Kuzey Irak Cephesinde Yeni Bir Şey Yok…

Peşmerge komutanlarına sorulan, “Haşdi Şabi saldırırsa ne yaparsınız? sorusuna verdikleri “Koalisyon güçleri buna izin vermez.” cevabına rağmen gelinen son nokta, alınan garantilerin tutmadığının, verilen sözlerin yerine getirilmediğinin ve dengelerin sürekli değişebileceğinin açık bir göstergesi oldu.

Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi (IKBY)’nin 25 Eylül’deki tartışmalı referandumunun ardından bölgede sular ısınmaya başladı. Kendini hızlı ve değişken bir sürecin içinde bulan bölgede, Irak Merkezi Hükümeti’nin Kerkük’e girmesi, Barzani’nin yapılmasında ısrarcı olduğu referandumun bölgeye getirmesi beklenen bağımsızlık hayallerini de yıkmış oldu.

IKBY’nin Irak’taki statüsü, II. Körfez savaşından sonra oluşturulan Anayasa ile tanımlıdır. 2005 yılında oluşturulan Anayasayla Kuzey Irak’ta tanımlanmış Irak Kürdistan Bölgesel Yönetiminin Parlamentosu, polis gücü ve Peşmergeden oluşan ordusu dahi var.

IKBY’nin federatif yönetim olmasına karşın bağımsız bir devlet gibi anlaşmalar imzalamasının, halka bu minvalde telkinlerde bulunmasının ve toplumu sanki ilerde olacak bir bağımsızlık referandumuna hazırlamasının geri planında süreci bu günlere taşıyacak bir aklın olduğunu göstermektedir.

IKBY, yönetimini üstlendiği bölgeden dışarı taşarak çeşitli unsurların yaşadığı illerde de hak iddia etmesi, zaten karşı çıkılacak olan referandum sürecini daha da tartışmalı hatta çatışmalı hale soktu.
Kuzey Irak’ta olan biteni değerlendirirken Amerika Birleşik Devletleri, Rusya, İran, Irak Merkezi Hükümeti, Suriye, Türkiye ve hatta Körfez ülkelerini dahi birbirinden bağımsız düşünemeyiz. Bölgedeki petrol üretiminin dünya sıralamasındaki yeri, kendi başına bırakılmayacak ve denklemlerin titizlikle tekrar tekrar kurulduğu sorunlu bir bölgeden söz ettiğimizi anlaşılır kılıyor.

Kürtleri referanduma taşıyan süreç…

II. Körfez Savaşının ardından Saddam’ın devrilmesiyle bölgede yürütülen mühendislik, Mesut Barzani’nin eleştiri oklarını üstüne çekmesi, muhalefet tarafından köşeye sıkıştırılması, toplumda kabul gücünün düşmesi, görev süresinin dolması gibi nedenler, referandum sürecinin öne alınmış olabileceği gerçeğini de doğuruyor.

Sınırları Türkiye, İran ve Irak Merkezi Hükümet ile bağlı bir bölgesel yönetimin (Üç ülkenin de sert bir dille buna karşı çıkmasına rağmen) bağımsızlık kararı almasının açıklanabilirliğinin ne olduğuna gelince, Amerika Birleşik Devletlerinin bağımsızlık kararına üstü kapalı desteğinin ve İsrail’in tam anlamıyla verdiği açık desteğin yanında Fransa ve İngiltere’nin sessiz kalmasının ya da bahsi geçen ülkelerin cılız tepkilerinin destek olarak algılanmasının yüksek payını görüyoruz.

ABD’nin, Rusya’nın, İran’ın, Fransa’nın, Almanya’nın, İngiltere’nin, Türkiye’nin aslında neredeyse bütün bir dünyanın terör olarak kabul ettiği DAEŞ’in, bölgede bu kadar geniş bir alana nasıl hükmettiğini düşünmeye başlamışken DAEŞ’in göstermelik bir çatışmayla ellerindeki bazı toprakları Suriye’de PYD unsurlarına, Irak’ta Kürdistan’a devretmesi bölgedeki mühendisliğin bir başka ayağı olarak karşımıza çıkıyor.

Irak Merkezi Hükümeti’nin, İran’ın ve Türkiye’nin çok sert açıklamaları ve yaptırımlarının yanında Kürdistan Yurtseverler Birliği, Türkmenler, Araplar ve bir kısım Kürtlerin dahi karşı çıktığı bağımsızlık girişiminin akamete uğrayacağı bilinen bir gerçek olduğu halde referanduma gidilmesi, Barzani’nin bir analiz hatası mı yoksa bazı ülkelerden aldığı güvenceler neticesi mi bilemiyoruz. Ancak bir analiz hatası olduğunu söylemek, bu denli titizlikle stratejilerin işlendiği bölgeyi çok iyi bilen Barzani için haksızlık olacakken ikinci seçeneğin sonuçlarını kestirememek Barzani için sanırım tamamen bir hayal kırıklığı denilebilir.

ABD’nin bölgeye kuracağı üs ile Orta Doğu’daki askeri varlığının güçlenmesi, İsrail’in güvenliğinin sağlanması, Irak’ın toprak bütünlüğünü yitirmesi gibi sonuçlara bakıldığında, kurulması planlanan Kürdistan’ın kime nasıl hizmet edeceğini ve sonrasında bölgenin alacağı şekli kestirmek zor değil.
Referandumla başlattığımız süreci hızlı bir şekilde günümüze taşıdığımızda, Irak ordusu, Haşdi Şabi birlikleri ve Türkmen birliklerinin de dahil olduğu orduyla Kerkük’e giden yolda Tuzhurmatu, Beşir bölgelerinin ardından Kerkük’ü de şuan ellerinde bulundurması bir takım planların bozulması ya da ertelenmesi anlamını taşıyor.

Kürtler satıldı mı…?

Devamı Yörünge Dergisi 2. Sayısında (Kasım/2017)