Dindarlaşıyor muyuz?

Görüldüğü gibi, memleket bir taraftan dindarlaşıyor, evet. Alternatifler çoğalıyor, eğitimde, yayıncılıkta, yaşamın her alanında artık dindarlığın göstergeleri karşımıza çıkıyor. Ama keyfiyet kemiyete eşlik edemiyor; olan biten her şey istatistiki bir değer olarak kayıtlara geçiyor. ‘Görüngüler’ artıyor, öz/ruh kayboluyor.

Laik kesimlerin endişe ile karşıladığı, ‘dindar/muhafazakâr’ kesimlerin özlemle/gururla sahiplendiği bir ‘aşama’yı işaret ediyordu ‘dindarlaşma’. Bazıları korkuyordu yetişmesi muhayyel ‘dindar’ nesilden, bazıları umutla bekliyordu öyle bir nesli.
Peki, geldiğimiz nokta neresi? Dindarlaştık mı? ‘Endişeliler’ mi haklı çıktı son kertede, ‘umutlular’ mı?

Cevap: İkisi de.

Acemi bir gözlemcinin gözlemleriyle ‘her ikisi de’nin altını doldurmaya çalışalım:

Gözlemci İstanbul’da, Atatürk Havalimanı mescidinde.

Genç, yakışıklı, iyi giyimli biri; bir havalimanı çalışanı. Kollarını çemremiş, abdest alıyor. Gözlemci giyim kuşamına, temizliğine, abdest alışına bakıp gururlanıyor. Yeni nesil hem temiz, düzenli, iş-güç sahibi, hem de abdestli-namazlı; daha ne olsun! Genç adam abdestini aldıktan sonra kurulanmak için kâğıt havluları kullanıyor; yok, kullanmıyor, israf ediyor açıkça. Gözlemci cebinde taşıdığı, duruma göre, kurutarak tekrar tekrar kullandığı kâğıt havlusu ile kurulanırken genç adamın 3-5, 7-8, belki 10 kez kopardığı kâğıt havluları bu kadar hoyratça kullanmasına içerliyor.

Gözlemci Ankara-Afyon-Isparta otobüsünde.

Vakit ikindi namazı için oldukça daralmış durumda. Polatlı’ya yaklaşırken şoförden “5 dakikalık namaz molası” rica ediyor. Şoför 20-30 yıl öncesinin ‘fetva makamı’ndaki şoförleri gibi: “Otobüste kılabilirsin! Yolculuk sırasında kıble şart değil!”

Polatlı’da yolcu almak için duruyor otobüs. Bir yazıhanede yere serdiği montunun üstünde namazını hızlıca eda ediyor gözlemci; şoföre yine de minnettar kalıyor.

Gözlemci İzmir’de, Konak Meydanı’nda.

Hava ılık, insanlar hareketli, meydan cıvıl cıvıl. Saat kulesinin dibindeki küçük ve şirin mescit arı kovanı gibi; namaz kılmaya girenlerle dolup taşıyor.

Bacaklarını sımsıkı saran kotlarıyla, vücut hatlarını apaçık gösteren kıyafetleriyle, altı kot üstü kısa mont fiks giyimleriyle genç kızlar, orta yaşlı hanımlar da mescidin bir kenarında perde gerisinde namazlarını kılıyor. Namazlarını kılan genç erkek ve kızlar çıkışta kordona doğru yol alıyor ve kalabalık içerisinde kaybettiriyorlar kendilerini.

Gözlemci Erzurum’da bir cami bahçesinde.

Cuma namazı için camiye akın ediyor Müslümanlar. Camiye girmeden önce birbirlerini görmedikleri bir haftalık sürede neler olup bittiğini konuşuyorlar sigaralarını tüttürürken. Biraz sonra sigara kokusuyla saftaki dindaşlarını rahatsız edeceklerinin farkında görünmüyorlar; laflarken şunu bunu, ötekini berikini, amirini memurunu, hocasını öğrencisini çekiştirmekten rahatsız olmadıkları gibi. Cami çıkışında yine aynı tablo: Kur’an ayetleri okuyan diller dışarı çıkınca anında dedikoduda, gıybette, galiz ifadeler kullanmakta bir beis görmüyor.

Camiye gelen zevatın bir kısmının resmi araçlarla, korumalarla, güvenlikçilerle gelenlerin araçlarına ayrılmış park alanındaki araçlarına binerek uzaklaşmaları da gözden kaçmıyor bu arınma gününde.

Gözlemci ekran karşısında.

Kanallarda dinin öğütlediği tevazudan, hoşgörüden, insana saygıdan eser yok. ‘Haber’ programı diye insanlara dayatılan şeylerde kavganın, üstün gelme hırsının, iftiranın, yalanın haddi var hesabı yok. Kendisini dindar insanların oluşturduğu iktidar kadrolarının destekçisi sayan kanallar da dahil bir çok kanalda müstehcenliğin her türünden örnekler akıtılıyor. Dizileriyle iddialı kanalın neredeyse her dizisinde şiddet, erotizm, cinsellik kol geziyor.

‘Cemaat’ kanalları ‘en dindar’ olma iddiasında; biri diğerini, öteki berikini yerden yere vurma, aşağılama, hor görme yarışında. Atatürk kitabıyla ortaya çıkanı tuhaf/acayip/garip söylem ve iddialarıyla milletin parasını 75’er 75’er cebe indirme derdinde. Bir diğeri yazdığı 25’ten fazla risalesiyle her konuyu aydınlatma iddiasında; onu okursan başka hiçbir şeye ihtiyacın kalmayacakmış gibi oluyorsun.
100 bilmem kaç liraya seti aldığında muska hediyeni de alıp dört dörtlük bir dindar oluyorsun. Cemaat çok, kanal/yayın da ziyadesiyle; birinin kanalını izlerken memlekette başka hoca/cemaat/mezhep/meşrep yokmuş diye düşünüyorsun.

Örnekleri/manzaraları/tabloları çoğaltmak mümkün.

Görüldüğü gibi, memleket bir taraftan dindarlaşıyor, evet. Alternatifler çoğalıyor, eğitimde, yayıncılıkta, yaşamın her alanında artık dindarlığın göstergeleri karşımıza çıkıyor. Ama keyfiyet kemiyete eşlik edemiyor; olan biten her şey istatistiki bir değer olarak kayıtlara geçiyor. ‘Görüngüler’ artıyor, öz/ruh kayboluyor.