Evanjelik Hıristiyanlar ve Kudüs

Evanjelikler’e göre Kubbetü’s-Sahra mescidi, ahir zamanda gerçekleşecek olan kehanetlerin tahakkukunun önündeki engellerden biridir. Bu engelin bir an önce kaldırılması için orayı yıkmak isteyen fanatik Yahudiler’e destek olmak gerekmektedir.

18. yüzyılda İngiltere’de başlayan dinî uyanış döneminde iki Protestan ilahiyatçı olan John Wesley ve George Whitefield öncülüğünde doğmuş olan Evanjelik hareket, çok geçmeden Avrupa anakarasından Jonathan Edwards ve Charles G. Finney aracılığıyla Amerika’ya intikal etmiştir. Yine aynı dönemde İngiltere’de Anglikan Kilisesi çevresinde de taraftar bulan bu hareket, ada ülkesinde John Newton ve William Wilberforce tarafından temsil edilmiştir.

Evanjelik Uyanış Hareketi olarak başlayan bu hareket, 19. yüzyılda Amerika’da İkinci Büyük Uyanış olarak Amerikan halkının dini, sosyal, kültürel ve politik hayatının bir parçası olmuş ve zamanla Amerika’nın dönüşümünde önemli bir vasıta olmuştur.
Lutherci, Kalvinci, Anglikan ve Püriten mezheplerce oluşturulan gelenekler, Amerika’daki Evanjelik Harekete ilham veren hareketler olmuştur. Çeşitli geleneklerden devşirdiği doktriner esasları, yeni bir vurgu ile kendilerine göre üreten Evanjelikler, özellikle Kitab-ı Mukaddes araştırmalarına ve okumalarına, vaaza, kişisel manevi değişime, kutsanmaya, misyonerlik faaliyetine ve sosyal aksiyona önem vermeleri ile öne çıkmaktadırlar. Amerika’da Evanjelik anlayışın ve hareketin en önemli temsilcileri, Baptistler, Metodistler, Presbiteryenler, Episkopalyenler, Kongregasyonalistler ve Mesih’in Talebeleri adıyla bilinen dini gruplardır.

Evanjelikler, Kitab-ı Mukaddes’in hem Yahudiler’e ait olan Eski Ahid hem de Hıristiyanların ekledikleri kısım olan Yeni Ahid’in otoritesini kabul ederler ve ona olan özel saygıları vardır. Bu saygıları, kutsal metnin özellikle ahir zamana ilişkin açıklamalarını literal yorumlayacak bir tutumla ifadesini bulmuştur. Bunun yanında, İnciller’in mesajının aktif misyonerlikle Hıristiyan olmayanlara ulaştırılması vazifesiyle manevi olarak ‘yeniden doğuş’un gerçekleşmesi için şahsi gayret, hareketi canlı tutan en önemli motivasyonlardan biridir. Onlara göre kişi İncil’in mesajını uygulayarak hayatını bütünüyle değiştirmelidir. Bu yönüyle ‘değişim’ kelimesi Evanjeliklerin en önemli kavramlarındandır. Bu nedenle her ne kadar diğer Hıristiyan mezhepler de İsa Mesih’in haç üzerinde can vererek öldüğünü kabul etse de bu hareketin ‘kurtuluş doktrini’ni açıklarken bunu ısrarla vurgulamaları onların en önemli özellikleri olmuştur.

Evanjelik Harekete mensup olanların teolojik konulardaki tutumları, temelde Protestan bir çizgiyi takip etse de Kalvincilik’ten Anglikanizm’e, oradan da Arminciliğe kadar farklı ve geniş bir yelpazeden istifade ile oluşturulan bir süreci takip etmiştir. Evanjelikler; Mesih’in haça gerilmesinin kurtarıcı rolünün yanında; kurtuluş ilahiyatı, iman- amel ilişkisi, insanın bireysel kaderi, kutsiyet, irade hürriyeti gibi konularda katı bir anlayışı temsil eden Kalvinciliğe dayanmakla beraber, Armincilik olarak bilinen ve Tanrı’nın iradesi yanında insan iradesine de kısmen yer veren bir yaklaşımı benimsemektedir.

Evanjelikler, kendi hareketlerine katılacak olanları beş aşamalı bir manevi eğitim sürecinden geçirdikten sonra aralarına kabul ederler. Kendilerine katılacak olanlar Hıristiyan olsa dahi ‘din değiştirme’ veya ‘değişim’ olarak tanımladıkları bu tecrübeyi yaşamaları gerekmektedir. Günahkar olduğuna ‘ikna’ olan kişiler, bu durumlarından kurtulmak için ‘çaba’ göstermeli ve nihayet ‘değişimin’ gerçekleşmesi için kendilerini Tanrı’nın merhametine bırakmalıdırlar. ‘Değişim’ sürecini yaşamış olan kişi, Evanjelikler cemaatine ‘kabul edilmiş’ sayılırlar. Böylece, ‘değişim’ tecrübesini yaşayan ve ‘kurtulmuş’ olduğuna inanılan kişiler, son aşama olarak ‘kiliseye üye’ olarak diğer Evanjelikler’le ‘kaynaşmış’ olurlar. Bugün Amerika’da nüfusun %26’sı yani dörtte biri kendini Evanjelik olarak tanımlamaktadır. Evanjelikler, ülkenin en büyük dini grubunu oluşturan Protestanlar’ın ise %56’sını oluşturmaktadır. Amerikan yönetiminde Protestanların gücü dikkate alındığında, aktif misyonerliğe önem veren Evanjelikler’in bu güç içerisinde ne kadar etkin olduklarını anlamak mümkündür. Evanjelikler’in hem Amerikan hem de dünya siyaset gündemine oturması, başlangıçta uzak durdukları ülke siyaseti ile II. Dünya Savaşı’ndan sonra doğrudan ilgilenmeleri sayesinde olmuştur. Ülkedeki ahlaksızlığın, materyalizmin ve ateizmin yaygınlaşmasına karşı hoşnutsuzluklarını yüksek sesle ifade eden Evanjelikler, büyük ve kararlı bir hareket oluşturarak ülke siyasetini etkileyebileceklerini keşfetmişlerdir. Eleştirdikleri durumları düzeltmenin yolunun hükümette yer almaktan geçtiğini fark edecekler ve bunun için siyasete atılmaya karar vereceklerdir. Böylece dış politikadan iç politikaya, sosyal ve politik alanlara kadar, hemen hemen her alanda Evanjelikler’in toplum üzerindeki etkisi artacaktır. Bazı araştırmacıların da dikkat çektiği üzere Evanjelikler’in siyasete girişiyle birlikte ABD adeta adı konulmamış teokratik bir ülke olma yolunda hızlı adımlarla ilerlemektedir.

“Kutsal kitapta yer alan kehanetlerin tamamına ve anlatıldığı şekliyle -yani literal olarak- inanan Evanjelikler, bu konuda Yahudi kutsal kitabı Eski Ahid ile Hırisiyan kutsal kitabı Yeni Ahid arasında bir ayrım gözetmezler. Her iki kitapta da yer alan ahir zamanda gelecek olan kurtarıcı Mesih inancına ve onlarla ilgili gerçekleşeceği haber verilen olayların olacağına kesin iman etmektedirler. Onlara göre, kıyametin kopması an meselesidir. Bu yüzden, uzun vadeli planlar yapmaya gerek yoktur. Bu konuda, dünyada gerçekleşeceğini bekledikleri dehşet verici büyük olaylar zaten gerçekleşmiş durumdadır. Geriye kalan sadece bugünkü Filistin topraklarında gerçekleşeceğine inandıkları Armageddon savaşıdır. Bu savaşın çıkması ise an meselesidir. Nitekim Ortadoğu’daki kargaşa ve felaketler de bunun bir göstergesidir.”

Mesih’in bir an önce gelmesini isteyen Evanjelikler’e göre, Ortadoğu’da her dâim karışıklık, savaş, sosyal ve siyasi sıkıntıların olması gerekmektedir. Dünyadaki Hıristiyanlar’ın dörtte birini oluşturan Evanjelikler’in sahip olduğu bu inanç öyle bir boyut almıştır ki Ortadoğu ülkeleri arasında barış olacağına dair ortaya çıkacak herhangi bir barış umuduna bile müsaade edilmemesi gerektiğine inanmaktadırlar. İsrail’in merkezde olduğu bir Ortadoğu kaosu, Evanjelikler’e göre Tanrı’nın planından başka bir şey değildir. Daha önce de ifade edildiği üzere Evanjelikler’e göre Kutsal Kitap’ta yer alan ahir zamana ilişkin olağanüstü felaketlere dair anlatımlar, literal anlamıyla anlaşılmalıdır. Bu nedenle kıyamet sahnelerinin anlatıldığı Hıristiyan kutsal kitabının Yeni Ahid kısmındaki Yuhanna’nın Vahyi bölümünde yer alan birçok kehanetten biri ve en önemlisi Armageddon savaşıdır. Burası, Kudüs’ün kuzeyinde yer alan Ar-Megiddo bölgesidir. Yani, Megiddo vadisi olarak bilinen yerdir. Vahiy kitabında anlatıldığı gibi Mesih’in gökyüzünden inişi ile birlikte başlayacağına inanılan son savaşın yaşanacağı yerdir. Evanjelikler, Mesih’in Armageddon savaşı öncesinde, savaşı gökyüzünden kendisine inananlarla birlikte tahtlara kurularak izleyeceklerine dair kehanete inandıkları için, bu olayın gerçekleşmesi için Ortadoğu’da bir an önce büyük bir savaşın başlamasını istemektedirler.

Evanjelikler, hem Luka İncili’nde (21/5-36) yer alan ahir zaman kehanetleri hem de Yuhanna’nın Vahyi kitabının 16. Babında anlatıldığı üzere, Armageddon Savaşı’nın İsrailliler ile Kuzey’den, Doğu’dan ve Batı’dan saldıracak olan ‘dünyanın kötü hükümdarları’ arasında gerçekleşeceğine inandıkları için İsrail’e her türlü ‘maddi ve manevi katkı’ sağlamaktadırlar. Evanjelikler’e göre, bu savaşı kazanacak olan İsrailliler’in maddi ve nakdi olarak desteklenmesi gerekmektedir. Bu maksatla, her yıl binlerce Evanjelik, Amerika’da kendi bulundukları bölge veya eyalette ‘İsrail’e Yardım Kampanyası’ adı altında yardım organizasyonları düzenlemektedirler. Bu organizasyonlarda milyonlarca dolar toplanmakta ve İsrail devletine törenlerle teslim edilmektedir. Bu vesileyle her yıl İsrail Başbakanı ‘Hıristiyanlara’ yaptıkları bu yardımlar nedeniyle teşekkür konuşması yapmaktadır.

Luka İncili’nde (21/5-6)) yer alan kehanete göre ahir zamanda meydana gelecek büyük felaketler ve savaşlar esnasında Kudüs’teki Mabed’in yıkılması olayı da yaşanacaktır. İşte Evanjelikler’e göre bu yüzden Mabed’in yeniden inşa edilmesi gerekmektedir. Bu nedenle bugün Kudüs’te Mabed’in olduğu yerde bulunan Kubbetü’s-Sahra ve Mescid-i Aksa binaları yıkılmalıdır. Yerine, İsrailliler yeniden Tapınağı inşa etmelidirler.

Evanjelikler’e göre Kubbetü’s-Sahra mescidi, ahir zamanda gerçekleşecek olan kehanetlerin tahakkukunun önündeki engellerden biridir. Bu engelin bir an önce kaldırılması için orayı yıkmak isteyen fanatik Yahudiler’e destek olmak gerekmektedir. Amerikalı Evanjelikler’le İsrailli fanatik Yahudiler arasındaki karşılıklı destek ve diyaloğun arkasında yatan sebep budur. Her ne kadar Yahudiler bunun gerçek sebebini biliyor olsalar da Grace Halsel’in Tanrı’yı Kıyamete Zorlamak adlı eserinde de belirttiği gibi Yahudiler, Hıristiyanlar’ın bekledikleri Mesih’in geleceğine inanmamaktadırlar veya ‘o gün geldiğinde bakarız’ diye istihza etmektedirler.

Evanjelikler, Luka İncili’nde (21/5-36) anlatılan ahir zamanda vuku bulacak olaylar ile Yuhanna’nın Vahyi kitabında yer alan felaket kehanetlerini birlikte düşünmektedirler. Onlara göre bunların her biri bir şekilde gerçekleşmektedir. Henüz gerçekleşmemiş ‘küresel belaların’ ise, bir an önce gerçekleşmesi için ‘yardım edilmelidir’. Luka’da yer alan söz konusu ifadelere göre ‘Millet millete karşı, ülke ülkeye karşı kalkacak; büyük zelzeleler ve yer yer kıtlıklar ve vebalar olacak; korkunç şeyler ve gökten büyük alâmetler olacak… Yeruşalimi ordularla kuşatılmış gördüğünüz zaman bilin ki onun yıkılması yakındır… Zira bütün yazılmış olanların yerine geleceği ‘öç günleri’ bunlardır… Ve kılıçtan geçirilecekler, bütün milletlere esir olarak götürüleceklerdir ve Milletlerin zamanları doluncaya kadar, Yeruşalim Milletler tarafından çiğnenecektir. Güneşte, ayda ve yıldızlarda alâmetler, denizin ve dalgaların uğultusundan dolayı şaşkınlıkta olan milletlere yeryüzünde sıkıntı olacaktır; insanlar korkudan ve dünyaya gelmekte olan şeyler için beklemekten bayılacaklar; çünkü göklerin kudretleri sarsılacaktır.’ Ve o zaman onlar İnsanoğlunun ‘bulutta’ kudret ve büyük izzetle geldiğini göreceklerdir. Fakat bu şeyler olmağa başlayınca yukarı bakın ve başınızı kaldırın; zira kurtuluşunuz yaklaşıyor. Böylece siz de bu şeylerin vaki olduklarını gördüğünüz zaman bilin ki Allah’ın melekûtu yakındır.’

Yukarıda işaret edilen Yuhanna’nın Vahyi kitabının 15. ve 16. Babında anlatılan belaları gerçekleştirecek olan ‘yedi melek’ ve söz konusu ‘yedi son bela’ kısmında, ahir zamanda gerçekleşecek yedi büyük bela bütün dehşetiyle anlatılmaktadır. Evanjelikler, biri hariç burada anlatılan belaların tamamının gerçekleştiğine inanmaktadır. Bu yüzden de kıyametin kopması an meselesidir. Vahiy kitabında, Evanjelikler’in gerçekleşeceğine inandıkları yedi bela mealen şöyle tasvir edilmektedir: Gökte son yedi belayı taşıyan büyük yedi melek görünür. Tanrı’nın öfkesi bu belalarla son bulacaktır. Yedi melek, Gökteki Tapınak’tan ellerindeki belalarla dışarı çıkar. Tanrı’nın öfkesiyle dolu olan yedi altın tas, yedi meleğe verilir. Daha sonra, Tapınak’tan gür bir ses yükselir ve meleklere ‘gidin ve Tanrı’nın öfkesiyle dolu yedi tası yeryüzüne boşaltın!’ denir. Birinci melek, tası yeryüzüne boşaltır ve insanlarda acı veren yaralar oluşur. Evanjeliklere göre, yeryüzündeki yaygın hastalıklar buna işarettir. İkinci melek, tası denize boşaltır ve deniz ölü kanına benzer kan rengine dönüşür ve içindeki her şey ölür. Evanjelikler bu durumu, kimyevi atıklar nedeniyle denizlerin renginin değişmesi, balıkların toplu ölümü ve özellikle denizlerde boğulan mültecilerin adedinin çokluğu ile açıklamaktadırlar. Üçüncü melek, tasını ırmaklara boşaltır ve ırmaklar kana dönüşür. Evanjelikler, bunu da aynı şekilde kimyevi atıklar nedeniyle akarsularda meydana gelen toplu balık ve canlıların ölümü olarak açıklarlar. Dördüncü melek tasını güneşe boşaltır ve böylece Güneş’in insanları yakması sağlanır. Evanjeliklere göre, ozon tabakasının delinmesi ve iklim değişiklikleri bunun en bariz işaretidir. Evanjelikler, Mesih’in gelişini erteleyeceğine inandıkları için, ozon tabakasının tamiri adına Birleşmiş Milletler’den karar çıkarmak için yapılan çalışmaları engellemektedir. Nitekim birkaç ay önce evanjelik olan Donald Trump’ın Amerika’nın BM’deki çevre koruma anlaşmasındaki imzasını geri çektiğini açıklaması dikkat çekicidir.

Beşinci melek, tasını canavarın tahtına boşaltır. Böylece canavarın egemenliği karanlığa gömülür. Evanjelikler, bu canavarın Babil bölgesindeki yani bugünkü Irak ve civarındaki ülkelerde yer alan ülkelerin yönetimleri olarak yorumlamaktadırlar. Onlara göre, Suriye başta olmak üzere bugünkü Irak ve çevresinde yer alan ülkeler egemenliklerini kaybetmekteler ve zaten birer birer yıkılmaktadır. Altıncı melek tasını büyük Fırat Irmağı’na boşaltır. Böylece Fırat ırmağının suları kurur ve ‘doğudan gelecek orduların’ önü açılır. Evanjelikler, Fırat’ın doğusundan gelen bu savaşçı orduları Amerika’nın düşmanı olan İran olarak yorumlamaktalar.

Yedi belanın altısının gerçekleştiğine inanan Evanjelikler, yedinci belanın gerçekleşmesinin de an meselesi olduğuna inanırlar. Ancak bundan önce ‘ejderha’nın ağzından, ‘üç kötü ruhun çıktığı’ belirtilir. Evanjelikler’e göre bu ‘üç kötü ruh’ bugün İran, Kuzey Kore ve Çin’i temsil etmektedirler. Bunlar, ‘Tanrı’nın büyük gününde olacak savaş için’ bütün dünyanın krallarını toplarlar. Bu ‘üç kötü ruh’ kendilerine destek olacak bütün dünyanın krallarını Armageddon denilen yere toplar. Burası, bugünkü Filistin topraklarında Kudüs’ün kuzeyinde yer alan bir bölgenin adıdır. Evanjelikler’e göre, işte Tanrı’nın savaşı dedikleri büyük savaş veya Armageddon Savaşı burada yapılacak.
Evanjelikler’e göre bu savaşta Luka İncili’nde (21/28-31) belirtildiği üzere Mesih’e inananlar ölmeyecek. Onlar tam da bu savaşın başlamasına ramak kala, göklere kadar inmiş olan Mesih’in yanında kurulmuş olan tahtlara oturtulmak üzere bir anda, gözün açılıp kapanması kadar kısa bir sürede göğe alınacaklardır. Burada, oturdukları tahtlardan Mesih ile birlikte yeryüzündeki savaşı izleme ‘ayrıcalığına’ sahip olacaklarına inanmaktalar. Bu yüzden, Evanjelikler’e göre Armageddon savaşında ‘kötülerle’ savaşacak olan İsraillilere yardım etmek dini bir vazifedir.

Onlar, Mesih’in yeryüzüne inmesinden önce ortamı kötülerden temizlemek için savaşarak ‘Tanrı’nın planının gerçekleşmesine katkıda bulunan’ insanlardır. Bu yüzden Evanjelikler’e göre bugüne kadar Hıristiyanlar tarafından cahillik edilerek ‘Tanrı’nın katili’ diye yaftalanan Yahudiler’e yanlış davranılmıştır. Oysa onlar Tanrı’nın planının tahakkuku için seçilmiş ve oraya yerleştirilmiş bir millettir.
Yuhanna’nın Vahyi kitabına göre; yedinci melek de tasını havaya boşattığında, gökyüzündeki Tapınak’taki tahttan ‘Tamam!’ diye bir ses yükselir. O anda, şimşekler çakar, uğultular ve gök gürlemeleri işitilir. Bundan sonra öyle büyük bir deprem olur ki yeryüzünde insan olalı beri böyle büyük bir deprem görülmemiştir. Vahiy kitabı, yaşanacak dehşeti o kadar korkunç anlatmaktadır ki şöyle der: ‘Büyük kent üçe bölündü. Ulusların kentleri yerle bir oldu. Tanrı büyük Babil’i anımsadı, ona ateşli gazabının şarabını içeren kâseyi verdi. Bütün adalar ortadan kalktı, dağlar yok oldu.

İnsanların üzerine gökten tanesi yaklaşık kırk kilo ağırlığında iri dolu yağdı.’ Evanjelikler, gökten yağacak olan 40 kilo ağırlığındaki doluyu, ‘atom bombasına benzer bir etki yapacak’ bir bomba olarak yorumlarlar. Ancak, onlara göre bunun atom bombası olması mümkün görünmemekte; çünkü atom bombası atılacak olursa Yahudiler de ölür. Bu nedenle bu bomba başka bir şey olmalı diyorlar. Evanjelikler, ‘deprem belası’nı ise bugünkü Süleyman Mescidi’nin yer aldığı Mescid-i Aksâ bölgesindeki Kubbetü’s-Sahra’nın yıkılışına bir işaret olarak görüyorlar. Kubbetü’s-Sahra’nın meydana gelecek büyük bir deprem bombası veya büyük bir sismik hareket ile yıkılacağı kehaneti olarak anlamaktadırlar. Bazıları ise, İsrail’in yapacağı bölgesel çatışmalar esnasında İsrail’e atılacak bir füzenin ‘yanlışlıkla’ Kubbetü’s-Sahra’nın kubbesine yöneleceğini ve camiyi yıkacağına inanmakta ve bunu temenni etmektedirler.

Savaştan sonra, Mesih’in inişi ile birlikte Yahudiler’in önüne iki tercih konulacak: Ya Mesih’i kabul edip Hıristiyan olacaklar ve kurtulanlardan olacaklar ya da kötüler gibi ölüp yok olacaklar. Evanjeliklere göre Kubbetü’s-Sahra yıkılıp yerine Yahudiler’in Tapınağı yapıldıktan sonra, Armageddon savaşı esnasında o da yıkılacaktır. Çünkü Luka İncili’nde (21/5-36) yer alan kehanete göre Mabed yıkılacak ve Kudüs’te taş üstünde taş kalmayacaktır.

Bugün genelde Ortadoğu’da özel olarak da Filistin’de ve Kudüs etrafında olan olayları, Amerika’da yönetimin başına geçen evanjelik Harry S. Truman (1884-1972), Jimmy Carter, Ronald Reagan (1911-2004), George W. Bush, oğul George Bush ve nihayet Donald Trump’ın mensup oldukları inanç çevrelerinden bağımsız düşünmek yanlış olacaktır. Aksine özellikle son zamanlarda Trump’ın, uluslar arası camianın tedirgin olmasına neden olan karar ve uygulamaları bu durumu daha da belirgin hale getirmektedir. En son özellikle ‘Kudüs’ün, İsrail’in ezelî ve ebedî başkenti olduğu’ yönündeki açıklaması ve Büyükelçiliğini buraya taşıması kararı, başta Filistinliler ve bölgedeki ülkeler başta olmak üzere birçok ülkenin tepkisini çekmiştir. Katolik Kilisesi’nin Ruhani reisi olan Papa Francesco bile bu duruma şiddetle karşı çıkmıştır. Ancak bu arada ilginç bazı durumlar da yaşanmıştır. Kudüs’ün İsrail’in başkenti olmasını destekleyen Amerika’lı Hıristiyan Evanjelikler’e destek, hiç beklenmedik ülkelerden gelmiştir. Bunlar: ‘İsrail ile savaşmanın haram olduğunu’ ve ‘Filistin topraklarının Allah tarafından İsrailliler’e verildiğini’ açıklayan Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri’dir. Böylece, meşhur Fransız araştırmacı Olivier Roy’un ‘Müslüman evanjelikler’ tespiti doğru çıkmıştır. Roy, bu tespitinde belirttiği gibi İslam dünyasındaki fundamentalistler, bilindiğinin aksine ‘Batı karşıtı’ değildirler. Onların karşıt ve düşman oldukları kimseler kendi dindaşlarıdır yani Müslümanlardır. Böylece Roy’un tespiti doğru kabul edilecek olursa, İslam dünyası ‘nur (?) topu gibi’ iki yeni evanjelik ülkeye sahip olmuştur denebilir. Her yıl iki milyon Hıristiyan’ın ziyaret ettiği Kudüs’e dair Hıristiyanlar’ın ürettikleri bilgi ve açtıkları merkezler ile İslam dünyasının ilgisizliği mukayese edildiğinde, Kudüs ile gerçekten kimlerin ilgilendiği daha iyi anlaşılmaktadır. Birleşmiş Milletler’de büyük bir destekle dünyadaki vicdanın sesine tercüman olan ülkemizin başarısı, en kısa zamanda içeride de karşılığını bulmalı; başta Diyanet İşleri Başkanlığı olmak üzere kurulmasını teklif ettiğimiz ‘Kudüs’le İlişkiler Dairesi’ yanında ciddi araştırma merkezleriyle bu süreç taçlandırılmalıdır.