Irak Kürdistan’ı ve Türkiye Kürtleri

Yalnızca AK Partili Kürtler değil, dört ülkeye dağılmış, değişik görüşlerden Kürtler de Erdoğan’ın geçmişteki çözüm çabalarını umutla ve heyecanla izlediler. Bölgede bir Kürt-Türk ittifakı ihtimali ve pratiği tüm bölge Kürtlerini heyecanlandırmıştı.

25 Eylül’de Irak Kürdistanı’nda yapılan “bağımsızlık referandumu”, Türkiye’nin bölge Kürtleriyle olan ilişkisini altüst eden gelişmelere neden oldu. Ankara-Erbil hattındaki gerilim, tüm bölgeye yayılan yeni bir saflaşmayı beraberinde getirdi. Bu saflaşmada Türkiye Kürtlerinin rolü özel bir önem taşıyor. Bu yazıda asıl olarak Türkiye Kürtlerinin son referandum sırasındaki tutumlarını değerlendireceğiz.

Tayyip Erdoğan faktörü

Tayyip Erdoğan’ın, Kürt meselesindeki cesaretli çıkışları, riski göze alan çözüm çabaları, AK Partiye oy veren, destekleyen, partide görev alan, Kürtler için temel ölçüydü. Onlar sorunun barışçı çözümü konusunda Erdoğan’ı önemli bir imkan olarak görüyorlardı. Son anayasa değişikliğine de biraz da bu nedenle sıkı bir destek verdiler. Yalnızca AK Partili Kürtler değil, dört ülkeye dağılmış, değişik görüşlerden Kürtler de Erdoğan’ın geçmişteki çözüm çabalarını umutla ve heyecanla izlediler. Bölgede bir Kürt-Türk ittifakı ihtimali ve pratiği tüm bölge Kürtlerini heyecanlandırmıştı. Aslında bu konuda ilk işareti Turgut Özal vermişti. Irak Kürdistanı’ndaki Kürtlerle, Barzani ve Talabani’yle ilk samimi ilişkiler, onun döneminde başladı. Özal, Türkiye Kürtleriyle yetinmeyerek bölge Kürtleriyle yeni bir sözleşme yapabileceğini ve iki halkın yeni bir çözüm ittifakına doğru ilerleyebileceğini düşündü. Bu yönde bir zihni zeminin hazırlanmasına da ön ayak oldu. Ancak Özal’ın siyasi gücü, bu projeyi daha fazla geliştirmeye yetmedi.

Önemli potansiyel

Türkiye Kürtleri, bölgedeki sorunun birlik içinde çözülmesi konusundaki en önemli toplumsal potansiyel olarak görülebilir. Dört ülkeye yayılmış Kürtlerin yarısından fazlası Türkiye’de yaşıyor. Türkiye Kürtleri, siyasi tecrübeleri, ekonomik güçleri, eğitim düzeyleri, iş yapma enerjileriyle bölgenin en önemli dinamiklerinden. Ayrıca tüm Kürtlerin bölge halklarına göre daha seküler bir yapılarının olması da dikkat çekici bir özellik sayılabilir. Bu nedenle sorunun barışçı bir diyalogla çözülmesi konusunda en istekli olanın Türkiye Kürtleri olduğunu söyleyebiliriz.

Türkiye’yi yöneten iradenin de bu isteğe karşılık verebilecek siyasi tecrübeye, toplumsal olgunluğa sahip olması imkanı daha fazlaydı. Ankara, gelişmişlik düzeyi, demokrasi tecrübesi, ekonomik potansiyeli ve yetişmiş insan gücü nedeniyle, bu meselenin daha olumlu bir zemine çekilmesine eğilim gösterebilirdi. Özal’ın başlattığını Erdoğan sürdürdü.

AK Parti iktidarının askeri vesayeti geriletmesi, çözüm karşıtı aşırı milliyetçi fikirlerle mücadele etmesi, bu sorunun barışçı çözümünde daha ileri adımlar atılabilmesi olanağını elde etti. Bu şekilde, Kürt kimliğinin kabulüne ilişkin dikkat çekici adımlar atıldı. 2013 yılı başında hayata geçen çözüm süreci, tarihi bir hamleydi. Bir barış ve kardeşlik anlayışı toplum içinde yaygınlaştı. Barzani ile yürüyen olumlu ilişkilere Türkiye Kürtleri ve Suriye Kürtleri de katıldı. AK Parti, Kürtlerin en çok oy verdiği parti durumuna geldi.

Çatışma ve ayrışma

Ancak 2015 Haziran seçimlerin ardından her şey tersine döndü. Çözümün yerini çatışma ve silahlı hesaplaşma aldı. Çözüm sürecinin kırılmaya uğramasının nedenlerinden birisi de Suriye’deki yeni gelişen YPG liderliğindeki Kürt hareketiydi. Türkiye, Suriye sınırlarının ve petrol boru hattının tamamının PYD tarafından kontrol edilmesini stratejik açıdan bir tehdit olarak görüyor.

Devamı Yörünge Dergisi 2. Sayısında (Kasım/2017)