İdlib Operasyonu ve Afrin

Türkiye, Rusya ve İran, Kazakistan’ın başkenti Astana’da 13-15 Eylül tarihleri arasında yürütülen görüşmelerde Suriye’nin İdlib bölgesinde dördüncü çatışmasızlık bölgesini beraber koruma konusunda anlaştı. Yapılan ortak açıklamada, İdlib ve komşusu Lazkiye, Hama ve Halep bölgelerinde devriye gezmesi için üç ülkenin kendi güçlerini göndereceği belirtildi.

12 Ekim gecesi Türk Silahlı Kuvvetleri İdlib’e girerek Suriye iç savaşında yeni bir dönemin başladığını ilan etti. 24 Ağustos 2016’da başlayan Fırat Kalkanı Harekatı ile güney sınırlarını kısmen güvence altına alan Türkiye, Astana süreciyle varılan uzlaşmaya dayanarak Suriye’de ikinci bir kontrol sahası elde etti.

İdlib operasyonu 9 Aralık Moskova Deklarasyonu ile başlayan Türkiye-Rusya ve İran’ın garantörlüğünde yürürlüğe giren 31 Aralık ateşkesinin bir parçası. Çatışmasız bölge ilan edilen İdlib’te sükûneti Türkiye, diğer garantörler ve sahadaki unsurlarıyla sağlayacak.

İdlib operasyonunun ikinci boyutu ise doğrudan Türkiye’nin, güneyinde oluşturulmaya çalışılan PYD koridorunu tamamen saf dışı bırakacak olması ve Afrin’in nötralize edilmesi. Yani Türkiye İdlib’in kuzeyinde kurmakta olduğu sınır hattıyla, terör örgütünün Halep ve Fırat’ın doğusundaki unsurlarla bağlantısını denetim altına almış hatta kesmiş olacak.

İdlip operasyonun üçüncü boyutu ise son aşamasına gelinen Suriye savaşında, müzakere masasında kimin ne kadar temsil edileceği ve pazarlık kozlarının ne olacağıyla ilgili. Türkiye’nin bölgeyi denetim altına alması, muhaliflerin buradaki varlığını sürdürmesi, Astana ve Cenevre süreçlerinde önemli bir koz alacak.

Suriye’de savaşın sonu mu?

Hali hazırda 7. yılını geçirdiğimiz Suriye iç savaşında açıkta kalan üç ana sorun görülüyor. Birincisi doğuda Deyr Zor ve çevresinde denetim kimin elinde kalacak? Irak-Suriye sınırını kim kontrol edecek? Bu sorunun yanıtı büyük ölçüde Irak ve Suriye’nin gelecek 10 yıldaki kaderini belirleyecek. Sınır yeniden denetim altına alınırsa iki ülke de toprak bütünlüklerini koruyabilmek adına büyük mesafe kat edecek. Aksi takdirde aşınma devam edecek.

İkinci konu Suriye’nin kuzeyinde ABD’nin desteğiyle ülkenin beşte birini ele geçiren terör örgütü PKK’nın Suriye’deki kolu PYD’nin ana omurgasını oluşturduğu Suriye Demokratik Güçleri nasıl bir yol izleyecek? Bir Kürt özerk bölgesi mi kurulacak yoksa Kürtlerle Araplar arasındaki gerilim iyice su yüzüne çıkarak çatırdamalar mı olacak? Bu soru Irak’ta Kürt Bölgesel Yönetimi’nin yaşadığı bozgun ve ABD’nin sessiz kalması dolayısıyla farklı bir noktaya taşındı.

Üçüncü konu ise altıncı Astana toplantısında çatışmasız bölge olarak belirlenen İdlib’te nasıl bir denge kurulacak? Türkiye-Rusya ve İran’ın uzlaşısı işleyecek mi? Türkiye’nin Afrin ile ilgili hedeflerine Ruslar nasıl bir yanıt verecek?

Elbette bu üç konunun dışında Doğu Guta, Hama ve Humus’taki direniş cephelerinin akıbeti, Halep’in yeniden canlandırılması, siyasi çözüm arayışları gibi meseleler de var. Ancak siyaset ve diplomasi büyük ölçüde sahadaki gelişmelere göre evrilecek. Temmuz ayında El Kaide’nin devamı kabul edilen Heyet Tahrir Şam’ın İdlib’i ele geçirmesiyle ABD’nin buraya müdahale edeceği imasında bulunması İdlib’e özel bir bölüm açmayı gerektiriyor.

Devamı Yörünge Dergisi 2. Sayısında (Kasım/2017)

Cevap Yazın