünlerin habercisi gibiydi. Trabzon’da yaptığı konuşmasında terörle mücadele konusuna atıf yapan Erdoğan şunları söylemişti:

“El Bab’ın teröristlerden temizlenmesiyle Fırat Kalkanı harekatının birinci etabı şuanda bitti. Bundan sonra da olacak tabii. Durmak yok yola devam. Diğer bölgelerde de terör örgütlerinin tepelerine binmek için hazırlıklar yapıyoruz. Yeni harekatlara yeni isimler vereceğiz. Baharı bekleyen tüm terör örgütlerine PKK, YPG, DAEŞ, FETÖ’ye çok güzel sürprizlerimiz var. Önümüzdeki aylar Allah’ın izniyle Türk milletinin baharı teröristlerin ise kara kışı olacaktır. Biz terör örgütleri üzerinden kurulan oyunu bozacağız.”

Gerek Erdoğan gerek diğer üst düzey isimler, benzer açıklamaları bu yılın Ocak ayı başına kadar yineledi. Çünkü tehdit devam ediyordu. Fırat Kalkanı harekatı sırasında sık sık çatışmalar çıksa da, Türkiye PYD’nin işgal ettiği bölgelere henüz müdahale etmemişti. Kamuoyunda ağırlıklı olarak iki hedef nokta konuşuluyordu: Münbiç ve Afrin. Türkiye bu konuda ilk hamleyi Afrin ile yaptı. Bu süreçte Türk devleti, diplomasiyi ve Astana süreciyle başlayan bölgesel iletişimi son derece akıllıca uyguladı. Astana sürecinin bir sonucu olarak TSK tarafından İdlib’in kuzeyinde oluşturulan gözlem noktaları kuruldu.

Artık bu bölgede terör örgütünün kaçacağı tek bir yer kalmıştı. İdlib’in doğusunda Halep’e uzanan cep dışında artık bölge güvenlik güçleri tarafından tamamen kuşatıldı. Afrin’in PYD’den alınmasıyla örgütün Türkiye’yi tehdit edecek şekilde Akdeniz’e çıkış yolu kapatılacak, Amanoslar üzerinden Akdeniz’e uzanan terör tehdidi minimize edilecek, koridor planına ikinci büyük hançer saplanacaktı. Bardağı taşıran ise “ABD’nin, PYD’li teröristlerden oluşacak 30 bin kişilik sınır koruma ordusu kuracağı” haberleri oldu.

İşte 20 Ocak 2018 tarihinde başlayan Zeytin Dalı harekatı bu süreçte geldi.

Harekatın Safhaları

Zeytin Dalı Harekatı başladığından bugüne kadar geçen süreçte, harekatın boyutları üzerine çok sayıda değerlendirme, bilgilendirme yapıldı. Başbakan Binali Yıldırım, medya kuruluşlarının temsilcileriyle yaptığı toplantıda Afrin harekatının dört safhada yapılacağını belirtti. Başbakan Yıldırım bu safhaları şu şekilde açıkladı:

“Birinci safha bir kere sınırlarımızdan içeri doğru güvenli bir alanın oluşturulması. Azez bölgesinden başlayarak, kuzey batıya doğru, oradan tekrar güney batıya doğru 130 kilometrelik Afrin bölgesinin bir güvenli şerit oluşturulması, derinliği 20-30 kilometre. İlk hedef orada güvenli bir alan oluşturacağız ki ondan sonra terör unsurlarını yok etmek için oraya ayağımızı sağlam basmamız lazım. Daha sonra gerek Afrin merkezinde gerekse diğer bölgelerinde yerleşik bu terör örgütlerinin yok edilmesi için çalışma yapılacak. Sahadaki durum netleştikçe süre de -belirlediğimiz süreler var ama- bu sürelerin tutması, erken olması biraz daha uzaması sahada karşılaşacağımız durumla netleşecek. Güneye kaçıp sivil halkın arasına karışacaklar, orada da belki sivil halkı kalkan olarak kullanacaklar. O bakımdan ikinci, üçüncü, dördüncü safhalar daha titiz çalışmayı gerektirecek. O bakımdan ilk safahatı bizim için çok önemli. Buradan 20-30 kilometrelik bir bandı güvenli alan haline getirdiğimiz zaman sonraki işlerin önemi biraz daha azalıyor. O bir temizlik harekatına dönüşüyor. Orada çok aceleci davranmamıza ihtiyaç yok.”

İstihbarat uzmanları, bu açıklamaları “güvenlik güçlerinin ve istihbarat birimlerinin bölgeyi adım adım çalıştığını gösteriyor” şeklinde yorumlamakta.

Bir diğer boyut da harekatın iç ve dış siyasete yansımaları oldu. Özellikle içeride terör örgütüne müzahir yapılar haricinde topyekun bir birliktelik gösterilmesi, ülke içinde ayrıştırmayı körüklemeye çalışanların başarılı olmadığını gösteriyor. Bu durum, Türk milletinin harekatın meşru olduğuna inandığını da gösteriyor.

Türkiye’nin özellikle harekat öncesinde yürüttüğü diplomasi de meyvelerini verdi. Astana sürecini oluşturan ve Suriye’de etkili güç olan Rusya ile İran’ın küçük itirazlar dışında bir hamle yapmaması dikkat çekici. Hatta harekat öncesi Rusya’nın bölgeden askerlerini çekmesi, Türkiye ile Rusya arasında bir anlaşma olduğu şeklinde bir algı oluşmasına neden oldu. Yine Türk jetlerinin teröristlere yönelik hava harekatı yapması da bu çerçevede değerlendirildi.

Böylece, harekat öncesinde “Rusya ile anlaşılmadan bu harekat yapılırsa bölgedeki Rus hava savunma sistemleri, Türk jetlerini vurabilir” yorumları devre dışı kaldı. Üst düzey Rus yetkililerin de Türkiye’den çok ABD’nin Suriye politikalarını çok sert bir dille eleştirmesi de dikkat çekici. Bunların en çarpıcısı Rusya’nın Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’un “ABD’nin Suriye’de tek taraflı eylemleri Türkiye’yi çıldırttı” demesi oldu.

ABD’nin Tepkisi Cılız

Harekatın en çok merak edilen yönlerinden bir tanesi de Amerikan yönetiminin göstereceği tepkiydi. Ancak gerek Amerikan yönetiminden gerek Pentagon’dan yapılan açıklamaların, Türkiye’nin haklılığını hedef almaması ve sadece “sükunet” çağrıları içermesi dikkat çekiciydi. En sert tepki “Türkiye’nin DAEŞ’le mücadeleye odaklanması” yönünde oldu. Ancak harekatın üçüncü günü ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı CENTCOM’un Komutanı General Joseph Votel’in Suriye’nin Rakka kentine yaptığı ziyaret dikkat çekti. Bilindiği üzere Rakka şu an terör örgütü PYD-YPG’nin kontrolünde bulunuyor. Votel burada terör örgütü elebaşları ile görüşmeler yaptı. ABD, adeta dolaylı bir mesajla PYD-YPG’nin yanında olduğu mesajı da veriyordu.

Askeri Boyut

Bu yazıyı kaleme aldığımızda harekat henüz dördüncü gününü tamamlamıştı (24 Ocak 2018). Bu dört günde Türk Silahlı Kuvvetleri 3 şehit vermişti. Genelkurmay Başkanlığı’nın açıklamasına göre, harekat sırasında 260 PKK/KCK/PYD-YPG ve DAEŞ’li terörist etkisiz hale getirilmişti.

TSK unsurlarının, Afrin dört bölgeden kuşatması ve belli yerlerde işgal altındaki bölgeleri kurtardığı bilgileri de haber merkezlerine ulaşmaya başladı. Özellikle Burseya Dağı’nın hemen harekatın ilk günlerinde kontrol altına alınması büyük başarı olarak nitelendiriliyor. Burseya Dağı, Azez ile Afrin arasında stratejik bir nokta olarak görülüyordu. Bu dağın teröristlerden temizlenmesi, buradan gelebilecek saldırıların da önüne geçecek.

Ayrıca Türk jetlerinin terör örgütü hedeflerine yönelik son derece başarılı bir operasyon gerçekleştirmesi de dikkat çekici. Özellikle FETÖ gibi bir yapıyı sökmeye çalışan hava kuvvetlerinin başarısı, kara birliklerine büyük güven verdiği söyleniyor.

Yine bölgede Özel Kuvvet ve komando birliklerinin de gerek özel operasyonlar gerek süpürme harekatında etkili olduğu bilgileri ulaştı. Bu unsurlara verilen tank desteği de harekatın başlangıçtaki başarısında etkili olmakta.

Harekatın planlanan çerçevede sürmesi durumunda 2-3 ayda bitebileceği kaydedilirken, PYD-YPG’nin bu bölgede fazla direnemeyeceği ifade ediliyor. Ancak bu konuda en fazla merak edilen ve araştırılan konu ise Afrin ve PYD işgali altındaki diğer bölgelerde bundan sonrasında ne olacağı?

Bundan Sonra Ne Olur?

Ayrı bir makale konusu olabilecek bu soru, tehdidin Afrin kurtarılırsa sona ermeyeceğinin adeta önemli bir göstergesi. Türkiye’nin tam karşısında Suriye topraklarının yaklaşık yüzde 15’ini işgal eden PYD-YPG terör örgütünün varlığının oluşturduğu tehdit, vurguladığımız üzere Afrin’le sınırlı değil. Özellikle PYD’nin kontrol ettiği coğrafyanın kuzeyinde yer alan Ayn el Arap, Tel Abyad ve Kamışlı hattı ile güney doğusunda Rakka’ya inen bölge bu terör örgütünü beslemeye devam ediyor. Türkiye’ye yönelik çok sayıda terör saldırısının merkezi de buralarda. Kamışlı’dan, Ayn el Arap’tan giriş yapan teröristlerin gerçekleştirdiği saldırılar halen hafızalarda. ABD’nin Münbiç dahil olmak üzere çok sayıda bölgede varlığı da kafa yorulan bir başka konu.

Türkiye’nin baskısıyla Zeytin Dalı’na yumuşak tonda tepki vermeyi tercih eden ABD’nin, Münbiç ve Fırat’ın doğusundaki bölgede daha sert bir direnç göstereceği belirtiliyor. Bölgede Amerikan unsurlarının ve üslerinin varlığı da bu tezi kuvvetlendiriyor. Pentagon’dan yapılan açıklamalarda da bunun işaretlerini görebiliyoruz.

PYD-YPG terör örgütünün Afrin’deki unsurlarını sahiplenmeyen ancak diğer terör bölgelerine yönelik bir eleştiri getirilmemesi dikkat çekici. Votel’in sözünü ettiğimiz Rakka ziyareti de yine bu çerçevede dile getirilebilir. Pentagon yalanlasa da bu ülkenin, Türkiye-Suriye sınırındaki Tel Abyad’a yığınak yaptığı yönündeki bilgilerin haberlere yansıması da dikkat çekici.

Şam Yönetimi Detayı

Bir diğer merak edilen konu, Astana sürecinin aktif aktörleri Rusya ve İran’ın sözü edilen bölgelere olası bir harekata yönelik tavrının aynı olup olmayacağı yönünde. Bu noktada kamuoyunda iki görüş öne çıkmakta. Birinci görüşe göre, benzer şekilde yoğun diplomasi yürütülerek bu bölgelere yönelik harekat adım adım planlanabilir.

İkinci görüşe göre ise, bu bölgelere operasyon planlaması, Şam yönetimiyle temas kurularak gerçekleştirilebilir. Bu görüş sahipleri, “böyle bir hamle yapılırsa Rusya ve İran’ın desteği de sağlanır ve PYD militanları bölgeden temizlenirken ABD’nin de bölgeyi terk etmesinin önü açılır” yorumunu öne çıkarıyor. Başbakan Yıldırım’ın gazetecilere yaptığı şu açıklama, önümüzdeki dönemde Şam yönetimiyle ilgili önemli gelişmeler olabileceği yorumlarına neden oldu: “Rejimle de Rusya üzerinden mutabakat sağlandı.

Suriye merkezi hükümeti ile alt düzeylerde konuşuluyor. 7 yıldır yaşadıklarımızı göz önüne alırsak kolay olmuyor. Geldiğimiz noktada rejim de işin parçası. Bunu yok sayamayız.”

Bu açıklama, Zeytin Dalı Harekatı açısından önemli bir diplomasi hamlesi olarak yorumlanırken, “Rejimi yok sayamayız” sözleri basın organlarında “önemli detay” şeklinde yer buldu.

Henüz ilk günlerini yaşadığımız ve gelecekte çok sayıda önemli gelişmeyi tetikleyebilecek Zeytin Dalı Harekatı sürerken, gelecek günler kritik gelişmelere gebe gözüküyor.