CHP’nin Değişmeyen Muhalefet Anlayışı

17/25 Aralık hükümeti devirme operasyonlarındaki tapeleri okuyarak alenen suç işlemeyi bile göze aldılar. İster ordu, ister yargı, ister Fetö, Erdoğan’ı devirmek adına kimde bir kıpırtı görürlerse hemen yanlarına koşuyorlar. “ABD’deki Zarrab-Atilla davasından Türkiye aleyhinde bir şeyler çıksın, Erdoğan’ı tutuklayıp götürsünler.” diye konuşan, yazan CHP’liler var.

Türkiye’de muhalefet denince akla gelen CHP, “ezeli muhalefet” olmasının, böyle giderse “ebedi muhalefet” olmanın ötesine geçemeyecek hale gelmesinin sebepleri üzerinde hiçbir zaman düşünmedi. Var olduğundan beri günü birlik popülist söylemlere yönelmesinin fayda etmediğini bildikleri halde, her dönem bu yanlışlığa düşmekten kendilerini alamadılar. Genel Başkanları İnönü, Ecevit, Baykal, Kılıçdaroğlu gibi isimlerin hiçbiri, halkın hissiyatını, beklentilerini okuyamadı. Her biri halktan kopuk anlayışın temsilcisiydi ve kendilerini halka anlatacak, onları rahatlatacak programları hiçbir zaman olmadı. Adı halk partisi olmakla beraber halkı pek önemsemediler.

Şanslarına, karşılarına hep baş edilmesi zor sağ liderler çıktı. Menderes, Demirel, Özal, Erbakan, Erdoğan gibi liderler, CHP karşısında seçim kazanırlarken pek zorlanmadılar. Özellikle Erdoğan döneminde, her seçimde Erdoğan’ın başarılarını öfkeyle izlemek zorunda kaldılar.

Aslında CHP’nin başarısızlığı, karşılarına çıkan sağ liderlerin karizmasından değil tek parti oldukları dönemde halkı hiçe sayan, sopa gösteren, kanun ve silahla bazı dayatmalarda bulunan icraatlarından kaynaklanıyor. Geçmişten gelen bir anlayışla mirasçısı oldukları İttihat ve Terakki’nin zorbalığı, Abdülhamit’i tahttan indirmeleri, Genelkurmay Başkanını silahlı Babıali baskınıyla öldürmeleri gibi icraatlara dayanıyor. Bu sebeple hep mesafeli durdu Türk halkı bu zihniyete.

İttihat ve Terakki’nin terör estirmesi hala zihinlerden gitmiyor. Sadece zorbalıkları değil, yabancılarla işbirliği yapmaları, padişah düşürmek uğruna Balkanları kaybetmeleri de cabası.

Tüm bunlara rağmen fakir, yorgun ve bitkin düşen halkın yapabileceği fazla bir şey yoktu ama bir şey yapabildiler: asla unutmadılar.
İktidarı kaybederken de zorbalık yaptı İttihatçılar. Onların baskısından yılan kimi eski İttihatçılar, Hürriyet ve İtilaf Fırkası’nı kurdular. Kısa sürede yetmiş mebusu saflarına alarak kuruluşundan yirmi gün sonra İstanbul’da yapılan ara seçimi kazandılar. Zihinsel olarak aslında aralarında belki çok fark da yoktu ama bir alternatif olduğu için halk Hürriyet ve İtilaf Fırkası’na yönelmişti.

İttihat ve Terakki, CHP ve Aynı Tarz Muhalefet

İktidarda yer alan İttihat ve Terakki, Hürriyet ve İtilaf Fırkası’nın ara seçimlerden bir yıl sonra yapılacak olan Meclis-i Mebusan seçimlerinde başarılı olma ihtimalini görünce birtakım tedbirler aldı. Halkı darbeyle, silahla korkuttuktan sonra yeni kurulan Hürriyet ve İtilaf Fırkası’nın yeterince örgütlenebilmesine fırsat vermeden bir erken seçime gitmek için hileli yollarla ve tehditlerle V. Mehmed’in Meclis-i Mebusan’ı feshetmesini sağladılar.

“Sopalı seçimler” adıyla anılan ve muhalif milletvekili adaylarının dövülmesi, sandıklardaki Hürriyet ve İtilaf oylarının sayılmaması, yakılması, atılması gibi olayların da yaşandığı 1912 seçimlerinde İttihat ve Terakki dışından yalnızca altı kişi meclise girebildi.

Osmanlı’yı savaşa sürükledikten, parçaladıktan ve batırdıktan sonra mütareke döneminde Alman zırhlısıyla Türkiye’den kaçtılar. Enkaza dönen Türkiye, Çanakkale ve Kurtuluş Savaşı verdikten sonra bağımsızlığını kazanabildi. O dönemde kurulan Cumhuriyet Halk Fırkası 1950’ye kadar tek parti olarak ülkeyi yönetti.

Kılık kıyafet devrimi, hilafetin kaldırılması, Arapça ezanın yasaklanması gibi icraatlar halka sorulmadan kanun ve ceza yoluyla tepeden inme gerçekleştirildi. Halkın büyük bir kısmı Cumhuriyet Halk Fırkası’nı İttihat ve Terakki’nin devamı olarak gördü.

Atatürk halktaki hoşnutsuzluğun farkındaydı. Yakın arkadaşlarından Fethi Okyar’a Serbest Fırka’yı kurdurdu. Halk öyle bir akın ettti ki Fethi Okyar bile şaşırmıştı. Alternatif olsun da kim olursa olsun diyen halk mahşer gibi kalabalıklarla karşılıyordu Fethi Okyar’ı.

Bu dönemi ünlü romancı Reşat Nuri Güntekin Kavak Yelleri romanında çok güzel anlatır. Halkın korkusunu öyle canlı yansıtır ki, acımadan edemezsiniz. Özellikle İzmir Mitingi’nde ucu bucağı görünmeyen mahşeri kalabalık “Bizi Kurtar!” diye bağırıyor, vatandaşın biri oğlunu kurban etmeye kalkıyordu. Fethi Okyar halkın bu olağan dışı ilgisinden korktu ve dönüşte istifasını verdi. Serbest Fırka kapandı. Atatürk vefat ettiği zaman İsmet İnönü Başbakan değildi. Üstelik Atatürk’le araları bozuktu ve Atatürk’ün kendisinden sonra Fevzi Çakmak’ı istediği biliniyordu.

Fevzi Çakmak Cumhurbaşkanlığına aday olacakken 1. Ordu Komutanı Fahrettin Altay, yanına gelip “Aday olma, biz ordu olarak arkanda durmayacağız. Biz İsmet İnönü’yü destekliyoruz.” deyince Genel Kurmay Başkanı Fevzi Çakmak adaylıktan vazgeçmek zorunda kaldı. Üstelik cumhurbaşkanlığı seçiminde, İnönü’yü istemeyen bir grup engel olmaya kalkmasın diye meclisin etrafını muhafazaya aldı. Bir bakıma İnönü’nün Cumhurbaşkanı seçilmesinin garantisi oldu. Cumhurbaşkanı İsmet İnönü ise ilk icraat olarak Fevzi Çakmak’ı tasfiye etti.

Kurtuluş savaşını yapmış olan ordunun jandarmaları ve polisleri Arapça ezan ve Kur’an okumaya kalkan, camilerde çocuklara elifba öğreten hocaları, imamları tekmeleyerek dövmek, kimi yerlerde öldürmek gibi dehşet olaylarla nizam sağlamaya çalışıyordu İnönü döneminde. Din adına herhangi bir çalışmanın ortaya çıkmaması için jandarma ve polisler uzun yıllar iş başında bulundu.

Halk Neden Serbest Fırka’ya, Demokrat Parti’ye Akın Etti

Batı’nın NATO için şart koşmasıyla İnönü zamanında demokrasiye geçildi. Ne var ki Türkiye’ye demokrasi getiren İnönü, getirdiği demokrasiyi pek hazzedemedi. Celal Bayar, Adnan Menderes gibi isimlerin CHP’den ayrılıp DP’yi kurması halk tarafından ilgi görünce hoşlanmadı. Halk bir zamanlar Serbest Fırka’ya koştukları gibi CHP’den kopma DP’ye akın etti. İlk seçimde “açık oy gizli sayımla” DP kaybettirilse de, 1950 seçimlerinde tek başına iktidara geldi.

DP’ye CHP’nin tepkisi laikliğin elden gitmesi, irticanın hortlaması, devrimlerin yok edilmesi argümanlarıyla oldu. DP iktidardı ama “CHP-Ordu-Yargı ve Basın” el eleydi. Zaten çok fazla tahammül edemediler ve ihtilalle ezanı tekrar Arapça okutan Menderes’i devirdiler. CHP’yi milletin gözünden ve gönlünden iyice uzaklaştıran bu ihtilaldeki tutumlarıydı.

27 Mayıs ihtilaliyle devrilen DP’li milletvekilleri Yeşilköy havaalanından helikopterle alınmış, daha sonra ite-kaka ve hakaretlerle vapura bindirilmişti. Onların bu şekilde Yassıada’ya götürülmeleri gerçekten acıklıydı. Hava çok soğuktu o gün. Üşüyenler, titreyenler çoktu. Nereye gittiklerini bile bilmiyorlardı. Vapurda Samet Ağaoğlu, Fatin Rüştü Zorlu, Tevfik İleri, Refik Koraltan gibi tanınmış milletvekilleri vardı.

Tevfik İleri elinde tesbihle Allah’a dua ediyordu. Başlarında soğuk çehreli bir subay vardı. Uzun boylu, siyah saçlı ve parlak gözlüydü. Fatin Rüştü Zorlu’nun yanına geliyor ve yanağını okşayıp alay ediyordu.

“Ah Paris! Cici Paris ha?”

“Fransızlardan rüşvet yedi, Fransız sosyetelerinde kumar oynadı.” diye suçlanan Zorlu sesini çıkarmıyordu. Samet Ağaoğlu ile de dalga geçiyorlar, “Güya şairmiş!” diyorlardı. Tesbih çektiği için Tevfik İleri’ye küfrediyorlardı.

Yassıada’ya getirildiklerinde DP milletvekilleri iki-üç metrelik odalarda üst üste istif edildiler. Fatin Rüştü Zorlu tekme tokat dayak yiyordu. Menderes ve arkadaşlarının şiddetle darp edildikleri, her türlü tacize maruz kaldıkları kulaktan kulağa yayılıyordu.

İhtilali hazırlayan Cemal Gürsel ve takımıydı ama kamuoyu ihtilali yaptıranın gerçekte İsmet İnönü’nün olduğuna inanıyordu.

Adnan Menderes’in asılıp asılmayacağına ihtilali yapan Milli Birlik Komitesi karar verecekti. Milli Birlik Komitesi’ni İnönü etkiliyordu. Menderes’i asılmaktan ancak İnönü kurtarır deniliyordu. Ama İnönü, Gürsel’in yanına gitmiyordu.

Bunun üzerine Adnan Menderes’in hanımı Berrin Menderes İnönü’yü ziyaret etti, ağlayarak yalvardı.

“Siz araya girin, onları ancak siz kurtarabilirsiniz.”

İsmet İnönü, Berrin Hanımı nazik bir tavırla karşıladı ve ona Devlet Başkanı nezdinde teşebbüse geçip, idamların kaldırılması için gayret göstereceğini vaat etti.

Berrin Hanım bir an için ferahlık duyarak onun yanından ayrıldı.

İnönü idamların aleyhinde olduğunu bir mektup ile Cemal Gürsel’e bildireceğini söylemişti. Fakat Gürsel Paşa ondan önce davranarak İnönü’yü ziyaret etti. CHP liderinin bu konuda verdiği cevap şuydu:

“Benim bu hususta söyleyebileceğim bir şey yoktur. Her şeye kadir olan Milli Birlik Komitesi’dir.”

Berrin Hanım’ın ağlayarak yaptığı yalvarışlarını unutmuşa benziyordu.

Halkın Unutamadığı Acılar

Yassıada Mahkemeleri başlamıştı. Menderes kendini savunurken taraftarları üzgün gözlerle hakimlere yalvarırcasına bakıyorlardı.

“Ben hiçbir zaman ağır söz söylemedim,” diyordu Menderes. “Söyleyemem. Odacılara ve kapıcılara dahi Bey derim. Bunu hepsi bilirler.”
Onları yargılayanlar, “Sizi buraya atan irade böyle istiyor.” diyordu. Ve öyle oldu. Menderes, Zorlu, Polatkan idam edildi. Türk halkı bu idamlarla büyük bir travma geçirmişti. CHP’ye, TSK’ya, yargıya ve basına mesafeleri o günden başladı ve bir daha CHP’yi iktidara getirecek oyu vermedi.

Menderes’ten sonra gelen Süleyman Demirel demagojileriyle, halk tipi konuşmasıyla ve idare-i maslahatçılığıyla tanındı ama CHP’ye karşı Menderes’i sevenler tarafından desteklendi. Ancak onun zamanında solcuların önemli makamlara getirilmesi, dindarların haklarının savunulur gibi yapılıp savunulmaması muhafazakâr kesimde kuşkulara yol açtı. Yine de “Aman CHP olmasın” anlayışıyla desteklendi. Ama bazı icraatları ve kanunları rahatsızlık veriyor, şikayetçi olan Konyalılara “Siz Konyalılar dindarsınız, bize oy vermeye mecbursunuz.” gibi sözler söylüyordu.

O dönemde Erbakan CHP ile AP’nin aslında birbirlerinden farklı olmadığını söyleyenlerin sesi olarak siyaset dünyasına girdi ve siyasette yeni bir yol açtı. CHP’de de yeni lider Ecevit olmuş, halkın umudu olarak sunulmuştu. Ecevit’in CHP’si ilk seçimde birinci parti olunca Erbakan’ın kurduğu ve ilk seçimde 48 milletvekili kazanan MSP ile koalisyon kurdu.

Çok geçmeden bu hükümet yıkılınca, CHP AP’den transfer ettiği 11 milletvekiliyle tek başına hükümet kurdu. Ancak anarşinin arttığı, yağ-şeker kuyruklarının yaşandığı kötü bir CHP iktidarı çok sürmedi. Daha sonra AP-MSP-MHP hükümeti kuruldu. Bu dönem 1980 ihtilaliyle son buldu.

1980’li yıllar yeni kurulan ANAP’lı ve Özal’lı yıllar oldu. CHP, Menderes’e ve Demirel’e yaptığı gibi, Özal’ı da laikliği ihlal etmekle, irticayı hortlatmakla suçlayan bir muhalefet sergiledi, sık sık Anayasa Mahkemesi’ne koştu.

Özal’ın ölümüyle eskisi kadar oy alamayan ve DYP-SHP (CHP) hükümeti kuran Demirel, Cumhurbaşkanı olunca, kısa süreli Mesut Yılmaz-Tansu Çiller hükümetleri yaşandı ve daha sonra o dönemde belediyeleri kazanan, seçimde birinci olan Erbakan Başbakan oldu. Ordu-Medya ile birlikte Demirel de Erbakan’ı hazmedemeyince 28 Şubat yaşandı. Sağcı lider Demirel’in o süreçteki tavırları çok acıklıdır. 28 Şubat’ın yanında yer alması, askerlerle birlikte hareket etmesi halkın gözündeki itibarını sıfırlamıştır.

CHP Halk Tarafından Cezalı

2000’li yılların başı: Halk askerlere, Demirel’e, Erbakan’ın partilerini kapatan yargıya, medyaya ve 28 Şubat’ın yanında yer alan CHP’ye, kendisini aldatan sağ partilere öfkelidir ve sessizce İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın yeni kuracağı partiyi beklemektedir. Nitekim Erdoğan’ın Ak Parti’si tek başına iktidara gelirken, sadece CHP güç bela barajı aşabilmiştir.

2002 yılından itibaren iktidarını sürdüren Erdoğan’a karşı CHP’nin muhalefeti gün geçtikçe etkisiz, ciddiye alınmaz, bazen de “Bir muhalefet lideri nasıl o sözleri söyleyebilir?” noktasına gelmiştir.

Çünkü CHP, Erdoğan’dan önce, “Ordu-Yargı ve Basın”la birlikte hareket eden bir güçtü. CHP’nin o gücü 2007 Cumhurbaşkanı seçiminden sonra hızla eridi.

CHP buna rağmen halkın artık iyice bıktığı “Ordu-Yargı-Medya” işbirliği dönemindeki gibi eskimiş muhalefet sergiliyor. Projesi olmayan ama “Erdoğan gitsin de nasıl giderse gitsin” mantığıyla, bir zamanlar düşman gördüğü kesimlerle bile işbirliği yapmaya kadar vardırıyor işi.

Sürekli birilerinin ağzıyla hükümetin yolsuzluk yaptığını iddia ediyor ama her defasında iddiaları boş çıkıyor. Tazminat ödemekten bıkmadılar ama yalanlara dayalı muhalefetten de usanmadılar. 17/25 Aralık hükümeti devirme operasyonlarındaki tapeleri okuyarak alenen suç işlemeyi bile göze aldılar. İster ordu, ister yargı, ister Fetö, Erdoğan’ı devirmek adına kimde bir kıpırtı görürlerse hemen yanlarına koşuyorlar.

“ABD’deki Zarrab-Atilla davasından Türkiye aleyhinde bir şeyler çıksın, Erdoğan’ı tutuklayıp götürsünler.” diye konuşan, yazan CHP’liler var.

On beş yıldır iktidara yaklaşamayan, her seçimde çok iddialı olmalarına rağmen oy oranını artıramayan CHP, artık siyasi muhalefet gibi algılanmıyor. O yüzden de Türkiye seçmeni CHP’yi belli bir oranda özellikle sabit tutan bir tavır sergiliyor.

Seçmenin bu tavrı CHP’ye geçmişinden ve değişmeyen zihniyetinden dolayı verilen bir ceza. Ne yapacağına bir türlü karar veremeyen ve adeta müzmin muhalifler gibi muhalefet eden Kemal Kılıçdaroğlu ise sanki CHP’ye bir ceza!