Müfredat, Ulusal Sınavlar ve Ötesi

Romantik yaklaşım ve eleştiri örneklerine, son günlerin sıcak gündemleri olan müfredat, TEOG ve üniversite giriş sınavlarına ilişkin tartışmalarda da bol bol şahit olduk. Oysaki hayatın olağan akışında belirleyici sâik pratik faydadır. Bir ebeveynin çocuğu için eğitim tercihine karar verirken de bir devletin eğitim sistemine karar verirken de bu sâik ağır basar. Romantizm, çoğunlukla sözde kalır.

Eğitim eleştirilerindeki romantizm

Yalnız Türkiye’de değil dünyada da eğitim sistemlerine ilişkin yaygın eleştirilerin romantizm dozu yüksektir. Romantizm, “uyuşuk duygusallığa eğilim ve düşler evrenine dalış” şeklinde de tanımlanır. Eğitim sistemlerinin eleştirilerinde bu yaklaşım biçimi kitlelere keyif verip rahatlatıcı bir etki gösterse de alternatifin nasıl olması gerektiğine dair bir aydınlanmaya yardımcı olmaz.

Romantik yaklaşım ve eleştiri örneklerine, son günlerin sıcak gündemleri olan müfredat, TEOG ve üniversite giriş sınavlarına ilişkin tartışmalarda da bol bol şahit olduk. Oysaki hayatın olağan akışında belirleyici sâik pratik faydadır. Bir ebeveynin çocuğu için eğitim tercihine karar verirken de bir devletin eğitim sistemine karar verirken de bu sâik ağır basar. Romantizm, çoğunlukla sözde kalır.

Tarım sonrası toplum, ulus devlet ve kalkınma miti

Modern toplumları ve dolayısıyla modern eğitim sistemlerini şekillendiren üç temel belirleyici vardır: tarım sonrası toplum, ulus devlet ve kalkınma miti.

Çok uzatmadan hatırlamak gerekirse tarım sonrası toplum yani sanayi ve ardından bilgi toplumu, iş bölümünün uzmanlığa dayalı olarak gerçekleştiği, kentli yeni bir sosyal ilişki biçimini ortaya çıkardı. Eğitim sistemleri de köyden kente göçen bireyin, yeni şartlara ayak uydurmasını sağlamak üzere yapılandırıldı. Yani eğitim sistemlerinin bireye bir taraftan tarım sonrası üretim biçimine katılmak için ihtiyaç duyduğu yetkinlikleri kazandırması gerekirken bir taraftan da yeni sosyal ilişkiler ağına uyum sağlaması ve üzerine düşen rol ve sorumlulukları yerine getirmesi için ihtiyaç duyduğu entelektüel yetkinliği kazandırması gerekiyordu.

Ulus devletler, varlıklarını devam ettirmek zorundaydılar. Bunu sağlamak için mensuplarına, bir millet bilinci kazandırmaları gerekiyordu. Yapılması gereken birbirine tarih, coğrafya, ırk, din, dil gibi bağlarla bağlı ortak ülküsü olan vatandaşlar yetiştirmekti.

Devamı Yörünge Dergisi 2. Sayısında (Kasım/2017)