İsmet Özel’i Tenkit Vakti Geldi

Bedel ödemeden itibar devşirmek! Çağımızın genel hastalığı. Belli bir süre mümkündür belki, ancak uzun soluklu olanı görülmemiştir. Sünnetullaha aykırıdır çünkü. Evet, İsmet Özel neden çevresine faydalı bir şair ve yazar, bir düşünce adamı olamadı / olamıyor? Bu sorunun cevabını buralarda aramak gerekiyor belki. Çünkü o, bir yere değil hep kendine çağırmaktadır.

İsmet ÖZEL ve Martin BUBER

Martin Buber, 1878-1965 yılları arasında yaşamış ve çağdaş siyonizmin kurulmasına öncülük etmiş Yahudi asıllı Alman bir düşünürdür. Varoluşçuluk akımına Tanrı sorunundan kaynaklanan bir görüşle yaklaşır. Ona göre insan, kendi özünü yine kendisi yaratan bir varlıktır. “Ben” ile “varoluş” arasında bir ayrılmazlık vardır. Bu yüzden insanı var olmadan önce tanımlama ve niteleme imkânı yoktur.

Martin Buber, bir tür dinsel varoluşçuluk üzerine kurduğu diyalog felsefesiyle ilgili görüşlerini özlü ve özgün bir biçimde Ben ve Sen adlı eserinde ortaya koydu. İnsan ile evren arasındaki varlık ilişkisinin kaynaklarını araştırdı. Ona göre insan-varlık bağlantısı iki özden oluşan bir bütündür. Birincisi “Ben-O”, ikincisi “Ben-Sen”dir. “Ben” kendi kendine var olamaz; “O” ve “Sen” ile bir bütünlük içinde var olabilir.

Bu varoluş bir bağlantıdır. İnsan ancak “Sen”de “Ben” olabilir. “Ben”, bir insanın karşısında “Sen” olarak vardır. Yani “Ben” “Sen”dedir. Bu varoluş biçimi nesnenin nesnede bulunması anlamına gelmez. Tanrı “sonsuz Sen” niteliğinde bir varlıktır ve “Ben” ile karşı karşıyadır. Bu sebeple bu iki varlık birbirini gerektirir. Öte yandan “Sen” ile “O” da iki varlık türü olarak birbirini gerektirir ve karşı karşıyadır. “Ben” ile “Sen” doğrudan doğruya birbirinin karşı-varlığıdır. “Sen” ile “O” ise ancak nesne evreninde karşı karşıyadır. (Türk ve Dünya Ünlüleri Ansiklopedisi, C. 3, Anadolu Yayıncılık, 1983.)

Martin Buber’in 1923’te Almanca olarak kaleme aldığı söz konusu eseri (Ich und Du), ilk defa (Ayşe) İnci Palsay tarafından Ben ve Sen adıyla Türkçeye çevrilmiş ve Kitâbiyât yayınları arasında neşredilmişti (Nisan 2003). Görmemişim. Aynı çevirinin gözden geçirilmiş ikinci baskısı ise Kopernik Kitaptan çıktı (Mayıs 2017). Ben ve Sen’i bu baskısından okuma imkânı buldum. Türk okuru, dar bir çevrenin dışında Martin Buber’i tanımıyor. Bunun üç önemli sebebi var sanırım: Birincisi Türkçeye çok geç çevrilmiş, ikincisi ağır ve felsefî bir dili var, üçüncüsü de iyi bir siyonist. Böyle olunca Martin Buber ve düşüncesi, Türkiye’de geniş okur kitleleri tarafından yeterince tanınmamış oldu.

(Martin Buber-İsmet Özel ilişkisi)

Şimdi Martin Buber’in Ben ve Sen’ini okurken zihnimde İsmet Özel’in bir makalesi, daha doğrusu bir tebliği canlandı. Onu da bulup okudum. Ardından İsmet Özel-Martin Buber ilişkisi üzerine düşündüklerimi yazmak istedim. İsmet Özel’in söz konusu makalesi, İslâmî İlimler Araştırma Vakfı Yayınları arasında Bilgi, Bilim ve İslâm adıyla neşredilen (İstanbul 1987) bir derleme kitapta yer alıyor.

Makale, vakfın 1984’te düzenlediği bir seminerde “Bilimin Dünyasından Bilginin Dünyasına” başlığıyla tebliğ olarak sunulmuş. İsmet Özel’in tebliğdeki tezi bilim ve bilgi kavramları arasında yapılan bir ayrıma dayanıyor. Ona göre bilimin dünyası XVII. yüzyıldan itibaren bilginin dünyasını yıkarak önce Avrupa’dan başlamak üzere adım adım bütün dünyada onun yerine hâkimiyet kurmuştur. Daha sonra bilgi ve bilim kavramlarını bilme eyleminde özne ve nesne alanında sergilediği özel tavırları açısından tahlil eden İsmet Özel, tercihini bilgi lehine ortaya koymakta ve yaşamakta olduğumuz bilimin dünyasından bilginin dünyasına geçmenin mümkün olduğunu söylemektedir. Bu da ancak din ve/veya sanatla olabilecek bir husustur.

Devamı Yörünge Dergisi 2. Sayısında (Kasım/2017)